Bilimden Bir Dilim
 
BİLİMDEN BİR DİLİM
Bilimden Bir Dilim  
  Ana Sayfa
  Okulumuzun Tarihçesi
  Atatürk ve Fen
  GÜNCEL BİLİM HABERLERİ
  Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar
  Domuz Gribi
  Ülkemizde Nesli Tükenen Hayvanlar
  Doğru Bildiğimiz Yanlışlar
  Aileler İçin İnternet Kullanım Önerileri
  Hayata Dair
  Geri Dönüşüm
  Karikatürler
  Fıkralar
  Sizden Gelenler
  Anketler
  Bilmeceler
  Bunları Biliyor Musunuz?İLGİNÇ BİLGİLER-HABERLER
  Ziyaretçi Defteri
  Rehberlik
  Genom Projesi
  SBS Deneme ve Konu Anlatımı
  ÖĞRENCİLERİN YAPTIĞI ETKİNLİKLER
  İletişim
  FORUM
  4. sınıf :fen ve teknoloji
  5.sınıf:fen ve teknoloji
  6.sınıf fen ve teknoloji
  7. sınıf:fen ve teknoloji
  konular8. sınıf -fen ve teknoloji
  TESTLER
  denemeler 5.sınıf
  denemeler-1
  BİR HIKAYE (Akyuvar meydan muhaberesi)
  Sayaç
  Ödüllü Bulmaca
  BU BENİM ESERİM PROJESİ
  RENK KÖRLÜĞÜ
Bu site Cumhuriyet Mahallesi Ahmet Haşhaş İlköğretim Okulu Bilim, Fen ve Teknoloji Kulubü adına Hatice Akbay tarafından hazırlanmıştır.
7. sınıf:fen ve teknoloji

Soru ve Cevaplar İle Sindirim Sistemi

1.Besin maddeleri içeriklerine göre kaça ayrılır?
Besin maddeleri içeriklerine göre karbonhidrat,yağ,protein,vitamin,su ve mineraller olarak gruplandırılır.

2.Sindirim nedir?
Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere dönüştürülmesidir.

4.Sindirim hangi olayla başlar?
Sindirim çiğnemeyle başlar.

5.Mekanik sindirim nedir?
Besinlerin,çiğneme ve kas hareketleriyle küçük parçalara ayrılmasına mekanik sindirim denir.

6.Kimyasal sindirim nedir?
Besinlerin enzim adı verilen bazı salgılar yardımıyla parçalanmasına kimyasal sindirim denir.

7.Sindirim sistemimizi oluşturan yapı ve organlar nelerdir?
Ağız,yutak,yemek borusu,mide,ince bağırsak,kalın bağırsak ve anüstür.

8.Sindirime yardımcı organlar nelerdir?
Karaciğer ve pankreastır.

9.Ağızın sindirimdeki görevi nedir?
Besinlerin mekanik sindirimi ağızda çiğnemeyle başlar. Yine karbonhidratların kimyasal sindirimi ağızdaki tükürük içindeki enzimler sayesinde başlar.

10.Yutak hakkında bilgi verin.
Yutak besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.

11.Yemek borusu hakkında bilgi verin.
Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.

12.Midenin yapısı ve görevi hakkında bilgi verin.
Besinlerin mekanik sindirimi midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece besinler parçalanarak küçük moleküller haline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.

13.Yağların sindirimi nerede başlar?
İnce bağırsakta.

14.İnce bağırsağa hangi organlardan hangi maddeler gönderilir?
Safra ve pankreas özsuyu.

15.Yağların,proteinlerin ve karbonhidratların sindirimi nerede tamamlanır?
İnce bağırsakta

16.İnce bağırsaktaki emilim olayı hakkında bilgi verin.
En küçük yapı birimlerine kadar parçalanmış moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesine emilim denir.

17.Sindirim sistemini en uzun bölümü neresidir?
İnce bağırsaktır.

18.Besinler içerisinde kalan su ve mineraller  nerede emilir?
Kalın bağırsakta.

19.Atık maddeler sindirimin sisteminin son bölümü olan nereye gönderilir?
Anüse gönderilir.

20.Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılmayan,bölümü nereden vücuttan uzaklaştırılır?
Anüsten uzaklaştırılır.

21.Sindirime yardımcı olan organlar nelerdir?
Karaciğer ve pankreastır.

22.Karaciğerin salgıladığı sıvıya ne ad verilir?
Safra denir.

23.Safra sıvısının görevi nedir?
Safra sıvısı büyük yağ damlalarını küçük parçalara ayırarak yağların mekanik sindirimini sağlar.

24.Pankreas hangi maddeyi salgılar?
Pankreas özsuyunu salgılar.

25.Pankreas özsuyunun görevi nedir?
Pankreas özsuyu;proteinlerin,karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.

26.Besin içeriklerinin hücreye kadar izlediği yol nasıldır?
Besin içerikleri ince ve kalın bağırsaktan emilim ile kana geçer. Besin içerikleri kan içerisinde hücrelere taşınır. Besin içerikleri kandan vücuttaki çeşitli hücrelere geçer.

27.Vücudumuzu sıcak tutmak,darbelerden korumak ve enerji sağlamak için gerekli olan madde nedir?
Yağlardır.

28.Dengeli ve yeterli beslenme nedir?
Besin içerikleri olan protein,karbonhidrat,yağ,vitamin,mineral ve suyun ihtiyacımızı karşılayacak oranda birlikte alınmasıdır.

29.Sindirim sitemini hangi faktörler olumsuz yönde etkiler?
Stres,dengesiz ve yetersiz beslenme.

30.Sindirim sistemimizin sağlığını korumak için neler dikkat etmeliyiz.
*Çok sıcak ve çok soğuk şeyler yiyip içmemeliyiz.
*Lokmaları iyice çiğnemeli ve yavaş yemeliyiz.
*Sindirim sistemimizi yoracak kadar çok yemeden kalkmalıyız.
*Kafeinli ve asitli içeceklerden uzak durmalıyız. V.b


 


Sindirim Sistemi Hastalıkları Nelerdir?


• Kolera :Kolera (Vibrio cholerae) bakterisinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonu ve şiddetli ishal ile ortaya çıkan bir hastalıktır.

• Dizanteri :İnsanlarda kanlı ishal, şiddetli karın ağrısı, gerekmediği halde dışkılama isteği duyma hastalığıdır.

• Ülser : Mide mukozasının alkol, sigara ve asitli içecekler nedeniyle zedelenmesiyle oluşur.

• Siroz : Alkol ve sigara sayesinde karaciğer hücrelerinin kendini yenileyememesi sonucu oluşur.


• Tifo :Kirli içme suları ve pis yiyeceklerden bulaşan bulaşıcı bir hastalıktır.

• İshal : Dışkının sık olarak sulu veya yumuşak çıkması durumudur.

• Sarılık :Kandaki vücuda renk veren maddelerin değerinin değişmesi sonucu deri ve mukozaların sarı renk alması durumudur.

• Gastrit :Alkol, tütün, kimyasal maddeler ile bakteriler ve virüslerden dolayı oluşan hastalıktır..

• Hıçkırık :Diyafram kasının birden kasılması sonucunda ses tellerinin arasındaki açıklığın istem dışı kapanması ile gerçekleşen ani soluk alımı ve bu sırada bir ses dışarı çıkmasıdır.

• Kabızlık :Kabızlık, bağırsak hareketlerinin normale göre azalması durumudur.

• Reflü :Mide asidinin mideden yemek borusuna kaçması hastalığıdır


SİNDİRİM SİSTEMİ



Sindirim: Büyük moleküllü besin maddelerinin, sindirim sistemi organlarında parçalanarak, kana geçebilecek hale gelmesine sindirim denir.

Besin maddelerinin içeriklerine göre karbonhidrat, yağ, protein, vitamin, su ve mineraller olarak gruplandırıldığını biliyoruz. Besin içerikleri büyük moleküllerdir. Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere parçalanması gerekir. Yediğimiz besinler hücrelerimize geçebilecek duruma sindirim işlemi sonucunda gelir.

Büyük moleküllü besin maddeleri:

Karbonhidratlar ------------------>Glikoz
Proteinler ------------------>Amino asit
Yağlar ------------------>Yağ asidi+ gliserol (gliserin)
Şeklindeki küçük moleküller haline gelerek kana geçerler.

Sindirim faaliyetleri iki çeşittir: Mekanik sindirim ve Kimyasal sindirim
1) Mekanik Sindirim: Besinlerin sindirim enzimleri kullanılmadan, yalnızca fiziksel olarak – dil, diş, mide, bağırsak hareketleri sayesinde- parçalanıp, küçük parçacıklar haline getirilmesidir. Yani besinlerin kesilmesi, parçalanması, mide ve bağırsaklarda salgılanan sular sayesinde boza kıvamına getirilmesidir.
2) Kimyasal Sindirim: Parçalanmış ve sulandırılmış besinlerin enzimler yardımıyla ( tükürük, mide ve bağırsak öz suları, pankreas ve karaciğer salgılarıyla) kimyasal değişime uğrayıp, yapı taşlarına parçalanmasına denir. Kimyasal sindirimde mutlaka enzim ve su kullanılır.

Sindirim sistemini oluşturan organlar




• Ağız: Besinlerin mekanik sindirimi çiğneme ile gerçekleşir. Karbonhidratların kimyasal sindirimi ise tükürük içerisinde bulunan enzimler sayesinde başlar.
• Yanaklar, dudaklar, küçük dil ve damak tarafından çevrilmiş boşluktur. Ağızda dişler, dil ve tükürük bezleri bulunur.
• Yutak: Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.Yutakta sindirim olmaz.
• Yemek Borusu: Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.Yemek borusunda sindirim gerçekleşmez.
• Mide: Besinlerin mekanik sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.
• İnce Bağırsak: Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. İnce bağırsağa gelen pankreas öz suyu ile yağların, karbonhidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. Besinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür.
• Kalın Bağırsak: Besinler içerisinde kalan su, kalın bağırsak tarafından emilir. Atık maddeler ise sindirim sisteminin son bölümü olan anüse gönderilir.
• Anüs: Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılamayan bölümü anüs yoluyla atık madde olarak vücuttan uzaklaştırılır.

Sindirime yardımcı organlar

Karaciğer: Safra adı verilen bir salgı üretir. Safra salgısı bir kanal yoluyla, yağların kimyasal sindirimini gerçekleştirmek üzere ince bağırsağa gönderilir. Karaciğer Vücudun en büyük organı olup ( yaklaşık 2 kg kadar), karın boşluğunda ve sağ üst kısmında yer alır. Karaciğer sağ lob ve sol lob olmak üzere iki kısma ayrılır. Loblarda öd salgısı ( safra ) üretilir. Karaciğerden ayrılan bir kanal, loblarda üretilen safrayı safra kesesine taşır.
Pankreas: Pankreas öz suyunu salgılar. Pankreas öz suyu proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.
Midenin sol alt kısmında yer alır. Uzunca bir yaprağı andırır. Ortasında boydan boya uzanan bir kanal vardır. Pankreas hem hormon, hem de enzim salgılayan karma bir bezdir.
* Pankreas, ince bağırsağın uyarması sonucu öz su salgılar. Pankreas öz suyunda lipaz, amilaz ve tripsinojen enzimleri bulunur.
Lipaz, amilaz ve tirpsinojen enzimleri, protein, yağ ve karbonhidrat sindiriminde etkilidir. Pankreas, bu enzimleri virsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına aktarır.
* Pankreas aynı zamanda insülin ve glukagon hormonlarını salgılar ve doğrudan kana verir. İnsülin kandaki şeker oranını azaltıcı etki yapar. Glukagon ise kandaki şeker oranını artırıcı etki yapar. İnsülin hormonunun çeşitli sebeplerle yeterince salgılanamaması şeker hastalığına yol açar. Çünkü böyle bir durumda kandaki şeker miktarı yükselir.

Önemli notlar:

1. Canlılar hayatları için gerekli olan enerjiyi besinlerden sağlar.
2. Besinlerdeki enerjiyi elde edebilmek için o besinleri küçük parçalara ayırıp hücre içine almamız lazım.
3. Küçük parçalara ayrılan besinler mitokondride oksijenle yakıldıktan sonra içlerindeki enerji kullanılabilir hale gelir.
4. a) Karbonhidratlar glikoz halinde hücre içine girerler.
b) Proteinler amino asit halinde hücre içine girerler.
c) Yağlar yağ asiti + gliserol halinde hücre içine girerler.
5. Asıl enerji kaynaklarımız karbonhidratlardır.
6. Su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramadan kana geçerler.
7. a) Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar ince bağırsakta sona erer.
b) Proteinlerin sindirimi midede başlar ince bağırsakta sona erer.
c) yağların sindirimi ince bağırsakta başlar ince bağırsakta sona erer.
8. İnce bağırsakta sindirilmiş olan besinler hücrelere aktarılmak üzere kana geçer bu olaya emilim denir.
9. Sindirim artıkları kalın bağırsağa aktarılır orda su, mineraller ve vitaminin emilimi gerçekleşir. Kalanlar ise anüse aktarılır ve buradan da vücut dışına atılır.


Sindirim sistemi hastalıkları

1. Ülser: Mide özsuyunun mide ve onikiparmak bağırsağını aşındırmasıdır.
2. Reflü: Asitli mide içeriğinin yemek borusuna uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olması.
3. Gastrit: Mideyi koruyan mukozanın iltihaplanması.
4. Dizanteri: Basit yapılı canlıların kalın bağırsağa yerleşerek yol açtıkları hastalıktır.
5. Gıda zehirlenmesi: Bozulmuş, mikroplu yada kirli besinlerin yol açtığı hastalıktır.

 




SİNDİRİM SİSTEMİNİN KISIMLARI VE GÖREVLERİ
SİNDİRİM SİSTEMİNİN KISIMLARI
 
AĞIZ
 
YEMEK BORUSU
 
MİDE
 
İNCE BAĞIRSAK
 
KALIN BAĞIRSAK
 
ANÜS
 
BAŞLICA GÖREVLERİ
 
Besin alma, nişasta sindiriminin bir kısmı
 
Besini mideye taşımak
 
Protein sindirimi
 
Sindirim ve emilme, yarı parçalanmış proteinlerin sindirimi
 
Tuzların ve fazla suyun emilmesi, sindirilmiş artıkların toplanması
 
Artıkların atılması
 
BAŞLICA ENZİMLER
 
Amilaz
 
 
 
Pepsinojen
 
amilaz (az bir miktarı)
 
 
 
 
 
ENZİM KAYNAĞI
 
Tükürük bezleri
 
 
 
Mide bezleri
 
Pankreas, ince bağırsak
 
 
 
 
 
SİNDİRİLEN MADDE
 
Pişmiş nişasta
 
 
 
Proteinler
 
Yan parçalanmış proteinler, yağlar, kompleks sekerler
 




SİNDİRİM ENZİMLERİ SALGI YERLERİ VE GÖREVLERİ
 
 
ENZİM ADI
 
 
SALGILANDIĞI YER
 
GÖREVİ
 
ÜRÜNLER
 
PİTYALİN(AMİLAZ)
 
 
AĞIZ
 
NİŞAŞTA HİDROLİZİ
MALTOZ-DEKSTRİN
 
GASTRİN
 
 
MİDE
 
MİDE ÖZ SUYU  
SALGILANMASINI UYARIR
HCl LİPAZ
PEPSİNOJEN MUKUS LAP 
 
 
 
PEPSİNOJEN+HCl=PEPSİN
 
 
 
 
MİDE
 
PROTEİN HİDROLİZİ
 
 
POLİPEPTİT
 
KAZEİN HİDROLİZİ
 
 
POLİPEPTİT
 
LAP
 
 
MİDE
 
SÜT HİDROLİZİ
 
KAZEİN
 
ENTEROGASTRİN
 
 
İNCEBAĞIRSAK
 
MİDE HAREKETİNİ YAVAŞLATIR
 
MALTAZ
 
İNCEBAĞIRSAK
MALTOZ HİDROLİZİ
GLİKOZ GLİKOZ
 
SUKRAZ=SAKKARAZ
 
 
İNCEBAĞIRSAK
 
SUKROZ(SAKKAROZ)   
 HİDROLİZİ
 
GLİKOZ FRUKTOZ
 
LÂKTAZ
 
 
İNCEBAĞIRSAK
 
LAKTOZ HİDROLİZİ
 
GLİKOZ GALAKTOZ
 
ENTEROKİNAZ
 
 
İNCEBAĞIRSAK
 
TRİPSİNOJENİ
TRİPSİNE ÇEVİRMEK
 
 
EREPSİN
 
 
İNCEBAĞIRSAK
 
PEPTİT HİDROLİZİ
 
AMİNOASİT
 
KOLESİSTOKİNİN
 
 
İNCEBAĞIRSAK
 
SAFRA KESESİNİ UYARMAK
 
 
 
SEKRETİN
 
 
ONİKİ PARMAK BAĞIRSAK
 
PANKREASI UYARMAK
 
 
LİPAZ
 
MİDE
İNCEBAĞIRSAK PANKREAS
 
YAĞLARIN HİDROLİZİ
YAĞ ASİTLERİ
VE GLİSEROL(GLİSERİN)
AMİLAZ
 
 
PANKREAS
 
NİŞAŞTA HİDROLİZİ
 
 
GLİKOZ
 
TRİPSİNOJEN
KİMOTRİPSİNOJEN
 
PANKREAS
 
POLİPEPTİT HİDROLİZİ
 
 
PEPTİT AMİNOASİT
 
İNSÜLİN
 
 
PANKREAS
 
GLİKOZLARI
GLİKOJENE DÖNÜŞTÜRMEK
 
 
GLİKOJEN
 
GLUKAGON
 
 
PANKREAS
 
GLİKOJENİ GLİKOZLARA DÖNÜŞTÜRMEK
 
 
GLİKOZ
 
SAFRA ÖZ SUYU
 
 
SAFRA KESESİ
 
YAĞLARIN MEKANİK SİNDİRİMİ
 
 
YAĞ PARÇACIKLARI
 
KAN YOLU: Glikoz, fruktoz, galaktoz, aminoasit, su, mineraller, C ve B grubu vitaminleri kan yolu ile taşınır.

Villuslar ----> Kan Kılcalları ---->  Kapı Toplar Damarı ---->  Karaciğer ---->  Karaciğer Toplar Damarı ---->  Alt Ana Toplar Damar ---->  Sağ kulakçık

LENF YOLU: Yağ asitleri, gliserol, A,D,E,K vitaminleri lenf yolu ile taşınır.

Villuslar ----> Lenf Kılcalları ---->  Kilüs Borusu  Peke Sarnıcı ----> Göğüs Kanalı ----> Sol Köprücük Altı Toplar Damar----> Üst Ana Toplar Damar----> Sağ kulakçık
 




Sindirim Sistemimiz ve Sindirim Sistemi Sağlığımız (Konu Anlatımı)

 

 

Besin maddelerinin içeriklerine göre karbonhidrat, yağ, protein, vitamin, su ve mineraller olarak gruplandırıldığını biliyoruz. Besin içerikleri büyük moleküllerdir. Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere parçalanması gerekir. Yediğimiz besinler hücrelerimize geçebilecek duruma sindirim işlemi sonucunda gelir.

Sindirim büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere dönüştürülmesidir. Öyleyse vücudumuzda sindirim nasıl Gerçekleşir? Besinlerin hücrelerimiz tarafından kullanılabilecek kadar küçük parçalar bölerek kana geçişini sağlamak sindirim sisteminin görevidir.
Sindirim çiğnemeyle başlar. Besinlerin çiğneme ve kas hareketleriyle küçük parçalara ayrılması mekanik sindirimdir. Besinlerin enzim adı verilen bazı salgılar yardımıyla parçalanmasına ise kimyasal sindirim denir.

 

Sindirim: Büyük moleküllü besin maddelerinin, sindirim sistemi organlarında parçalanarak, kana geçebilecek hale gelmesine sindirim denir.
Büyük moleküllü besin maddeleri:

Karbonhidratlar           ------------------>Glikoz
Proteinler                    ------------------>Amino asit
Yağlar                        ------------------>Yağ asidi+ gliserol (gliserin)
Şeklindeki küçük moleküller haline gelerek kana geçerler.


Sindirim faaliyetleri iki çeşittir:  Mekanik sindirim ve Kimyasal sindirim

1) Mekanik Sindirim: Besinlerin sindirim enzimleri kullanılmadan, yalnızca fiziksel olarak – dil, diş, mide, bağırsak hareketleri sayesinde- parçalanıp, küçük parçacıklar haline getirilmesidir. Yani besinlerin kesilmesi, parçalanması, mide ve bağırsaklarda salgılanan sular sayesinde boza kıvamına getirilmesidir.
2) Kimyasal Sindirim: Parçalanmış ve sulandırılmış besinlerin enzimler yardımıyla ( tükürük, mide ve bağırsak öz suları, pankreas ve karaciğer salgılarıyla) kimyasal değişime uğrayıp, yapı taşlarına parçalanmasına denir. Kimyasal sindirimde mutlaka enzim ve su kullanılır.
 

 

Kimyasal Sindirimin Özeti

 

Salgılanan Yer              Sindirdiği Sindirim Sıvısı              Besinler                                         
Tükürük Bezleri Tükürük Karbonhidratlar
Mide Mide öz suyu  Proteinler
Karaciğer Öd (safra) Yağlar
Pankreas Pankreas öz suyu Karbonhidratlar ,Yağlar ,Proteinler
İnce bağırsak Bağırsak öz suyu Karbonhidratlar Proteinler

 

Önemli NOT:

 

*Kimyasal sindirimde enzimlerin besin içerikleri küçük moleküllere parçalanmaktadır. Besin içeriklerinin her biri sindirim sırasında küçük moleküllere parçalanır.

*Beslenme: Hücrelerin canlılığını koruması  ,yeni bileşikler sentezlemesi enerji kaynağı olarak kullanması için dışardan karbonhidrat , yağ , vitamin su ve minerallerin alınması olayıdır.

*Bir hücreliler , süngerler vb basit yapılı hücrelerin içindeki besinler kofullarında sindirilir.

*Yutma:besinlerin ağızdan mideye ulaşması olayıdır. Yutma sırasında soluk borusuna besin kaçmasını önlemek için anlık olarak solunum durur.

 

 

Sindirim Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar

 





Ağız: Besinlerin mekanik sindirimi çiğneme ile gerçekleşir. Karbonhidratların kimyasal sindirimi ise tükürük içerisinde bulunan enzimler sayesinde başlar.

Yanaklar, dudaklar, küçük dil ve damak tarafından çevrilmiş boşluktur. Ağızda dişler, dil ve tükürük bezleri bulunur.
 

 

 

 

 

 

a)Dişler: Dişler besinleri parçalayıp öğüterek mekanik sindirimi başlatır. Yetişkin bir insanda 32 tane diş bulunur. Bir dişe dıştan bakıldığında taç, boyun, kök olmak üzere üç kısım vardır.
Taç: Dişin dıştan görünen, beyaz kısmıdır. Mine ve dentin tabakaları buradadır.
Boyun: Taç ile kök arasındaki, diş etlerinin sarıldığı kısımdır.
Kök: Dişin çene kemiğine yerleştiği kısımdır.
Not: Dentin (fildişi ) tabakasının içinde diş özü bulunur ve canlıdır. Mine tabakası, sıcak, soğuk ve sert şeylerden çatlar. Bu çatlağa yerleşen mikroplar dişin çürümesine yol açar. Çürük, diş özüne ulaşırsa ağrı yapar.
b) Dil: Ağızda lokmayı çeviren ve dişlere sevk eden kısımdır. Çizgili kastan yapılmış olup, üzerinde tad alma hücreleri vardır. Dil, aynı zamanda konuşma organımızdır.
c) Tükürük Bezleri: Tükürük bezleri yüz kasları arasına yerleşmiş, üzün salkımı şeklindeki bezeler olup, tükürük salgılar. Tükürük, çoğu sudan ibaret olan bir sıvıdır. İçerisinde mukus, amilaz (pityalin) enzimi ve madensel tuzlar bulunur.
Tükürük bezleri üç tanedir: 1- Kulak altı 2- Dil altı 3- Çene altı. Kulak altı bezlerinin iltihaplanması kabakulak hastalığıdır.

 

 

 

 

Yutak: Besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.Yutakta sindirim olmaz.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yemek Borusu: Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.Yemek borusunda sindirim gerçekleşmez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mide: Besinlerin mekanik sindirimi, midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. Kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece, besinler parçalanarak küçük moleküller hâline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.

 Mide, karın boşluğunun sol tarafında, diyaframın altında yer alan, çaydanlık biçiminde bir torbadır. Mide, üst taraftan mide ağzı (kardia kapakçığı ) ve alt taraftan mide kapısı (pilor kapağı) ile on iki parmak bağırsağına bağlanır.
Midenin yapısı üç tabakadır: en dışta zar (periton) , ortada kas, en içte ise mukoza tabakaları bulunur.
Midenin en içindeki mukoza tabakasında bulunan mukoza hücreleri, şekil değiştirerek mide bezlerini oluşturur. Mide bezleri önemlidir çünkü mide öz suyu salgılarlar.
Mide öz suyunda; hidroklorik asit (HCl), pepsin enzimi ve lap enzimleri bulunur.
*Hidroklorik asit hem diğer enzimlerin etkinliğini artırır, hem de besinlerle gelen mikropları öldürür. Midemiz bu asitten etkilenmez çünkü mukoza tabakasının ürettiği mukus mide çeperini korur. Aksi halde mide delinir ve ülser oluşur.
*Ayrıca mukus sayesinde ve mide kaslarının hareketi sayesinde mideye gelen besinler yumuşar. Bu da midede gerçekleşen mekanik sindirimdir.
*Proteinlerin kimyasal sindirimi ilk olarak midede gerçekleşir. Mide öz suyu, pepsin ve lap enzimleri sayesinde proteinler yapı taşlarına ayrılmaya başlar.
Midede sindirim besinlerin çeşidine göre 1- 4 saat sürer. Bu süre içinde mide alt kapısı pilor, ara ara açılarak besinlerin, ince bağırsağın on iki parmak bağırsağı kısmına aktarılması sağlanır.


İnce Bağırsak: Yağların kimyasal sindirimi burada başlar. İnce bağırsağa gelen pankreas öz suyu ile yağların, karbonhidratların ve proteinlerin sindirimi tamamlanır. B esinler ince bağırsakta en küçük moleküllerine kadar parçalanır. Bu moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesi olayına emilim adı verilir. İnce bağırsak, sindirim sistemimizin en uzun bölümüdür.

İnce Bağırsak 7- 8 m. Uzunluğunda, 2–3 cm genişliğinde olup, mide kapısından sonra gelen kısımdır. Yapısı mide gibi üç katlıdır: En dışta periton ( zar), ortada kaslar, en içte bağırsak epiteli bulunur.
Onikiparmak bağırsağı: İnce bağırsağın mide ile birleşen ilk kısmına onikiparmak bağırsağı denir. ( ilk 20 -25 cm’lik
kısım) . Kıvrımlı bir yapıya sahiptir. İnce bağırsağın en önemli kısmıdır. Buraya karaciğerin safra salgısı (koledok kanalı ile) ve pankreasın sindirim enzimleri (virsung kanalı ile ) boşaltılır.
*Onikiparmak bağırsağında karbonhidrat, protein ve yağların sindirimi gerçekleşir. Yağların sindirimi, karaciğerden gelen safra salgısının etkisiyle ilk kez burada başlar. ( safra bir enzim değildir. Yağları yapı taşına ayırmaz, yağ damlacıklarına dönüştürür.)
Onikiparmak bağırsağından sonra gelen ince bağırsağın diğer kısımları kıvrımlar yaparak uzanır. İnce bağırsağın iç yüzeyinde salgı bezleri ile villus denilen ve sayıları 5 milyonu bulan tümürler vardır.
Salgı bezleri, karbonhidrat, protein ve yağların sindirimini sona erdirecek enzimler üretir. Kimyasal sindirim ince bağırsakta son bulur. Villuslar sayesinde ise emilim yüzeyi artmış olur ve sindirilmiş besinlerin emilimi kolaylaşır.

İnce Bağırsağının Görevi: Ağızda kısmen sindirilmiş karbonhidratlar ile midede kısmen sindirilmiş proteinlerin ve sindirimi henüz başlamamış olan yağların sindirimini gerçekleştirmek ve tamamlamaktır. Diğer görevi ise, villuslar sayesinde sindirilen besinlerin emilmesini ve böylece kana karışmasını sağlamaktır.

Böylece şimdiye kadar anlattığımız süreçte:
Proteinler                -------------->amino asitlere
Karbonhidratlar      -------------->glikoza
Yağlar                    -------------->yağ asidi ve gliserin ( gliserol) e dönüştürülmüş olur.
Su, mineraller ve vitaminler sindirime uğramazlar.
 

Kalın Bağırsak: Besinler içerisinde kalan su, kalın bağırsak tarafından emilir. Atık maddeler ise sindirim sisteminin son bölümü olan anüse gönderilir.

 

Kalın Bağırsak İnce bağırsaktan anüse kadar yaklaşık 6 cm çapında, 1,5 m uzunluğunda bir borudur. İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleştiği yerde kör bağırsak bulunur. Kör bağırsaktan çıkan parmak şeklindeki uzantıya apandis denir. Apandisin iltihaplanmasına ise apandisit denir. Kalın bağırsağın dışa açılan kısmına anüs denir.

 

Sindirilen Besinlerin Kana Geçmesi
Besin maddelerinin sindirimi tamamlandıktan sonra dolaşım sistemine aktarılmasına emilim denir. İki yolla olur:
1- Kılcal Kan Damarlarıyla: Glikoz (şeker) , amino asit, mineraller, suda çözünen vitaminler (B ve C ) ve su, villuslar tarafından emilerek, kılcal kan damarlarına geçer. Ve kan damarları aracılığıyla önce karaciğere taşınır. Karaciğerde zehirlerinden arındırılır. Protein – şeker oranı ayarlanır. Kandaki şeker dengesi sağlanır. Buradan kalbin sağ kulakçığına taşınır.
2- Lenf Yoluyla: Yağ asidi ve gliserin ve yağda çözünen vitaminler (A,D,E,K ), villuslardaki lenf damarlarıyla emilir. Lenf sistemine karışır. Bu yolla kalbin sağ kulakçığına taşınır.
Yağ asidi ve gliserin, lenf damarlarından geçerken üzerleri ince bir protein kılıfla kaplanarak yağ molekülü oluşturulur. Çünkü gliserin alkol özelliği taşır. Alkol, hücre zarını erittiğinden doğrudan kana karışması zararlıdır
 




!!!! Kalın bağırsakta kimyasal ya da mekanik sindirim yapılmaz !!!!

Yalnızca ince bağırsakta sindirilemeyen atıklar buraya taşınır. Gelen atıklara karışan su ve mineraller gibi yararlı maddeler emilerek kana verilir. Arta kalan maddeler, kalınbağırsağın son kısmı olan rektuma gelir ve anüsten dışarı atılır.


Sindirim sisteminin her yerinde bulunan çürükçül bakteriler en çok kalın bağırsakta bulunur. Dışkının rengi ve kokusu bu bakterilerden kaynaklanır. Ayrıca kalın bağırsakta yaşayan yararlı bakteriler B ve K vitamini sentezler.
 


Anüs: Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılamayan bölümü anüs yoluyla atık madde olarak vücuttan uzaklaştırılır.


Sindirime Yardımcı Organlar

 

Karaciğer: Safra adı verilen bir salgı üretir. Safra salgısı bir kanal yoluyla, yağların kimyasal sindirimini gerçekleştirmek üzere ince bağırsağa gönderilir.

 

Karaciğer Vücudun en büyük organı olup ( yaklaşık 2 kg kadar), karın boşluğunda ve sağ üst kısmında yer alır. Karaciğer sağ lob ve sol lob olmak üzere iki kısma ayrılır. Loblarda öd salgısı ( safra ) üretilir. Karaciğerden ayrılan bir kanal, loblarda üretilen safrayı safra kesesine taşır.
Safra kesesinden çıkan koledok kanalı ise, safra salgısını on iki parmak bağırsağına taşır. Burada safra salgısı yağları yağ damlaları şeklinde inceltmek ve böylece yağların sindirim yüzeyini artırmak için kullanılır.
Safra salgısı yavaş yavaş suyunu kaybederse safra taşları oluşur. Bu durumda koledok kanalı tıkanabilir. Safra geri emilerek kana karışır ve kan yoluyla dokulara taşınır. Böylece, sarılık hastalığı oluşur.
Karaciğerin Görevleri:
Karaciğerin 400 ‘e yakın görevi vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
1- Yağların sindirimini hızlandıran ve rektumda zararlı bakterilerin üremesini engelleyen safra sıvısı üretmek.
2- A, D, E, K , B 12 vitaminlerini depolamak, A vitamini üretmek.
3- Enerji kaynağımız olan glikozu, karaciğerde glikojen şeklinde depolayıp, insülin hormonu denetiminde kana vermek.
4- Bazı zararlı maddeleri zararsız hale getirmek.
5- Kanın pıhtılaşmasında görev alan proteinleri üretmek.
6- Protein, yağ ve karbonhidrat metabolizmasını düzenlemek. Proteinlerin karbonhidrat ve yağa dönüşmesini sağlamak.
7- Lenf yapımında görevlidir.
8- Proteinlerin parçalanması sonucu açığa çıkan amonyağı, daha az zehirli olan üre haline dönüştürmek.
9- Yaşlı alyuvarların parçalanması ile açığa çıkan demiri depolamak. Ve alyuvar hücresi üretmek.

Pankreas: Pankreas öz suyunu salgılar. Pankreas öz suyu proteinlerin, karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.

Midenin sol alt kısmında yer alır. Uzunca bir yaprağı andırır. Ortasında boydan boya uzanan bir kanal vardır. Pankreas hem hormon, hem de enzim salgılayan karma bir bezdir.
* Pankreas, ince bağırsağın uyarması sonucu öz su salgılar. Pankreas öz suyunda lipaz, amilaz ve tripsinojen enzimleri bulunur.
Lipaz, amilaz ve tirpsinojen enzimleri, protein, yağ ve karbonhidrat sindiriminde etkilidir. Pankreas, bu enzimleri virsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına aktarır.
* Pankreas aynı zamanda insülin ve glukagon hormonlarını salgılar ve doğrudan kana verir. İnsülin kandaki şeker oranını azaltıcı etki yapar. Glukagon ise kandaki şeker oranını artırıcı etki yapar. İnsülin hormonunun çeşitli sebeplerle yeterince salgılanamaması şeker hastalığına yol açar. Çünkü böyle bir durumda kandaki şeker miktarı yükselir.
 

Önemli NOT:

*Ağızda Mekanik Sindirim: Ağza alınan besinlerin tükürük sıvısıyla ıslatılıp, dişler yardımıyla parçalanması olayıdır.
*Ağızda Kimyasal Sindirim: Ağza alınan nişastalı besinlere, tükürük sıvısı içindeki pityalin enzimi etki ederek, nişastayı bir çeşit şekere (glikoza ) çevirir. Nişastalı besinlerin ağzımızda tatlanmasının sebebi budur. Yani karbonhidratların sindirimi ağızda başlar.
*Sindirim sistemi yapı ve organlarına sırası ile ağız, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüs dür.

*Sindirimin sadece midede gerçekleşmez. Besinlerin ağız ve midede mekanik, ağız, mide ve ince bağırsaklarda ise kimyasal sindiriminin gerçekleşir.

*Enzim:Canlılarda meydana gelen kimyasal reaksiyonları hızlandıran protein yapısındaki maddelerdir. Sindirim sırasında kimyasal sindirimde görev alırlar.

*Karaciğer yalnızca sindirimde  görev almaz. Karaciğerin vücuttaki diğer görevleri ise;  Zehirli maddelerin zehirsiz hale getirilmesi , A  vitamini sentezlenmesi , kanın pıhtılaşmasını önleyici madde üretimi , yaşlı alyuvar hücreleri parçalama ve fazla karbonhidrat ve proteinleri yağa dönüştürmektir.

*Midede karbonhidrat sindirimi görülmez
*Ağızda protein sindirimi yoktur.
*Yağların sindirimi yalnızca ince bağırsakta gerçekleşir. Ağız ve midede yağ sindirimi olmaz..

 

 

Yukarıdaki şekilde Enzimler, büyük moleküllü karbonhidrat , protein ve yağları  (besin içeriklerini ) küçük moleküllere dönüştürür.Tespihi tanelerine veya tarağı tırnaklarına ayırmak gibi bir olaydır.

 

Üstteki şemada sindirim sistemimizde besin içeriklerinin kimyasal sindirim sırasında   geçirdikleri değiiim görülmektedir.(örnek olarak tespih gibi giren karbonhidratın tanelerine parçalanışını sindirim organlarına göre gözleyebilirsiniz)

 

Önemli NOT:

*Besin içeriklerinden karbonhidrat, yağ ve proteinlerin sindirime uğrar ve ince bağırsaktan emilerek kana geçer.

*Su, vitamin ve minerallerin sindirime uğramadan kalın bağırsaktan emilir ve kana karışırlar.

 

 

 

 

 

Yukarıdaki şemada sindirime uğrayan besinlerin bağırsaklardan kana, kandan da vücut hücrelerine geçişi görülmektedir.

 

Önemli NOT:

*Besinlerin Taşınması:İnce bağırsağın yüzeyindeki villüsler içindeki kılcal kan damarları ile protein ve karbonhidratların yapı taşları , lenf kılcalları ile yağların yapı taşları taşınır

 

Sindirim Sistemimizin Sağlığını Korumak

 

Doğru Beslenmeyi Öğrenmek:

Dengeli ve yeterli beslenmemiz gerektiğini uzmanlardan ve büyüklerimizden sıkça duyarız. Dengeli ve yeterli beslenmek niçin bu kadar önemlidir? Vücudumuzun günlük enerji gereksinimini karşılamak, büyümemiz ve gelişmemizin sağlıklı olabilmesi için dengeli ve yeterli beslenmemiz gerekir. Yemek yemek temel ihtiyaçlarımızdandır. Ancak vücudumuz besinlerin ihtiyacımızdan fazla olan kısmını harcayamaz ve bunları yağa dönüştürerek depolar. Depolanan yağlar ise zamanla şişmanlığa sebep olur.

 

Dengeli ve yeterli beslenme besin içerikleri olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral ve suyun, ihtiyacımızı karşılayacak oranda ve birlikte alınmasıdır.

 Stres ile dengesiz ve yetersiz beslenme sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerdendir. Lifli besinleri tüketmek ve dengeli ve yeterli beslenmek ise sindirim sisteminin sağlığını olumlu etkiler.

 

Sindirim sistemimizin sağlığını korumak için:

• Çok sıcak ve çok soğuk şeyler yiyip içmemeliyiz.

• Lokmaları iyice çiğnemeli ve yavaş yemeliyiz.

• Sofradan tam olarak doymadan kalkmalıyız.

• Yemek sırasında ve yemekten sonra fazla su içmemeliyiz.

• Yemekten sonra bir saat kadar istirahat etmeliyiz.

• Yemeğe çiğ salata veya taze meyve ile başlamalıyız.

• Kafeinli ve asitli içeceklerden uzak durmalıyız.

 

Sindirim Sistemi Hastalıkları:

Ülser: Mide öz suyunun mide ve onikiparmak bağırsağını aşındırmasıdır.
Tifo: Kirli su ve mikroplu yiyeceklerle geçen basillerin oluşturduğu bir hastalıktır.
Dizanteri: Basillerin ya da amiplerin kalın bağırsağa yerleşerek yol açtıkları bir hastalıktır.
Kolera: Yiyecekler veya dışkıyla bulaşan virgül şeklindeki bakterilerin oluşturduğu bir hastalıktır.
İshal: Bütün bulaşıcı hastalıklar, bağırsak parazitleri, beslenme ve emilim bozukluklarında ortaya çıkan bir hastalıktır.
Gıda zehirlenmesi: Bozulmuş, mikroplu veya kirli besinlerin yol açtığı bir hastalıktır.
Apandisit: Kör bağırsaktaki apandisin iltihaplanmasıdır.
 

 

Alkolden ve Sigaradan Uzak Durmak:

 Alkol, midenin iç yüzeyini örten tabakayı tahriş ederek gastrite ve kusmaya yol açabilir. Midenin üst bölümüyle yemek borusunun alt bölümünde küçük yırtıklara sebep olabilir. Alkolün uzun süre kullanılması özellikle B vitaminlerinin ve diğer besinlerin emilimini engelleyebilir. Ayrıca yüksek miktarda tüketilen alkol, karaciğer için önemli bir tehdit oluşturur. Sigara içme alışkanlığı da benzer sorunlara yol açar. Sindirim sistemimiz yediğimiz besinlerin sindirilmesini ve bu besinlerin ince bağırsak tarafından emilerek kanımıza geçmesini sağlar. Sindirim sonucu oluşan küçük moleküller dolaşım sistemimiz aracılığıyla hücrelerimize kadar taşınır. Vücudumuz besin içeriklerini enerji üretmek, yapım ve onarımını gerçekleştirmek ve faaliyetlerini düzenlemek için kullanır. Vücudumuz bu önemli görevlerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu besin içeriklerini besin gruplarından sağlar. Aşağıdaki metni okuyarak besin gruplarının yeterli ve dengeli bir şekilde tüketilmesinin vücudumuz ve sindirim sistemimizin sağlığı için önemini kavrayalım.

 

DENGELİ VE YETERLİ BESLENMENİN ÖNEMİ

Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi, vatandaşlarımızın beslenme konusunda bilinçlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla “Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi”ni hazırlamıştır. Rehberde, her gün alınması gereken temel besinler, yandaki dört yapraklı yonca şekli üzerinde gösterilmiştir. Yoncanın her bir yaprağı bir besin grubunu göstermektedir. Her bir besin grubu ve bunların vücudumuz için önemi aşağıda belirtilmiştir.

 

SÜT GRUBU

Süt yoğurt, peynir ve süt tozu gibi sütten yapılan besinlerdir. Bu besinler kalsiyum minerali ve yağ içerir. Yetişkinlerin günde iki, çocukların ve gençlerin ise üç-dört porsiyon süt ve süt ürünü tüketmeleri gerekir. (Bir orta boy su bardağı süt veya yoğurt ile iki kibrit kutusu büyüklüğündeki peynir bir porsiyondur.)

 

 Vücudumuz İçin Önemi

 

• Süt ürünlerinde bulunan kalsiyum, kemiklerimizin ve dişlerimizin sağlıklı gelişmesini sağlar.

• Hücrelerimizin çalışmasında önemli rol oynar.

• Yoğurt yemek ve tuzlu ayran içmek, ishal tedavisinde hayati önem taşır.

 

ET, YUMURTA VE KURUBAKLAGİL GRUBU

 Et, tavuk, balık, yumurta, kuru fasulye, nohut, mercimek, ceviz, fındık, fıstık gibi yağlı tohumlu besinler bu grupta yer alır. Bu besinler protein, mineral, vitamin, yağ ve karbonhidrat içerir. Et, yumurta ve kurubaklagil grubundan günde iki porsiyon alınmalıdır.

Bu besinlerin her gün tüketilmesi gereken miktarları şöyledir:

- Et, tavuk, balık vb. 50-60 g (iki ızgara köfte kadar)

- Kuru baklagiller 90 g (bir çay bardağının alabileceği kadar)

- Yumurta haftada üç-dört adet

 

Vücudumuz İçin Önemi

 

• Büyümeyi ve gelişmeyi sağlar.

• Hücrelerimizin yenilenmesini ve dokularımızın onarımını sağlar.

• Kan yapımında görevli önemli besin içeriklerini sağlar.

• Sinir ve sindirim sistemlerimiz ile derimizin sağlığında görev alan besin içerikleri en çok bu grupta bulunur.

• Hastalıklara karşı direncimizi artıran besin içeriklerini sağlar.

• Özellikle protein ihtiyacının arttığı bebeklik ve çocukluk dönemlerinde, bu gruptaki besin içeriklerinin alınması önemlidir.

 

SEBZE VE MEYVE GRUBU

 

Bitkilerin yenebilen her türlü kısmı, sebze ve meyve grubu altında toplanır. Sebze ve meyvelerin içeriklerinin önemli bir kısmını su oluşturmaktadır. Bunun yanında mineral ve vitamin bakımından zengindir. Sebze ve meyve günde en az beş porsiyon (Bir orta boy elma, muz, portakal veya iki fincan pişmiş sebze bir porsiyondur.) sebze ve meyve tüketmemiz gerekir.

 

Vücudumuz İçin Önemi

• Hücrelerimizin yenilenmesini ve dokularımızın onarımını sağlar.

• Büyümemize ve gelişmemize yardım eder.

• Deri ve göz sağlığımız için önemlidir.

• Diş ve diş eti sağlığımızı korur.

• Hastalıklara karşı direncimizi artırır.

• Kalp-damar hastalıklarının ve bazı kanser türlerinin oluşma ihtimalini azaltır.

• Bağırsaklarımızın düzenli çalışmasına yardımcı olur.

• Vücuda zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

 

EKMEK VE TAHIL GRUBU

Buğday, pirinç, mısır, çavdar ve yulaf gibi tahıllar ve bunlardan yapılan ürünler bu grup içinde yer alır. Bu besinler vitamin, mineral, protein, yağ ve karbonhidrat içerir. Tahıl ürünleri günde altı porsiyon tüketilebilir. (Bir dilim ekmek veya dört yemek kaşığı pilav bir porsiyondur.)

 

Vücudumuz İçin Önemi

• Vücudumuzun enerji kaynağıdır.

• Çavdar ve yulaf gibi lif içeriği yüksek olan besinlerin tüketimi, bağırsaklarımızın düzenli çalışmasını sağlar.

Yeterli ve dengeli beslenebilmek için dört farklı besin grubundaki bu yiyeceklerden her gün yeteri kadar tüketmeliyiz. Besin gruplarında yer alan herhangi bir besin içeriğinin yetersiz alınması durumunda, vücutta o besin içeriğinin görevi yerine getirilemez. Bunun sonucunda da vücudun çalışması aksar ve bazı hastalıklar ortaya çıkar. Sağlığımızı korumanın ve hastalıkları önlemenin temel şartı yeterli ve dengeli beslenmektir.






Soru ve Cevaplar İle Boşaltım Sistemimiz

1.Besin maddeleri içeriklerine göre kaça ayrılır?
Besin maddeleri içeriklerine göre karbonhidrat,yağ,protein,vitamin,su ve mineraller olarak gruplandırılır.

2.Sindirim nedir?
Büyük moleküllü besin içeriklerinin hücrelerimizin kullanabileceği kadar küçük moleküllere dönüştürülmesidir.

4.Sindirim hangi olayla başlar?
Sindirim çiğnemeyle başlar.

5.Mekanik sindirim nedir?
Besinlerin,çiğneme ve kas hareketleriyle küçük parçalara ayrılmasına mekanik sindirim denir.

6.Kimyasal sindirim nedir?
Besinlerin enzim adı verilen bazı salgılar yardımıyla parçalanmasına kimyasal sindirim denir.

7.Sindirim sistemimizi oluşturan yapı ve organlar nelerdir?
Ağız,yutak,yemek borusu,mide,ince bağırsak,kalın bağırsak ve anüstür.

8.Sindirime yardımcı organlar nelerdir?
Karaciğer ve pankreastır.

9.Ağızın sindirimdeki görevi nedir?
Besinlerin mekanik sindirimi ağızda çiğnemeyle başlar. Yine karbonhidratların kimyasal sindirimi ağızdaki tükürük içindeki enzimler sayesinde başlar.

10.Yutak hakkında bilgi verin.
Yutak besinlerin ağızdan yemek borusuna iletilmesini sağlar.

11.Yemek borusu hakkında bilgi verin.
Besinleri yapısında bulunan kaslar yardımıyla mideye iletir.

12.Midenin yapısı ve görevi hakkında bilgi verin.
Besinlerin mekanik sindirimi midenin kasılıp gevşeme hareketi ile devam eder. kimyasal sindirim ise mide öz suyu içinde bulunan mide asidi ve enzimler tarafından gerçekleştirilir. Böylece besinler parçalanarak küçük moleküller haline getirilmiş olur. Proteinlerin sindirimi midede başlar.

13.Yağların sindirimi nerede başlar?
İnce bağırsakta.

14.İnce bağırsağa hangi organlardan hangi maddeler gönderilir?
Safra ve pankreas özsuyu.

15.Yağların,proteinlerin ve karbonhidratların sindirimi nerede tamamlanır?
İnce bağırsakta

16.İnce bağırsaktaki emilim olayı hakkında bilgi verin.
En küçük yapı birimlerine kadar parçalanmış moleküllerin ince bağırsaktan kan damarlarına geçmesine emilim denir.

17.Sindirim sistemini en uzun bölümü neresidir?
İnce bağırsaktır.

18.Besinler içerisinde kalan su ve mineraller  nerede emilir?
Kalın bağırsakta.

19.Atık maddeler sindirimin sisteminin son bölümü olan nereye gönderilir?
Anüse gönderilir.

20.Besin maddelerinin vücudumuz tarafından kullanılmayan,bölümü nereden vücuttan uzaklaştırılır?
Anüsten uzaklaştırılır.

21.Sindirime yardımcı olan organlar nelerdir?
Karaciğer ve pankreastır.

22.Karaciğerin salgıladığı sıvıya ne ad verilir?
Safra denir.

23.Safra sıvısının görevi nedir?
Safra sıvısı büyük yağ damlalarını küçük parçalara ayırarak yağların mekanik sindirimini sağlar.

24.Pankreas hangi maddeyi salgılar?
Pankreas özsuyunu salgılar.

25.Pankreas özsuyunun görevi nedir?
Pankreas özsuyu;proteinlerin,karbonhidratların ve yağların kimyasal sindirimini gerçekleştiren enzimler içerir.

26.Besin içeriklerinin hücreye kadar izlediği yol nasıldır?
Besin içerikleri ince ve kalın bağırsaktan emilim ile kana geçer. Besin içerikleri kan içerisinde hücrelere taşınır. Besin içerikleri kandan vücuttaki çeşitli hücrelere geçer.

27.Vücudumuzu sıcak tutmak,darbelerden korumak ve enerji sağlamak için gerekli olan madde nedir?
Yağlardır.

28.Dengeli ve yeterli beslenme nedir?
Besin içerikleri olan protein,karbonhidrat,yağ,vitamin,mineral ve suyun ihtiyacımızı karşılayacak oranda birlikte alınmasıdır.

29.Sindirim sitemini hangi faktörler olumsuz yönde etkiler?
Stres,dengesiz ve yetersiz beslenme.

30.Sindirim sistemimizin sağlığını korumak için neler dikkat etmeliyiz.
*Çok sıcak ve çok soğuk şeyler yiyip içmemeliyiz.
*Lokmaları iyice çiğnemeli ve yavaş yemeliyiz.
*Sindirim sistemimizi yoracak kadar çok yemeden kalkmalıyız.
*Kafeinli ve asitli içeceklerden uzak durmalıyız. V.b



Boşaltım Sistemi

BOŞALTIM SİSTEMİ :

1- Boşaltım Sistemi :
Canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için dışarıdan aldıkları besin içerikleri, vücutta enerji üretimi için, yapım ve onarım için ve düzenleyici olarak kullanılır. Besin içeriklerinin hücrelerde yaşamsal faaliyetlerde kullanılması (besin maddelerinin hücrelerde parçalanması) sonucu oluşan su, madensel tuzlar, karbondioksit gazı, amonyak, üre, ürik asit gibi zararlı ve atık maddelerin vücut dışına atılmasına boşaltım denir. Boşaltım olayını gerçekleştiren sisteme boşaltım sistemi denir. Boşaltım olayında, hücrelerde oluşan zararlı atık maddeler, vücuda dışarıdan alınarak kana karışan zararlı maddeler ve vücudun ihtiyacından fazla alınan yararlı maddeler dışarıya atılır.
İnsanlarda boşaltım sistemini oluşturan organlar; böbrekler, idrar (sidik) borusu (kanalı) (üreter), idrar (sidik) torbası (kesesi) ve üretradır.
İnsanlarda deri, akciğerler ve kalın bağırsak ta boşaltım yapan diğer organlardır. Ayrıca karaciğer de boşaltıma yardımcı organdır.
İnsanlarda boşaltım sistemi, solunum ve dolaşım sistemleri ile birlikte çalışır.

SORU : 1- Nefron nedir?
2- Diyaliz nedir?
3- Vücut, besin içeriklerini ne için kullanır? (Enerji üretimi, yapım, onarım ve düzenleyici olarak kullanır).
3- Besin içerikleri vücutta kullanıldıktan sonra ne olur? (Atık maddeler oluşur).

2- Boşaltım Sistemi Organları ve Görevleri :
İnsanlarda boşaltım sistemi; böbrekler, idrar (sidik) borusu (kanalı) (üreter) ve idrar (sidik) torbası (kesesi) ve üretradan oluşur.

a) Böbrekler :
Böbrekler, vücutta yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan atık maddelerin kandan süzülerek idrar şeklinde vücut dışına atılmasını sağlar. Yani insanlarda boşaltım olayını gerçekleştiren organ böbreklerdir.
Böbrekler karın boşluğunun arkasında ve bel hizasında, bel omurlarının (omurganın) iki yanında biri sağda biri solda olmak üzere iki tane olan ve kuru fasulyeye benzeyen (10 cm uzunluğundaki) koyu kırmızı renkli organlardır. Böbreklerin çukur olan orta kısımları birbirine dönüktür. (Böbrekler, eller bele konduğunda, belin arkasında başparmakların geldiği yerlerde bulunur).
Böbreklerin üst kısımlarında hormon salgılayan böbrek üstü bezleri bulunur. Böbreklerin etrafında kalın yağ tabakası bulunur. Bu yağ tabakası böbrekleri dış etkilere karşı korur. Böbreğin en dışında yer alan saydam, ince ve dayanıklı olan yapıya da böbrek zarı denir.
Böbreklerin birbirine bakan kısımları çukur olup, bu kısımlara göbek denir. Böbreklerin çukur olan orta kısımlarına böbrek atardamarı, böbrek toplardamarı ve idrar borusu bağlıdır. (Aorttan ayrılarak, süzülecek kanı böbreğe getiren böbrek atardamarı göbeğe girer; böbrekten kan götüren böbrek toplardamarı ve idrar kanalı göbekten çıkar).
Böbrekler, kabuk bölgesi, öz bölgesi ve havuzcuk olmak üzere üç kısımdan oluşur.

1- Kabuk Bölgesi (Korteks) :
Böbrek zarının hemen altında yer alan, toplu iğne başı görünümündeki kırmız renkli taneciklerden oluşan kısımdır. Kabuk bölgesine böbrek atardamarı bağlıdır. Böbrek atardamarı ile gelen kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar gibi zararlı ve atık maddelerin süzüldüğü yerdir.
Kabuk bölgesinde, kandaki atık maddeleri süzen taneciklere (kısma) süzücü cisimcik veya nefron (malpighi tanecikleri) denir. Nefronlar, böbreğin en küçük görev birimidir. (Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron vardır).
2- Öz (Medulla) Bölgesi :
Kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından kandan süzülen su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar gibi zararlı ve atık maddelerin yani süzüntünün yani idrarın havuzcuğa taşındığı yerdir. Atık maddeler yani idrar, öz bölgesindeki idrar kanalcıklarından geçerek havuzcuğa taşınırlar.
Öz bölgesine böbrek toplardamarı bağlıdır. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile alınarak böbreklerden uzaklaştırılır.

3- Havuzcuk (Pelvis) Bölgesi :
Böbreğin ortasında bulunan ve kandan süzülen su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan idrarın böbreklerde toplandığı yerdir. Havuzcuğa, idrar borusu (kanalı) bağlıdır. (Sağlam bağ dokudan yapılmıştır).

b) Üreter (İdrar (Sidik) Borusu (Kanalı)) :
Böbreğin havuzcuk kısmına bağlı olan ve havuzcukta toplanan idrarı, idrar torbasına (kesesine) taşıyan 22 – 25 cm uzunluğundaki borudur.

c) İdrar (Sidik) Torbası (Kesesi) (Mesane) :
Üreter (idrar borusu) ile böbreklerden gelen idrarın vücutta toplandığı yerdir. İdrar torbası kuvvetli kaslardan yapılmıştır ve gerektiğinde genişleyerek idrarı bir süre depolar. İdrar torbasında depolanan idrar, buraya bağlı olan idrar yolundan (üretradan) ile vücut dışına atılır.

3- Boşaltım Yapan Diğer Organlar :
İnsanlarda akciğerler, deri ve karaciğer boşaltım yapan diğer organlardır.

a) Akciğerler :
Hücrelerde solunum olayı sonucu oluşan karbondioksit gazını ve su buharını, soluk verme yoluyla vücut dışına atarak boşaltım yapar.

b) Deri :
Vücutta fazla olan su ve madensel tuzları terleme yoluyla vücut dışına atarak boşaltım yapar. Ayrıca terleme yoluyla (dışarı atılan su molekülleri, ısı moleküllerini taşır) vücudun ısı dengesi sağlanmış olur.

c) Karaciğer :
Hücrelerde solunum olayında bazı besinler (proteinler) parçalandığında amonyak denilen ve çok zehirli olan bir sıvı oluşur. Karaciğer, çok zehirli olan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside çevirerek boşaltıma yardımcı olur.
Karaciğer, yaşlanmış alyuvarlar hücrelerini parçalar ve oluşan atıklarını safra sıvısı ile bağırsaklara göndererek boşaltım yapar.

d) Kalın Bağırsak :
Kalın bağırsak, ince bağırsaktan kana geçemeyen besinler ile su, madensel tuzlar (mineraller), besin atıkları ile safra sıvısının bir süre depolanmasını ve sindirim sisteminin son bölümü olan anüse iletilip anüsten de dışkı yoluyla vücut dışına atılmasını sağlar.

NOT : 1- Atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran organlar;
• Böbrekler
• Akciğerler
• Deri
• Kalın bağırsak
• Karaciğer (Boşaltım yapmaz).

SORU : 1- Vücudumuzdaki atık maddeleri uzaklaştıran organlar hangileridir?


4- İnsanda Boşaltım Olayının Gerçekleşmesi :
Hücrelerde yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, madensel tuzlar, karbondioksit gazı ve amonyak kana verilir ve toplardamarlar ile kalbe getirilir.
Kalbe gelen kirli kan önce akciğer atardamarı ile akciğerler gönderilir ve içindeki karbondioksit gazı solunum sisteminden soluk verme yoluyla vücut dışına atılır. Temizlenen kan akciğer toplardamarı ile kalbe geri gelir. Kalbe gelen kan aort atardamarı ile vücuda pompalanır. Vücuda pompalanan kan, karaciğere gelir ve kandaki amonyak, üre ve ürik aside çevrilir. Kan daha sonra böbrek atardamarı ile böbreklere gelir. (Böbrek atardamarı, aorttan ayrılan damarlardan biridir.)
Böbreklere gelen kirli kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar, kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülür. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden uzaklaştırılır. (Böbreğe gelen kan oksijen yönünden, böbrek toplardamarı ile böbreklerden giden kan karbondioksit yönünden zengindir. Böbrek toplardamarı, alt ana toplardamara bağlanır).
Kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülen su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan süzüntü yani idrar, öz bölgesindeki idrar kanalcıklarından geçerek havuzcukta toplanır. Havuzcuktaki idrar, idrar borusu ile idrar torbasına taşınır ve idrar torbasından da idrar yoluyla vücut dışına atılır.
(Süzüntüdeki suyun büyük bir bölümü, glikoz ve diğer besin maddeleri öz bölgesindeki toplama kanalcıkları tarafından emilerek tekrar kana geçer. Bu olaya geri emilim denir. Böylece yararlı maddelerin vücut dışına atılması engellenmiş olur. Süzüntüdeki su ve besinler emildikten sonra havuzcukta kalan sıvıya idrar denir).


SORU : 1- Böbrek yetmezliği hastaların günlük yaşantısını nasıl etkiler?
2- Diyaliz cihazı, böbrek yetmezliği hastalarının tedavisinde nasıl kullanılır? (Böbreklerin görevini yerine getirir ve kandaki idrarı süzer).
3- Böbrek nakli, böbrek hastalarının hayatı açısından nasıl bir öneme sahiptir? (Böbrek yetmezliği hastalığının kesin tedavisi olduğu için diyaliz makinesine bağlanmaya ihtiyaç duymazlar).
4- Böbrek yetmezliği hastaları için teknolojik gelişmelere bağlı olarak başka hangi tedavi yöntemleri vardır?
5- Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu?
6- Hastalara böbrek nakli nasıl yapılır?
7- Boşaltım sistemi ile ilgili hastalıklarda hangi teknolojik gelişmeler kullanılır?


5- Boşaltım Sisteminde (Böbreklerde) Görülen Hastalıklar :
Boşaltım sisteminde; böbrek iltihabı, böbrek taşı, böbrek yetmezliği, idrar torbası ve idrar yolu iltihabı, nefrit, üremi, albümin, sistit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyona bağlı olan böbrek rahatsızlıkları görülür.

a) Böbrek İltihapları :
Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür. İdrar tutamama, bel ağrısı, halsizlik, üşüme, ateşlenme gibi belirtileri vardır.

b) Böbrek Taşları :
İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur. Erkeklerde daha fazla ortaya çıkar. Sancı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtileri vardır. (Taş oluşumunun önlenmesi için günde yeterince su içilmeli, süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketiminden uzak durulmalıdır.)
Böbrek taşlarının tedavi yöntemlerinden biri taş kırmadır. Bunun için yüksek enerjili (ultrasonik) ses dalgaları kullanılır ve ses dalgaları cilde ve böbreklere zarar vermeden taşları kırabilir. Kırılan taşlar idrarla dışarı atılır. Büyük ve kırılamayan taşlar ise ameliyatla alınabilir.

c) Böbrek Yetmezliği :
Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyan insanların kanındaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzları temizlenmesi için DİYALİZ makinesine bağlanması veya böbrek naklini yapılması gerekir.
Diyaliz makinesi, idrarla atılamayan su, üre, ürik asit ve madensel tuzların kandan süzülerek kanın temizlenmesini sağlar. Bu yöntem, kalıcı tedavi sağlamaz. Kalıcı tedavi için böbrek naklinin yapılması gerekir.
Organ nakli, canlı bir kişinin bir böbreğini (sağlıklı bir kişi tek böbrekle de yaşayabilir ) ya da yeni ölmüş ama organları hala canlı birinin böbreğini alarak yapılabilir.

d) Nefrit :
Nefronların iltihaplanması hastalığıdır. Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur.

e) Üremi :
Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır.

f) Albümin :
Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir.

g) Sistit :
Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır.

SORU : 1- Boşaltım sisteminin sağlığının korunması için neler yapılmalıdır?
2- Hastalanıldığında niçin idrar tahlili istenir?

 

 

 

6- Boşaltım Sisteminin Sağlığı ve Korunması :

1- Yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. (Böbreklerin rahat çalışması için bol sıvıya ihtiyacı vardır. Alınan sıvı miktarı sıcak ve kuru havalarda arttırılmalıdır. Günlük en az 2 litre su alınmalıdır.)
2- İdrar uzun süre tutulmamalıdır. (Böbrek taşları oluşabilir).
3- Böbrekler ve idrar yolları soğuktan korunmalıdır. (Böbrek sağlığı için).
4- Aşırı acı ve baharatlı yiyecekler yenilmemelidir.
5- Düzenli banyo yapılmalıdır. (Derideki gözeneklerin açılması için).
6- İçilen su ve yenilen besinler temiz olmalıdır.
7- Böbrek iltihabı rahatsızlıklarında tedavi yarıda kesilmemeli ve ilaçlar zamanında alınmalıdır.
8- Diş çürükleri ve boğaz iltihabı hemen tedavi ettirilmelidir. (Çürük veya iltihaba yol açan mikroorganizmalar, kalıcı böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir.)
9- Kişisel temizliğe dikkat edilmelidir.

NOT : 1- Boşaltım sistemi, solunum ve dolaşım sistemleri ile birlikte çalışır.
2- İdrarda safra sıvısı olduğu için idrar sarı renklidir.
3- Kandan süzülen idrarda glikoz (şeker) varsa bu kişi şeker hastasıdır.
4- Bel soğukluğu ve AİDS, cinsel yolla veya kan yoluyla bulaşan bulaşıcı hastalıklardır ve bu hastalıklar böbreklerin çalışmasını engellerler.
5- Böbreklerin en küçük görev birimi nefronlardır. Nefronlar, süzme ve geri emilme yoluyla çalışırlar.
6- • Her böbrekte yaklaşık 1 milyon tane nefron bulunur.
• Vücutta her 1 dakikada kanın 1 litresi böbreklerden geçer. Günde ortalama 500 litre kan böbrekler tarafından süzülür.
• Böbrekler her 10 – 20 dakikada bir vücuttaki kanın tamamının süzülmesini sağlar. Bu işlem günde 100 – 150 kez tekrarlanır.
• Böbreklerde süzülen kanın %98–99’u geri emilerek böbreklerden uzaklaştırılır.
• Günde ortalama 1,5 – 2 litre idrar oluşur. (Hayat boyu yaklaşık 45.000 litre).
• İdrar kesesi, yetişkin insanlarda 600–700 mlt kadar, çocuklarda ise 500 mlt kadar idrar tutabilir. Çocuklarda idrar kesesinin ¼ ü dolunca çocuk idrar yapma ihtiyacı duyar.
7- Kalın bağırsak, boşaltım sistemi organı değildir, sindirim sistemi organıdır.
8- Böbrek atardamarı → Oksijeni bol, taşıdığı kanda zehirli atıklar fazla.
Böbrek toplardamarı → Karbondioksiti bol, taşıdığı kan zararlı maddelerden arındırılmış.
9- Bir nefronun yapısı üç kısımdan oluşur:
1- Glomerül : Kılcal damarların oluşturduğu yumaktır.
2- Bowman Kapsülü : Kılcal damar yumağının ( glomerül’ün )
çevresini saran zarsı yapıdır.
3- Boşaltım Kanalcıkları : Bowman kapsülünün devamıdır.
Kanalcıklar kıvrımlı olup, yer yer ‘U’ görünümü alırlar.(U kısım kabuk bölgesinde değildir, öz bölgesine sarkmıştır.) Boşaltım kanalcıkları, böbreğin ortasına açılan toplama kanallarına uzanırlar.
10- Öz bölgesinde taban kısmı kabuk bölgesine, tepe kısmı havuzcuğa bakan, piramit şeklinde yapılar vardır. Bunlara malpighi piramitleri denir. Bu piramitler idrar toplama kanallarından oluşur. Ayrıca boşaltım kanalcıklarının U kısmı da öz bölgesindedir.
Öz bölgesi süzülen sıvıdaki faydalı maddelerin geri emildiği yerdir.
11- İdrarın oluşması ve vücuttan atılması :
• Kan, böbrek atardamarları yoluyla böbreklere gelir ve nefronlarda süzülür.
• Kan içindeki yararlı maddeler, süzülme sırasında nefronlarda emilir (geri emilim) ve tekrar kana geçer.
• Süzülerek temizlenen bu kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden çıkar.
• Süzülmeden sonra kalan tuzun ve suyun fazlası ile üre idrarı oluşturur.
• Oluşan idrar, üreterde ve idrar kesesinde toplanır.
• İdrar üretra ile vücuttan dışarı atılır.
12- Boşaltım sistemi hastalıklarını inceleyen bilim dalına nefroloji denir.

 

1- Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu?
Ülkemizde yaklaşık 30 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, haftanın üç günü diyaliz cihazına bağlı olarak “böbrek nakli olabilmek umuduyla’ hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu hastaların yılda sadece 600’ü bu imkânı elde edebiliyor. Ülkemizde bugüne kadar toplam 4800 böbrek nakli yapılmıştır. Yeterli sayıda organ bağışı yapılmadığından böbrek nakli ihtiyacı karşılanamamaktadır.

2- Hastalar böbrek nakli nasıl yapılıyor?
Yaşayan bir insanın böbreklerinden birinin nakil ihtiyacı olan bir başkasına ameliyatla nakledilmesi şeklinde yapılır. Ayrıca beyin ölümü geçekleşmiş bağışçının böbreğinin alınarak ihtiyacı olan bir kişiye verilmesi yoluyla da gerçekleşir.



Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır (Konu Anlatımı)

Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır

 

 Canlılar hayatsal faaliyetlerini yürütebilmek için dışarıdan besin alırlar. Bu besinleri enerji verici, yapıcı onarıcı ve düzenleyici olarak kullanırlar. Besin içeriklerinin hayatsal faaliyetlerde kullanılmasından sonra kalan su, madensel tuzlar, CO2, amonyak, üre ve ürik asit gibi zararlı maddelerin vücut dışına atılmasına boşaltım denir.Boşaltım olayını gerçekleştiren sisteme de boşaltım sistemi adı verilir. Boşaltım sistemi sayesinde sindirim sonucu hücrelerde oluşan artık maddeler, dışarıdan vücuda girmiş olan zararlı maddeler ve yararlı olmasına rağmen hücrelere fazla gelen maddeler vücut dışına atılır.

 

Vücudumuz için gerekli besin içerikleri, enerji üretimi için, yapım-onarım için ve düzenleyici olarak kullanılır. Bu sırada vücudumuza zararlı olan ve vücudumuzdan uzaklaştırılması gereken bazı atık maddeler de oluşur. Oluşan atık maddeler vücudumuzdan boşaltımda görevli yapı ve organlar tarafından uzaklaştırılır.

 

 

 

Atık Maddeleri Vücudumuzdan Uzaklaştıran Organlar

 

Böbrekler, akciğerler, karaciğer, deri ve kalın bağırsak atık maddeleri vücudumuzdan uzaklaştıran organlardır. Bu organlar atık maddeleri idrar, solunum, terleme ve dışkı yoluyla atar.  Eğer bu atık maddeler vücudumuzdan uzaklaştırılmadıkları takdirde zehirleyici olabilir. Bunun sonucu olarak vücudumuz görevlerini yerine getiremez. Aşağıdaki şemayı inceleyelim

 

 

Deri Vücudumuzdan suyun ve tuzun fazlasını terleme yoluyla dışarı atar.Aynı zamanda bu sayede vücut sıcaklığı da korunmuş olur.

Akciğerler Kan içindeki karbon dioksiti ve suyu soluk verme esnasında vücut dışına atar.

Karaciğer Proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan zehirli bir maddeyi, daha az zararlı olan üreye dönüştürür.

Kalın bağırsak Su, safra ve besin atıklarının dışkı şeklinde vücuttan atılmasını sağlar.

Böbrekler Kan içindeki zararlı atıkları ve üreyi süzerek idrar şeklinde vücuttan uzaklaştırır.

 

Boşaltım Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar

 

Besin içeriklerinin hücrelerimiz tarafından kullanılması sonucunda atık maddeler oluşur. Oluşan bu atık maddeler hücrelerimizden kanımıza geçer. Atık maddelerle
kirlenmiş kanın vücudumuza zarar vermemesi için bir an önce temizlenmesi gerekir. Bu atık maddeler vücudumuzdan boşaltım yoluyla uzaklaştırılır. Tıpkı fabrikaların zehirli atıkları temizleyerek uzaklaştıran arıtma tesisleri gibi vücudumuzdan atık maddeleri uzaklaştıran ve boşaltım sistemi adı verilen bir sistem vardır.
Boşaltım sistemimiz; böbrekler, üreter, idrar kesesi ve üretradan oluşur. Böbrekler boşaltım sistemimizin önemli organlarından biridir.

 

Karaciğerin boşaltımdaki görevi:Hücrelerde solunum olayında bazı besinler (proteinler) parçalandığında amonyak denilen ve çok zehirli olan bir sıvı oluşur. Karaciğer, çok zehirli olan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside çevirerek boşaltıma yardımcı olur.
Karaciğer, yaşlanmış alyuvarlar hücrelerini parçalar ve oluşan atıklarını safra sıvısı ile bağırsaklara göndererek boşaltım yapar.
 

 


Böbreklerin Boşaltım Sistemi İçin Önemi

 

Böbrekler: Bel omurlarımızın iki yanında yer alan organlarımızdır. Böbreğin şekli fasulyeye benzer. Yaklaşık uzunluğu 10 cm’dir. Böbreklerimizin görevi, vücudumuzun çeşitli faaliyetleri sonucu oluşan atık maddeleri kanımızdan süzerek uzaklaştırmaktır. Kanımızda atık maddelerin yanı sıra karbonhidratların, yağların ve proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan küçük moleküller ile vitamin ve su gibi yararlı maddeler de bulunur. Öyleyse, böbreklerimizin kanımızı süzerken kanımızın içindeki yararlı maddeleri koruyup atık maddeleri uzaklaştırması gerekir. Peki böbrekler kanımızı süzerek nasıl temizler? Kanımız, böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir.

 

Önemli NOT:

*Böbrekler, vücutta yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan atık maddelerin kandan süzülerek idrar şeklinde vücut dışına atılmasını sağlar. Yani insanlarda boşaltım olayını gerçekleştiren organ böbreklerdir.

*Süzüntüdeki suyun büyük bir bölümü, glikoz ve diğer besin maddeleri öz bölgesindeki toplama kanalcıkları tarafından emilerek tekrar kana geçer. Bu olaya geri emilim denir. Böylece yararlı maddelerin vücut dışına atılması engellenmiş olur. Süzüntüdeki su ve besinler emildikten sonra havuzcukta kalan sıvıya idrar denir


Her bir böbrekte, yaklaşık bir milyon nefron bulunur.
Nefronlar boşaltım maddelerini kandan süzer ve idrar oluşumunu sağlar, böylece kanımızı temizler. Peki, böbreklerimiz idrarı nasıl oluşturduğunu biliyor musunuz?
 


1. Kan, böbrek atardamarları yoluyla böbreklere gelir ve nefronlarda süzülür.
2. Kan içindeki yararlı maddeler, süzülme sırasında nefronlarda emilir ve tekrar kana geçer.
3. Süzülerek temizlenen bu kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden çıkar.
4.Süzülmeden sonra kalan tuzun ve suyun fazlası ile üre idrarı oluşturur.
5.Oluşan idrar, üreterde ve idrar kesesinde toplanır.
6.İdrar üretra ile vücuttan dışarı atılır.

 

Önemli NOT:

*Vücudumuzda boşaltıma yardımcı olan organlar: Terleme yolu ile atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran DERİ , Solunum sonucu atık karbondioksit v su buharını atan AKCİĞER , bazı maddelerin parçalanması sırasında oluşan zehirli maddeleri sindirim kanalına boşaltan KARACİĞER  

*Kanımız böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir. Böbreklerimizin kanımızı süzerek atıkları idrar şeklinde uzaklaştırır.

*Vücuda pompalanan kan, karaciğere gelir ve kandaki amonyak, üre ve ürik aside çevrilir. Kan daha sonra böbrek atardamarı ile böbreklere gelir. (Böbrek atardamarı, aorttan ayrılan damarlardan biridir.)Böbreklere gelen kirli kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar, kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülür. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden uzaklaştırılır.
*Dışkılama: Sindirilmeyen besinlerin sindirim sisteminden atılması olayıdır. Boşaltım olayı değildir.

*Damlama:Nemli havalarda sabahın erken saatlerinde bitkilerin yaprakları üzerinde su damlacıkları görülür . Bitki attığı bu su damlacıkları sayesinde bitkideki fazla su ve mineraller bünyesinden atılır.

*Bitkiler boşaltımı ; su ve karbondioksiti yaprak gözeneklerinden ve yaprak dökümü ve köklerden ise fazla su ve madensel tuz boşaltımı yapar.

*Tek hücrelilerde ( Amip , öğlana , paremezyum gibi)  boşaltımı hücre zarından yaparlar

*Tek delikliler: Kurbağa , balık , sürüngen ve kuşlarda boşaltım ve üreme  tek bir açıklıktan yapılır. Buna göre bu delikten sperm , dışkı , yumurta çıkar.

*Memeli erkeklerde: İdrar ve sperm aynı delikten dışkı ayrı delikten atılır.

*Memeli dişiler: İdrar , dışkı ve yumurta 3 ayrı delikten atılır.

 

Boşaltım Sisteminin Sağlığı ve Korunması :

1- Yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. (Böbreklerin rahat çalışması için bol sıvıya ihtiyacı vardır. Alınan sıvı miktarı sıcak ve kuru havalarda arttırılmalıdır. Günlük en az 2 litre su alınmalıdır.)
2- İdrar uzun süre tutulmamalıdır. (Böbrek taşları oluşabilir).
3- Böbrekler ve idrar yolları soğuktan korunmalıdır. (Böbrek sağlığı için).
4- Aşırı acı ve baharatlı yiyecekler yenilmemelidir.
5- Düzenli banyo yapılmalıdır. (Derideki gözeneklerin açılması için).
6- İçilen su ve yenilen besinler temiz olmalıdır.
7- Böbrek iltihabı rahatsızlıklarında tedavi yarıda kesilmemeli ve ilaçlar zamanında alınmalıdır.
8- Diş çürükleri ve boğaz iltihabı hemen tedavi ettirilmelidir. (Çürük veya iltihaba yol açan mikroorganizmalar, kalıcı böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir.)
9- Kişisel temizliğe dikkat edilmelidir.
 

Diyaliz veya böbrek nakli

Böbrek yetmezliği olan hastaların vücutlarında, böbrekler vasıtasıyla süzülmesi gereken idrarın bir kısmı kana karışır. Böbrekleri çalışmayan ya da yetersiz çalışan
bu hastalar için diyaliz veya böbrek nakli tedavisi uygulanır. Bu hastalar, yeterli sayıda organ nakli yapılamadığından böbreklerin görevini yerine getiren diyaliz cihazlarına bağlanır. Ancak diyaliz cihazına bağlanmak geçici bir çözümdür. Bu tedavi ile hastalar tam olarak iyileşememekte, sadece kanlarının süzülerek temizlenmesi sağlanmaktadır.

 

Ülkemizde böbrek nakli ihtiyacı karşılanabiliyor mu?

Ülkemizde yaklaşık 30 bin kronik böbrek yetmezliği hastası, haftanın üç günü diyaliz cihazına bağlı olarak “böbrek nakli olabilmek umuduyla” hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu hastaların yılda sadece 600’ü bu imkânı elde edebiliyor. Ülkemizde bugüne kadar toplam 4800 böbrek nakli yapılmıştır. Yeterli sayıda organ bağışı yapılmadığından böbrek nakli ihtiyacı karşılanamamaktadır

 

Hastalara böbrek nakli nasıl yapılıyor?

Yaşayan bir insanın böbreklerinden birinin nakil ihtiyacı olan bir başkasına ameliyatla nakledilmesi şeklinde yapılır. Ayrıca beyin ölümü geçekleşmiş bağışçının böbreğinin alınarak ihtiyacı olan bir kişiye verilmesi yoluyla da gerçekleşir.

 

Önemli NOT:

 

*Uzun süre idrar tutulursa ; Bu durum sık sık yapılırsa idrar yollarında mikroorganizmaların üremesi sonucu iltihaplanma ve ileri yaşlarda idrarı tutamama gerçekleşebilir.

 

Boşaltım Sisteminde (Böbreklerde) Görülen Hastalıklar :


Boşaltım sisteminde; böbrek iltihabı, böbrek taşı, böbrek yetmezliği, idrar torbası ve idrar yolu iltihabı, nefrit, üremi, albümin, sistit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyona bağlı olan böbrek rahatsızlıkları görülür.

a) Böbrek İltihapları :
Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür. İdrar tutamama, bel ağrısı, halsizlik, üşüme, ateşlenme gibi belirtileri vardır.

b) Böbrek Taşları :
İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur. Erkeklerde daha fazla ortaya çıkar. Sancı ve idrarda kan görülmesi gibi belirtileri vardır. (Taş oluşumunun önlenmesi için günde yeterince su içilmeli, süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketiminden uzak durulmalıdır.)
Böbrek taşlarının tedavi yöntemlerinden biri taş kırmadır. Bunun için yüksek enerjili (ultrasonik) ses dalgaları kullanılır ve ses dalgaları cilde ve böbreklere zarar vermeden taşları kırabilir. Kırılan taşlar idrarla dışarı atılır. Büyük ve kırılamayan taşlar ise ameliyatla alınabilir.


c) Böbrek Yetmezliği :
Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyan insanların kanındaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzları temizlenmesi için DİYALİZ makinesine bağlanması veya böbrek naklini yapılması gerekir.
Diyaliz makinesi, idrarla atılamayan su, üre, ürik asit ve madensel tuzların kandan süzülerek kanın temizlenmesini sağlar. Bu yöntem, kalıcı tedavi sağlamaz. Kalıcı tedavi için böbrek naklinin yapılması gerekir.
Organ nakli, canlı bir kişinin bir böbreğini (sağlıklı bir kişi tek böbrekle de yaşayabilir ) ya da yeni ölmüş ama organları hala canlı birinin böbreğini alarak yapılabilir.

d) Nefrit :
Nefronların iltihaplanması hastalığıdır. Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur.

e) Üremi :
Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır.

f) Albümin :
Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir.

g) Sistit :
Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır.





Soru ve Cevaplar İle Denetleyici ve Düzenleyici Sistem

45.Denetleyici ve düzenleyici sistemlerimizin görevi nedir?
Vücudumuzdaki sistemlerin düzenli,uyumlu ve sorunsuz olarak çalışmasını sağlar. (denetleyici ve düzenleyici sistem=sinir sistemi+iç salgı bezleri)

46.Sinir siteminin görevi nedir?
Sinir sistemimiz vücudumuzdan ve çevreden aldığı bilgileri değerlendirir. Bunlara uygun cevaplar oluşturur. Böylece vücudumuzun uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlar.

47.Sinir sistemi kaç bölümden oluşur?
İki bölümden oluşur. Merkezi sinir sistemi ve çevresel sinir sistemi olmak üzere.

48.Merkezi sinir sisteminin elemanları nelerdir?
Beyin,beyincik,omurilik soğanı ve omuriliktir.

49.Vücudumuzun öğrenme,hafıza ve yönetim merkezi neresidir?
beyin.


50.Duyu organlarından gelen bilgileri kim değerlendirir?
Beyin.

51.Konuşma ve istemli hareketlerimizin gerçekleşmesini kim sağlar?
Beyin.

52.Acıkma,susama,uyku ve uyanıklık olaylarını kim düzenler?
Beyin.

53.Kan basıncımızı ve vücut sıcaklığımızı kim ayarlar?
Beyin.

54.Organlarımızın ve sistemlerimizin çalışmasını kim düzenler?
Beyin.

55.Vücudumuzun hareket ve denge merkezi neresidir?
Beyincik.

56.Kol ve bacaklardaki kasların birbiriyle uyumlu çalışmasını düzenleyerek hareketlerimizin dengeli olmasını kim sağlar?
Beyincik.

57.Beyin ve diğer vücut organları arasındaki bağlantıyı kim sağlar?
Omurilik soğanı.

58.İsteğimiz dışında çalışan iç organlarımızı kim kontrol eder?
Omurilik soğanı.

59.Solunum,dolaşım,boşaltım ve sindirim sistemlerimizin çalışmasını kim düzenler?
Omurilik soğanı.

60.Nefes alma,yutma,öksürme,çiğneme,hapşırma ve kusma olaylarını kim kontrol eder?
Omurilik soğanı.

61.Beyinle diğer organlar arasındaki bilgi iletimini kim sağlar?
Omurilik.

62.Reflesk davranışlarımızı kim gerçekleştirir?
Omurilik.

63.Sinir sistemimizi oluşturan hücreler hakkında bilgi verin.
Sinir sistemimiz vücudumuzu ağ gibi saran milyarlarca sinirden meydana gelir. Bu sinileri binlerce sinir hücresi oluşturur.

64.Çevresel sinir sistemini neler oluşturur?
Merkezi sinir sistemi dışında yer alan milyonlarca sinir,çevresel sinir sistemini oluşturur.

65.Çevresel sinir sisteminin görevi nedir?
Çevresel sinir sistemi,merkezi sinir sistemiyle organlar arasındaki iletişimi sağlar.

66.Sinirlerin vücutta dağılımı nasıldır?
Sinirler,beyin ve omurilikten çıkarak deri,gözler,kaslar ve kemiklerin içi dahil olmak üzere vücudumuzun her yerine dağılır.

67.Uyarı nedir?
Ses,ışık,basınç gibi vücudumuzun içinde veya çevremizde meydana gelen ve vücudumuzda bir tepkiye sebep olan etkilere yarı denir. Uyarılar duyularımızda bulunan özel hücrelerle alınır.

68.Uyartı mesajı nedir?
Uyarı,sinirler ile merkezi sinir sistemine uyartı mesajı şeklinde taşınır.

69.Beyinde cevap nasıl oluşur?
Uyartı mesajı beynimizdeki ilgili bölümde değerlendirilir ve uyarıya karşı cevap oluşur.

70.Tepki nasıl oluşur?
Beynimizde oluşan cevap yine sinirler aracılığıyla ilgili organ ya da yapılara iletilerek uyarıya tepki verilir.

71.Tepki verilene kadar geçen aşamalar sırasıyla nelerdir?
uyarı→uyartı mesajı→cevap→tepki

72.Refleks nedir?
Vücudumuzun dışarıdan gelen ışık,ses gibi bir uyarıya hızlı bir hareketle tepki göstermesine refleks denir.

73.Reflekslere örnek verin.
Araba ve bisiklet sürmek,örgü örmek,dans etmek,yüzmek,limon görünce ağzımızın sulanması gibi hareketler birer reflekstir.

74.İç salgı bezlerimiz,denetleme ve düzenleme görevlerini hangi özel sıvıyla yerine getirir?
Hormon.

75.İç salgı bezlerinin ürettiği hormonlar görevini düzenleyecekleri organlara ne ile taşınır?
Kan yoluyla.

76.İç salgı bezleri nelerdir?
Hipofiz,tiroit,böbreküstü,pankreas ve eşeysel bezlerdir.

77.Hipofiz bezi hangi hormonu salgılar?
Büyüme hormonunu salgılar.

78.Tiroit bezi hangi hormonu salgılar?
Tiroksin hormonu.

79.Böbreküstü bezi hangi hormonu salgılar?
Adrenalin hormonu.

80.Pankreas hangi hormonları salgılar?
İnsülin ve glukagon.

81.Eşeysel bezler hangi hormonları salgılar?
Eşeysel hormonları salgılar.

82.Büyüme hormonun görevi nedir?
*iç salgı bezlerinin çalışmasını denetler ve düzenler.
*büyümeyi sağlar.
*iç salgı bezleri ile sinir sistemi arasındaki uyumu sağlar.

83.Tiroksin hormonunun görevi nedir?
Büyümeyi,gelişmeyi ve vücudumuzdaki diğer olayları kimyasal olayları düzenler.

84.Adrenalin hormonunun görevi nedir?
Korku,coşku,heyecan ve öfke anlarında metabolizmayı hızlandırır.

85.İnsülin hormonunun görevi nedir?
Kan şekerini düşürür.

86.Glukagon hormonunun görevi nedir?
kan şekerini artırır.

87.Eşeysel hormonların görevleri nelerdir?
Ergenlik döneminde dişi ve erkeğe özgü özelliklerin oluşmasını sağlar. Dişi üreme hücresi olan yumurtanın erkek üreme hücresi olan spermin oluşmasını sağlar.





Denetleyici ve Düzenleyici Sistemler

1- Denetleyici ve Düzenleyici Sistemler :
Canlı vücudundaki hücre, organ ve sitemlerin birlikte ve düzenli çalışmasını sağlayan, yaşamsal faaliyetleri yöneten ve kontrol eden sisteme denetleyici ve düzenleyici sistem denir. Denetleyici ve düzenleyici sistem, sinir sistemi ve endokrin (iç salgı = hormonal) sistemden oluşur.
Canlı vücudunda sinir ve endokrin sistemleri birlikte ve birbirlerine bağlı olarak çalışırlar. Sinir sistemi çok hızlı çalışıp organları anında etkilerken endokrin sistemi yavaş çalışır ve organları uzun sürede etkiler ve denetler. (Bunun nedeni, hormonların kanla taşınmasıdır).
Hayvanlarda sinir ve endokrin sistemi birlikte bulunurken bitkilerde sadece salgı sistemi bulunur.

2- Endokrin (İç Salgı = Hormonal) Sistem :
Hormonlar ve hormon üreten salgı bezlerden oluşan sisteme endokrin sistemi denir. Endokrin sisteminin çalışmasını sinir sistemi sağlar.
Canlı vücudunda özel salgılar (ter, süt, yağ, gözyaşı, kulak kiri, sümük, tükürük, enzim, hormon) üretebilen hücrelerin oluşturduğu hücre toplulukların salgı bezi denir. Canlı vücudunda iç salgı bezi, dış salgı bezi ve karma bez olarak üç farklı salgı bezi bulunur.
Ürettiği salgılarını doğrudan kana verebilen bezlere iç salgı bezi (hormon üreten bez), bu bezlerin ürettiği salgılara da iç salgı veya hormon denir.
Ürettiği salgılarını bir kanal ile vücut dışına çıkarabilen (veren) bezlere dış salgı bezi, bu bezlerin ürettiği salgılara da dış salgı denir.
Ürettiği salgılarını hem kana veren hem de vücut dışına çıkarabilen (verebilen) bezlere karma bez denir. Pankreas ve eşeysel bezler (testisler ve yumurtalıklar) karma bezlerdir.

3- Hormonlar ve Hormon Üreten (Salgılayan) Bezler :
Ürettiği salgılarını doğrudan kana verebilen bezlere iç salgı bezi (hormon üreten bez), bu bezlerin ürettiği salgılara da iç salgı veya hormon denir. İç salgı bezlerinin ürettiği hormonlar, vücuttaki ilgili organa kan yoluyla taşınırlar.
İnsanlarda; hipofiz, epifiz, tiroit, paratiroit, timüs, böbrek üstü (adrenal), pankreas ve eşeysel bezler (testisler ve yumurtalıklar) iç salgı bezleridir.

a) Hipofiz Bezi ve Görevleri :
Beynin alt tarafında (temel kemiğinin çukur kısmında) yer alan nohut büyüklüğünde ve pembe renkli olan iki parçalı bir bezdir.

Görevleri :
1- Salgıladığı hormonlarla diğer iç salgı bezlerinin (tiroit, eşeysel bezler) çalışmasını sağlar.
2- Sinir sistemi ve iç salgı sistemi arasında bağlantıyı kurar.
3- Vücudun su dengesini kontrol eder (Böbreklerden suyun geri emilmesini sağlar).
4- Kan basıncını kontrol eder.
5- Vücudun büyümesini sağlayan büyüme hormonu üretir. Büyüme hormonunun az salgılanması durumunda cücelik, fazla salgılanması durumunda devlik (akromegali) ve çirkinlik (jigantizm) oluşur.

b) Epifiz Bezi ve Görevleri :
Hipofiz bezinin arkasında, beyin yarım kürelerinin arasında bulunan bezdir. (Salgıladığı hormon ve görevi kesin olarak bilinmemektedir.

Görevleri :
1- Salgıladığı hormonlarla erkeklerde testislerin, dişilerde yumurtalıkların (yani eşeysel bezlerin) küçük yaşlarda (9 – 12) gelişmesini önler. 9 – 12 yaşlarından sonra kaybolur ve eşeysel bezler gelişir.

c) Tiroit Bezi :
Boynun ön kısmında, gırtlağın altında, soluk borusunun iki yanında yer alan iki parçalı (loblu) bezdir. (H harfine benzer ve 25 gr dır).
Tiroit bezi tiroksin ve kalsitonin hormonlarını salgılar. Tiroit bezi iyot denilen madensel tuz sayesinde çalışır.

Tiroksin Hormonunun Görevleri :
1- Vücuttaki büyüme ve gelişmeye yardım eder.
2- Vücuttaki metabolizma (yapım ve yıkım olayları) hızını düzenler.
3- Doğumdan sonra az salgılanırsa kretenizm denilen cücelik ve zeka geriliği görülür.
4- Yetişkinlerde az salgılanırsa ruh ve beden uyuşukluğu görülür.
5- Fazla salgılanırsa metabolizma hızlanır, kan basıncı artar, kan dolaşımı hızlanır, aşırı terleme ve sinirlilik oluşur.

Kalsitonin Hormonunun Görevleri :
1- Kandaki (kalsiyum ve fosfor) madensel tuz miktarını ayarlar. (Kandaki kalsiyum ve fosfor gibi madensel tuzların kemiklere geçmesini sağlar).
2- Kemiklerin sertleşmesine yardımcı olur.
3- Eksikliğinde kandaki (kalsiyum ve fosfor) madensel tuzlar kemiklere geçemez ve kemik erimesi oluşur.

NOT : 1- Tiroksin hormonunun yapısında iyot denilen madensel tuz bulunur. Tiroit bezi
tiroksin hormonunu üretebilmek için iyoda ihtiyaç duyar. Vücutta iyot eksikliğinde tiroit bezi (hipofiz bezinin uyarması sonucu) tiroksin hormonu üretebilmek için fazla çalışır ve büyür. Tiroit bezi büyüyünce guatr hastalığı oluşur. Bu nedenle iyotlu tuzlar kullanılmalıdır. Ayrıca kırmızılahana vücutta iyot kullanımını önler. Bu da guatr hastalığına yol açar. (Karadenizliler çok lahana kullanırlar).

d) Paratiroit Bezi :
Tiroit bezinin arkasında (ve iki yanında) bulunan dört parçalı bezdir (1 gr). Paratiroit bezi parathormon üretir. Bu hormon kalsitonin hormonuna zıt olarak çalışır. Yani kemiklerdeki fazla olan (kalsiyum ve fosfor gibi) madensel tuzların kana geçmesini sağlar. Kandaki kalsitonin hormonu artınca kandaki parathormon miktarı azalır. Kandaki kalsiyum kemiklere fazla geçerse kandaki kalsitonin hormonu azalır, parathormon artar ve artınca da kemiklerde fazla biriken kalsiyumun tekrar kana geçmesini sağlar.

Görevleri :
1- Kandaki (kalsiyum ve fosfor gibi) madensel tuz dengesini ayarlar. Kemiklerdeki kalsiyumun kana geçmesini sağlar.
2- Az salgı üretilirse kandaki kalsiyum kemiklerde birikip kana tekrar geçemez ve kandaki fosfor miktarı artar. Buda kaslarda ağrılı kasılma ve titreme şeklindeki tetani hastalığına yol açar.

e) Timüs Bezi ve Görevleri :
Tiroit bezinin altında bulunan ve çocuklarda 3 yaşından sonra yavaş yavaş kaybolan bezdir.

Görevleri :
1- Çocukluk döneminde vücudu mikroplara karşı korur.

f) Böbrek Üstü (Adrenal) Bezleri :
Böbreklerin üst kısmına yapışmış halde (sarımtırak renkli) iki tane olan bezdir. Böbreklerle doğrudan ilişkisi yoktur. Böbrek üstü bezlerinden yeterince hormon salgılanamaması durumunda deri tunç rengin alır, kan basıncı düşer ve tunç (addison) hastalığı oluşur.
Böbrek üstü bezleri; adrenalin (nörodrenalin), aldesteron, kortizon hormonlarını üretir. (Böbreklerdeki öz bölgesi adrenalin, kabuk bölgesi kortizon hormonlarını üretir).
Adrenalin (Nörodrenalin) Hormonunun Görevleri :
1- Kan basıncını düzenler.
2- Kandaki şeker miktarını düzenler.
3- Korku, öfke, heyecan, açlık gibi durumlarda kandaki adrenalin miktarı artar (fazla salgılanır). Bu sonucunda kan basıncı (tansiyon), kalp atışı, kan şekeri yükselir ve göz bebekleri büyür.
4- Kandaki karbonhidrat – şeker miktarını ayarlar. Karaciğer ve kaslarda depolanan glikojeni glikoza dönüştürür.

Kalsitonin Hormonunun Görevleri :
1- Proteinlerin (fazla olanının) karbonhidratlara dönüşmesini sağlar.
2- Az salgılanırsa kan basıncı düşer, deri tunç rengini alır ve tunç = addison hastalığı oluşur.

Aldesteron Hormonunun Görevleri :
1- Vücudun su ve madensel tuz dengesini ayarlar.

g) Pankreas Bezi ve Görevleri :
Midenin alt kısmında bulunan, yaprak şeklinde olan hem iç hem de dış salgı üreten karma bezdir.
Pankreas, sindirim olaylarında kullanılan sindirim enzimlerini (pankreas öz suyu içindeki amilaz, lipaz, tripsin enzimlerini) üreterek on iki parmak bağırsağına verir ve dış salgı bezi olarak görev yapar.
Pankreas, insülin ve glukagon hormonlarını üreterek kana verir ve iç salgı bezi olarak görev yapar. (İnsülin hormonu α hücrelerinde, glukagon hormonu β hücrelerinde üretilir).

Görevleri :
1- Salgıladığı insülin ve glukagon hormonları ile kandaki şeker miktarını ayarlar.
2- Salgıladığı sindirim enzimleri ile besinlerin parçalanmasını sağlar (sindirim olayına yardım eder).

İnsülin Hormonu :
Kandaki glikoz (şeker) miktarının azalmasını sağlayan hormondur. İnsülin hormonu, kandaki glikozun (şekerin) hücrelere geçmesini, kandaki fazla glikozun glikojene çevrilerek karaciğer ve kaslarda depolanmasını sağlar. (Karaciğer ve kaslarda glikojen deposu dolmuşsa fazla olan glikozun yağa dönüştürülerek deri altında ve iç organların etrafında depolanmasını sağlar).
İnsülin hormonu, az salgılanırsa, kandaki glikoz (şeker) yeterince hücrelere geçemez ve idrarla vücut dışına atılır. Bunun sonucunda şeker hastalığı (diyabet) oluşur. Şeker hastası olan insanlara dışarıdan iğne ile insülin hormonu verilir (insülin iğnesi yapılır).
İnsülin hormonu fazla salgılanırsa, kandaki glikoz (şeker) hızlı ve fazla bir şekilde hücrelere geçer. Bunun sonucunda sinirsel bozukluklar ve bazen ölüm ortaya çıkar.

Glukagon Hormonu :
Kandaki glikoz (şeker) miktarının artmasını sağlayan hormondur. Kandaki glikoz (şeker) miktarı düşerse, karaciğer ve kaslarda depolanan glikojenin glikoza dönüşüp kana geçmesini sağlar.

h) Eşeysel Bezler (Testisler ve Yumurtalıklar) :
Erkeklerde testisler (er bezleri), dişilerde yumurtalıklar (ovaryum) eşeysel bezlerdir. Eşeysel bezler hem iç hem de dış salgı üreten karma bezlerdir.
Eşeysel bezler, üreme hücresi ürettiği için dış salgı bezi olarak, hormon üretip kana verdiği için de iç salgı bezi olarak görev yaparlar.
Testisler ve Görevleri :
1- Sperm hücrelerini üretirler.
2- Androjen (testosteron) hormonunu üretirler. Bu hormon erkeklik hormonudur ve sesin kalınlaşmasını, erkeklerin kendine özgü vücut özelliklerinin belirlenmesini, sakal ve bıyık çıkmasını ve sperm hücrelerinin belli bir yaştan sonra üretilmesini sağlar.

Yumurtalıklar ve Görevleri :
1- Yumurta hücrelerini üretirler.
2- Östrojen ve progesteron hormonlarını üretirler. Bu hormonlar dişilik hormonlarıdır ve sesin incelmesini, dişilerin kendine özgü vücut özelliklerinin belirlenmesini, (sakal ve bıyık çıkmamasını) ve yumurta hücrelerinin belli bir yaştan sonra olgunlaşmasını (yumurta kanallarına verilmesini) sağlar.

NOT : 1- İç salgı bezleri hipotalamusun (beynin bölümünün), hipofiz bezinin denetiminde
çalışır.
2- Şeker hastaları fazla yemek yer ve çok su içerler.
3- Hipofiz bezinin salgıladığı anti di üretik hormonu idrarın düzenli oluşmasını sağlar. Az salgılanırsa fazla idrar oluşur.
4- Bazı hormonlar ve görevleri :
• FSH (FUH) (Folikül Uyarıcı Hormon) :
Yumurtalıkta yumurta üretilmesini sağlar.
• LH (Lüteinleştirici Hormon) :
Yumurtalıkta östrojen ve progesteron üretilmesini sağlar.
• LTH (LUH) (Lüteotropik Hormon) :
Süt salgısının üretilmesini sağlar.
• FSH (FUH) (Folikül Uyarıcı Hormon) :
Testislerdeki seminifer tüpçüklerinin gelişmesini ve sperm üretilmesini sağlar.
• LH (Lüteinleştirici Hormon) :
Testislerde androjen (testosteron) üretilmesini sağlar.
• ACTH (Böbrek Üstü Bezlerini Uyarıcı Hormon) :
Böbrek üstü bezlerinin adrenalin, nörodrenalin, kortizon, aldesteron üretmesini sağlar.
• TUH (Tiroit Uyarıcı Hormon) :
Tiroksin bezinin tiroksin üretmesini sağlar.
• STH (SUH) (Büyüme Hormonu) :
Büyümenin gerçekleşmesini sağlar.

4- Sinir Sistemi :
Çevreden gelen uyarıları alan, bu uyarıları beyine (merkezi sinir sistemine) ileten, beynin (gelen uyarılara) verdiği cevabı ilgili organa ya da kaslara taşıyan, akıl, zeka, düşünme, öğrenme-, konuşma, hafıza gibi istemli hareketleri gerçekleştiren, vücudun düzenli çalışmasını ve bütünlüğünü sağlayan sisteme sinir sistemi denir.
Sinir sistemi nöron denilen sinir hücrelerinden oluşur. Sinir hücrelerinin birleşerek oluşturduğu ve vücudu bir ağ gibi saran yapıya sinir denir.
Sinir sistemi yapı ve görevlerine göre merkezi sinir sistemi ve çevresel sinir sistemi olmak üzere iki bölümde incelenir.

 

 


Sinir Hücresi (Nöron) ve Yapısı :
Vücudun en fazla özelleşmiş ve farklılaşmış hücrelerine nöron denir. Nöronlar, sinir sisteminin temel görev ve yapı birimidir. Hem merkezi hem de çevresel sinir sistemi nöronlardan oluşmuştur.
Nöronları birbirine bağlanarak sinirleri, vücuttaki sinirlerin tamamı da sinir sistemini oluşturur.
Nöronlar, çevreden gelen uyarıları almak ve bu uyarıları taşımakla görevlidir. Nöronlar belli bir yaştan sonra bölünme özelliğini kaybederler.
Nöronlar; hücre gövdesi, dendrit ve akson olarak üç kısımdan oluşurlar.

1- Hücre Gövdesi :
Nöronun çekirdek, sitoplazma ve organellerinin bulunduğu kısımdır.

2- Dendrit :
Nöronun hücre gövdesinden çıkan kısa uzantılardır. Tek ya da çok sayıda olabilirler. Dendritler, çevreden veya bir başka nörondan gelen uyarıları (uyartıları) alarak hücre gövdesine iletirler.

3- Akson :
Nöronun hücre gövdesinden çıkan tek ve uzun kısımdır. Dendritler tarafından alınarak hücre gövdesine iletilen uyartıları alarak (elektriksel yük değişimi sayesinde) bir başka nöronun dendiritine taşırlar.
Aksonların dış yüzeyinde bulunan ve yağ dokudan yapılan koruyucu kılıfa miyelin kılıf denir. Miyelin kılıf, uyartıların akson boyunca daha hızlı iletilmesini sağlar.
• Miyelinli aksonlarda uyartılar 120 m/sn’lik hızla iletilirler.
• Miyelinsiz aksonlarda uyartılar 12 m/sn’lik hızla iletilirler.

Sinaps :
Bir nöronun akson ucu ile diğer nöronun dendritinin birbirine bağlandığı yere sinaps denir. (Nöronların birbirine bağlandığı yere sinaps denir). Bir nörondaki uyartı diğer nörona sinaps bölgesinden salgılanan sinir hormonları sayesinde geçer (iletilir).

 

 

 

 


a) Çevresel Sinir Sistemi :
Çevreden gelen uyarıları alan, bu uyarıları merkezi sinir sistemine (beyine ve omuriliğe) ileten, merkezi sinir sisteminin gelen uyarılara verdiği cevabı kaslara ya da organlara ileten, vücuttaki organlar ve kaslar ile merkezi sinir sistemi arasındaki iletimi (bağlantıyı) sağlayan sisteme çevresel sinir sistemi denir.
Çevresel sinir sistemi, nöronların birbirine bağlanmasıyla oluşan ve vücudu bir ağ gibi saran sinirlerden oluşur. Sinirler görevlerine göre duyu sinirleri, hareket (motor) sinirleri ve bağlantı (ara) sinirleri olarak üç çeşittir.

1- Duyu Sinirleri :
Çevreden veya iç organlardan gelen uyarıları alarak bu uyarıları merkezi sinir sistemine (beyine veya omuriliğe) ileten (duyu organlarından veya iç organlardan çıkan) sinirlere duyu sinirleri denir.

2- Bağlantı (Ara) Sinirleri :
Merkezi sinir sisteminde (beyinde veya omurilikte) gelen uyarıları değerlendiren, bu uyarılara cevap veren, duyu ve hareke sinirleri arasındaki bağlantıyı sağlayan sinirlere bağlantı (ara) sinirleri denir.

3- Hareket (Motor) Sinirleri :
Merkezi sinir sisteminin gelen uyarılara verdiği cevabı kaslara ya da organlara (duyu organı veya iç organ) taşıyan (ileten) sinirlere hareket (motor) sinirleri denir.

Çevresel Sinir Sisteminin Çalışması :
Canlıyı etkileyen, çevreden veya iç organlardan veya kaslardan gelen iç ve dış değişmelere (etkilere = değişikliklere) uyarı denir. Uyarıların sinir hücrelerinde oluşturduğu değişmelere uyartı veya impuls denir.
Çevreden, iç organlardan ya da kaslardan gelen uyarılar, duyu organlarında, iç organlarda veya kaslarda bulunan nöronların dendritleri ile alınarak hücre gövdesine iletilir. Uyartılar hücre gövdesinden aksonlara geçerek akson boyunca elektriksel ve kimyasal değişikler sayesinde taşınarak akson ucuna iletilir. Akson ucundaki uyartılar akson ucundan salgılanan sinir hormonları sayesinde sinaps bölgesinde diğer nöronun dendritine geçer. Uyartılar bu şekilde bir nörondan diğerine aktarılarak (duyu) sinirler sayesinde merkezi sinir sistemine taşınır. Merkezi sinir sistemine gelen uyartılar burada (bağlantı – ara nöronları tarafından) değerlendirilir ve verilen cevap (hareket – motor nöronları tarafından) aynı yolla ilgili organa iletilir.
b) Merkezi Sinir Sistemi :
Canlı vücudunu yöneten, organların ve sistemlerin düzenli çalışmasını sağlayan, çevreden, iç organlardan veya kaslardan gelen uyartılara cevap veren, akıl, zeka, düşünme, öğrenme, konuşma, yazma, hafıza, yürüme gibi istemli hareketlerin gerçekleşmesini sağlayan sisteme merkezi sinir sistemi denir. Merkezi sinir sistemi milyonlarca nörondan oluşur.
Merkezi sinir sistemi beyin, beyincik, omurilik ve omurilik soğanı olmak üzere dört kısımdan oluşur.

1- Beyin :
Kafatası kemikleri arasında bulunan, iki yarım küreden (sağ ve sol lob) oluşan, dış yüzeyi girintili çıkıntılı olan, dış yüzeyinde koruyucu bir zar bulunan ve milyonlarca nörondan oluşan organa beyin denir.

Beynin Görevleri :

1- Düşünülerek yapılan istemli hareketleri gerçekleştirir. (Akıl, zeka, düşünme, öğrenme, hafıza, hayal kurma, değerlendirme, yazma, okuma, konuşma, müzik aleti çalmayı öğrenme).
2- Beş duyu organından (göz, kulak, burun, dil, deri) gelen uyartıları değerlendirir ve beş duyu organının merkezleri (görme, işitme, koku alma, tat alma, hissetme merkezleri) buradadır.
3- Vücudu yönetir ve kontrol eder.
4- Vücudun hareket etmesini sağlar. (Vücudun hareket etmesi için kaslara emir verir).

2- Beyincik :
Beynin arka ve alt kısmında, beyin ile omurilik soğanı arasında bulunan, iki yarım küreden oluşan, dış yüzeyi kıvrımlı ve koruyucu bir zarla örtülü olan, küçük beyinde denilen organa beyincik denir.

Beyinciğin Görevleri :

1- Kulaktaki yarım daire kanalları ile birlikte vücudun dengesini sağlar.
2- Vücuttaki kasların dengeli ve düzenli (uyumlu) çalışmasını sağlar.

3- Omurilik Soğanı :
Beynin arka ve alt kısmında, beyin ile omurilik arasında bulunan (soğana benzeyen), dış yüzeyi düz ve koruyucu bir zarla örtülü olan organa omurilik soğanı denir.

Omurilik Soğanının Görevleri :

1- Beyin ve omurilik arasında uyartıların geçişini sağlar.
2- İstek dışı çalışan iç organların (kalp, böbrek, mide, bağırsaklar, karaciğer) çalışmasını sağlar.
3- İstek dışı gerçekleşen soluma, yutma, kalp atışı, kasılma, gevşeme, hapşırma gibi faaliyetleri denetler ve kontrol eder.
4- İstek dışı çalışan sistemleri (solunum, dolaşım, boşaltım, sindirim) çalışmasını denetler ve kontrol eder.

4- Omurilik :
Sırttaki omurganın içinde bulunan omurilik kanalında yer alan sinirler topluluğuna omurilik denir. Vücuttaki organlardan beyine, beyinden de organlara giden sinirler omurilikten geçer ve bu sinirler omurilikte çaprazlanır. Vücudun sağ tarafından gelen sinirler beynin sol yarım küresine, vücudun sol tarafından gelen sinirler de beynin sağ yarım küresine gider.

Omuriliğin Görevleri :

1- Düşünülmeden ani olarak yapılan hareketlerin yani reflekslerin gerçekleşmesini ve reflekslere tepki verilmesini sağlar.
2- Beyin ile organlar arasındaki sinirlerin geçişini (ve çaprazlanmasını) sağlar.
3- Beyin ile birlikte alışkanlık hareketlerinin yani kazanılmış reflekslerin gerçekleşmesini ve denetlenmesini sağlar. (Koşma, bisiklete binme, araba kullanma, yüzme, örgü örme, dans etme, konuşma, bakmadan yazı yazma).

NOT : 1- Canlıyı etkileyen, çevreden veya iç organlardan gelen değişmelere uyarı denir.
2- Uyarıların sinir hücrelerinde oluşturduğu değişmelere uyartı denir.
3- Nöronlar belirli bir yaştan sonra bölünme yeteneğini kaybederler.
4- Uyartılar nöronlarda elektriksel ve kimyasal değişikliklerle taşınır.
5- Sinaps bölgesinde bir nörondaki uyartı, diğer nörona sinir hormonları sayesinde aktarılır.
6- Miyelin kılıf, aksonların etrafında bulunan ve yağ dokudan oluşan koruyucu kılıftır. Miyelinli aksonlar (120 m/sn), miyelinsiz aksonlara (12 m/sn) göre uyartıları 10 kat daha hızlı iletirler.
7- Vücutta yaklaşık 100 milyon nöron vardır.
8- Beyin hücreleri, vücuda alınan oksijenin %25’ini harcarlar.
SORU 9- Beynin dış yüzeyinin kıvrımlı olmasının nedeni, daha çok nöronun yerleşmesini ve
bu sayede daha karmaşık görevlerin daha kolay gerçekleşmesini sağlamaktır.
10- Beyni çıkarılan bir insanın organları çalışır ve yaşamsal faaliyetleri devam ettiği için bu insan yaşayabilir. Fakat duyu organları çalışmaz, hareket edemez ve bitkisel hayata girmiş olur. (İç organların çalışmasını beyin kontrol etmez).
11- Beyinciği çıkarılan insan (veya kuş) yaşayabilir. Fakat kasları düzenli çalışmaz ve rasgele hareket eder. (Kuşta yalpalayarak uçar).
12- Vücudun sol tarafını sağ beyin, sağ tarafını da sol beyin yönetir.
13- Konuşma, yazma, koşma, yürüme, dans etme, bisiklete binme, yüzme, örgü örme, araba kullanma, futbol oynama gibi harekelere alışkanlık denir. Sonradan kazanılan bu alışkanlıklara kazanılmış refleks de denir.
Alışkanlıklar önce beyin sayesinde öğrenilir ve öğrenilinceye kadar beynin kontrolünde yapılır. Alışkanlıklar öğrenildikten sonra omurilik tarafından kontrol edilir ve denetlenir.
14- Refleks anında vücudun zarar görmesini önlemek için (yoldan kazanç sağlamak için) hareket emrini omurilik verir.
15- Beyinciğin iç bölümünü ak madde, dış bölümünü boz madde oluşturur. Boz madde, ak maddenin içinde girinti çıkıntı yapar ve bu nedenle beyincik ağaç görünümündedir. Bu nedenle beyinciğe yaşam ağacı da denir.
16- Çevreden gelen uyarıları alan organa duyu organı denir.


5- Sinir Sisteminin Sağlığı ve Korunması :

1- Sinir sistemi organları çarpma ve vurmaya karşı korunmalı, zarar görmemelidir. (Çünkü zedelenen nöronlar veya sinirler belli bir yaştan sonra yenilenemezler).
2- Alkol, sigara ve uyuşturucu kullanılmamalıdır. (Sinir sisteminin çalışma düzeni bozulur).
3- Gürültülü ve gerilimli ortamlarda bulunulmamalıdır.
4- Dengeli beslenilmeli ve düzenli uyunmalıdır.
5- Ağır yük kaldırılmamalıdır. (Omurilik için).
6- Düzenli olarak spor yapılmalıdır.

6- Sinir Sisteminde görülen Hastalıklar :

1- Felç :
Beyindeki kan akışının azalması sonucu sinirlerin ve kasların çalışmasının engellenmesi, hareket sinirlerinin zedelenmesidir.

2- Sara :
Beyindeki sinir hücrelerinin ani ve geçici olarak görev yapamaması sonucu geçici bilinç kaybıyla nöbetlerin ortaya çıkmasıdır.

3- Parkinson :
Beyindeki uyarırlı alan sinir hücrelerinin görevini yapamaması sonucu ellerin birinin istem dışı hareket etmesi ve bilinç kaybının ortaya çıkmasıdır.

4- Menenjit :
Beyin veya omuriliği örten zarların (uzun süren grip ve nezle sonucu) bakteri, virüs ya da mantar bulaşması sonucu iltihaplanmasıdır. Ölüme yol açabilir.

5- Kuduz :
Kuduz hastalığı hayvanlardan insanlara geçen ve merkezi sinir sistemini etkileyen virüslere bağlı bir hastalıktır. Hastalığa etken olan virüs insanlara genellikle hayvanın ısırması sonucu gelişir.
Kuduz virüsü merkezi sinir sistemine vardığında hızla yayılarak hastalığı oluşturur. Eğer iyi tedavi edilmezse kısa süre sonra ölüme neden olabilir. İlk 2 – 10 gün boğaz ağrısı, halsizlik, sinirlilik, depresyon, ateş ya da kusma, kesin belirtiler ise ısırma yerinde kaşınma, ağrı ya da karıncalanma hissedilmesi şeklinde ortaya çıkar. Daha sonraki dönemlerde hastaların %80’inde saldırganlık, %20’inde kasılmalar, garip davranışlar, ense sertliği, boğaz ağrısı, ses kısıklığı (hidrofobi denilen) su korkusu görülür.

6- Çocuk Felci :
Omurilikteki kasların kasılmasını başlatan sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün yol açtığı bulaşıcı hastalıktır. Çocuk felcinde, 40°C’yi bulan yüksek ateş, şiddetli baş ağrıları, bulantılar ve sırt ağrıları görülür. Virüs, hastaların çıkardığı dışkı yoluyla yayılır. Ağız yolundan verilen aşı ile tedavi edilebilir.

 





Denetleyici ve Düzenleyici Sistemimiz (Konu Anlatımı)

 

 

Vücudumuzda, bir dakika içerisinde, sayamayacağımız kadar çok olay gerçekleşir.Bir saat veya bir gün içerisinde gerçekleşen olay sayısını ise tahmin etmek çok zordur. Duyuları algılamak, düşünmek, yürümek, konuşmak gibi birçok olay aynı anda gerçekleşir. Ancak bu kadar çok ve karmaşık olan bu olaylar birbirinden bağımsız ve kontrolsüz değildir. Bütün bu olaylar sistemlerimiz tarafından gerçekleştirilir. Vücudumuzdaki sistemlerin düzenli, birbiriyle uyumlu ve sorunsuz olarak çalışmasını, denetleyici ve düzenleyici sistemimiz sağlar. Denetleyici ve düzenleyici sistemimiz, sinir sistemi ve iç salgı bezlerinden oluşur.

 

 

Sinir Sistemimiz

 

 

 

Konuşmak, acıkmak, yürümek, dengede durmak, yazmak, ağlamak gibi birçok işi gün boyunca gerçekleştiririz. Vücudumuzda bu işlerin gerçekleştiren sinir sistemidir.

Sinir sistemimiz, vücudumuzu ağ gibi saran milyarlarca sinirden meydana gelir. Vücudumuzu saran bu sinirleri,  binlerce sinir hücresi (nöron) oluşturur.

 

Sinir sistemimiz merkezi ve çevresel sinir sistemi olmak üzere iki bölüme ayrılır.

 

1. Merkezî Sinir Sistemi
Vücudumuzun yönetimini ve denetimini merkezî sinir sistemi sağlar. Merkezî sinir sistemi beyin, beyincik, omurilik ve omurilik soğanından oluşur. Beyin, beyincik ve omurilik soğanı kafatasımızın; omurilik ise omurgamızın içinde yer alır. Sizce, bunun sebebi ne olabilir? Merkezî Sinir Sistemimizi Oluşturan Organlar ve Görevleri
Beyin: Beynimizin vücudumuzdaki hangi olayların gerçekleşmesini sağladığını biliyor musunuz? Merkezî sinir sistemimizin en gelişmiş organı olan beynimiz, milyarlarca sinir hücresinden meydana gelir. Vücudumuzun öğrenme, hafıza ve yönetim merkezi beynimizdir.

Beyin;
• Duyu organlarımızdan gelen bilgileri değerlendirir.
• Konuşmalarımızın ve istemli hareketlerimizin gerçekleşmesini sağlar.
• Acıkma, susama, uyku ve uyanıklık gibi yaşam olaylarımızı düzenler.
• Kan basıncımızı ve vücut sıcaklığımızı ayarlar.
• Merkezî sinir sistemimizdeki diğer organların yardımıyla organlarımızın ve sistemlerimizin çalışmasını düzenler.
Beyincik: Bisikletimizi sürebilmemiz için dengede durmamız gerekir. Peki vücudumuz dengesini nasıl sağlar? Vücudumuzun hareket ve denge merkezi beyinciktir. Beynimizin arkasında ve alt tarafında yer alır. Vücudumuzun dengesi bozulduğunda duyu organlarımızdan veya vücudumuzun diğer kısımlarından gelen bilgileri alarak dengemizi sağlar.

Beyincik vücudumuzun dengesini ayarlamak için;

• Kol ve bacaklarımızdaki kasların birbiriyle uyumlu çalışmaları düzenleyerek hareketlerimizin dengeli olmasını sağlar.

Omurilik Soğanı:

 Beynimizin vücudumuzdaki diğer organlarla nasıl ilişki kurduğunu biliyor musunuz? Omurilik soğanı soğana benzer bir şekle sahip olduğundan böyle isimlendirilmiştir. Beyin ile omurilik arasında yer alır. Böylece beyin ve diğer vücut organları arasındaki bağlantıyı sağlar. Omurilik soğanı, isteğimiz dışında çalışan iç organlarımızın kontrol merkezidir.

Omurilik soğanı;
Solunum, dolaşım, boşaltım ve sindirim sistemlerimizin çalışmalarını düzenler.
• Nefes alma, yutma, öksürme, çiğneme, hapşırma ve kusma gibi olayları kontrol eder.
Omurilik:

Omuriliğin merkezi sinir sistemindeki görevini tahmin edebilir misiniz? Omurilik soğanından başlayıp kuyruk sokumuna kadar uzanan omurilik omurgamız içerisinde yer alan bir sinir kordonudur. Organlardan beyne ve beyinden diğer organlara gelen sinirler omurilikten geçer.Omurilik, vücudumuzun refleks yönetim merkezidir.

Omurilik;
• Beyinle diğer organların arasındaki bilgi iletimini sağlar.
• Refleks davranışlarımızı gerçekleştirir.


2. Çevresel Sinir Sistemi
Merkezî sinir sistemi dışında yer alan milyonlarca sinir, çevresel sinir sistemini oluşturur. Çevresel sinir sistemi, merkezî sinir sistemi ile organlar arasındaki iletişimi sağlar.


Sinir Sisteminde Mesaj iletimi Nasıl Gerçekleşir?
Sinirler beyin ve omurilikten çıkarak deri, gözler, kaslar, dişler ve kemiklerin içi dâhil olmak üzere vücudumuzun her yerine dağılır. Sinirleri, telefon kablolarına benzetebiliriz. Telefon kabloları gibi sinirler de bilgi taşıyarak vücudumuzda iletişimi sağlar. Sinirler, vücudumuzdan ve çevreden aldıkları bilgileri elektrik mesajları şeklinde, beynimize iletir. Beynimiz gelen bilgiyi değerlendirerek bir cevap oluşturur. Beyin oluşturduğu cevabı gerekli yapı ve organlara yine sinirler aracılığıyla iletir.Sinirlerin bilgi taşıma özelliği sayesinde, çevremizde ve vücudumuzda meydana gelen değişimler hakkında hızlı bir şekilde bilgi ediniriz. Böylece vücudumuzun farklı kısımları düzenli ve birbiriyle uyum içinde çalışır.

 

Önemli NOT:

• Vücudumuzda bulunan bütün sinirlerin sinir sistemimizi oluşur.

• Sinir sistemimizin merkezî sinir sistemi ve çevresel sinir sistemi olarak iki bölümden oluşmuştur.

• Merkezî sinir sistemini oluşturan organların sinirlerden oluşmuştur.Merkezî sinir sisteminin vücudumuzda gerçekleşen olaylardan  kasların kontrolü, öğrenme, nefes alma, kalbin atışı vb. kontrol eder.

•  Merkezî sinir sistemi dışında yer alan milyonlarca sinir çevresel sinir sistemini oluşturmuştur. Çevresel sinir sisteminin, merkezî sinir sistemi ile organlar arasındaki iletişimi sağlar.

 

Sinirler Mesajları Beynimize Nasıl Taşır?
Vücudumuzun içinde veya çevremizde meydana gelen ve vücudumuzda belirli bir tepkiye sebep olan fiziksel, kimyasal veya biyolojik etkilere (ses, ışık, koku, tat, basınç gibi) uyarı denir. Uyarılar, duyu organlarımızda bulunan özel hücrelerle alınır. Alınan uyarı sinirler ile merkezî sinir sistemine taşınır. Uyarılar sinir hücrelerimizde
değişikliğe yol açar. Bir uyarının sinir hücresinde oluşturduğu değişikliğe uyartı mesajı adı verilir.

Uyartı mesajını merkezî sinir sistemine; merkezî sinir sisteminde bu mesaj için oluşan cevabı kaslara, organlara ve salgı bezlerine sinirler iletir. Uyartı mesajı beynimizdeki ilgili bölümde değerlendirilir ve uyarıya karşı bir cevap oluşur. Beynimizde oluşan bu cevap yine sinirler aracılığıyla ilgili organ ya da yapılara iletilerek uyarıya tepki verilir. Vücudumuzun içinde veya çevremizde meydana gelen uyarılar vücudumuzda her zaman bu şekilde tepki oluşturmaz. Yemek yerken yutkunuruz. Göz kapaklarımız gün boyu defalarca açılıp kapanır. Elimizi sivri bir cisme değdirdiğimizde hemen geri çekeriz. Bunlar gibi birçok olay, düşünmemize bile gerek kalmadan gerçekleşir. Hatta isteğimiz dışında yaptığımız bazı hareketler bizi tehlikelere karşı korur.

Vücut sıcaklığımız biraz yükselince terlemeye başlarız. Loş bir ortama girdiğimizde göz bebeklerimiz hemen büyürken ışığa bakınca aniden küçülür. Gözümüze doğru gelen bir cisim karşısında gözlerimizi farkında olmadan kapatırız. Bu hareketler isteğimiz dışında gerçekleşir.

Refleks Nedir?
Yeni doğan bebeğin emme hareketi, yanan parmağın hızla geri çekilmesi, yüksek sesten ürkmek, öksürmek, hapşırmak, yutkunmak gibi hareketleri düşünmeden gerçekleştirdiğimizi fark ettiniz mi? Göz bebeğimizin ışıkta büyüyüp karanlıkta küçülmesi de düşünmeden gerçekleştirdiğimiz hareketlerdendir. Bu hareketleri
niçin düşünmeden yapıyor olabiliriz? Peki bunlar vücudumuzda nereden kontrol ediliyor olabilir?
Vücudumuzun dışarıdan gelen ışık, ses gibi bir uyarıya ani ve hızlı bir hareketle tepki göstermesine refleks denir. Refleksler, sürekli ve hızlı bir biçimde gerçekleşir ve
bu sayede vücudumuzun kendini savunmasını sağlar. Refleks hareketlerimiz omurilik tarafından gerçekleştirilmesine rağmen beynimiz tarafından kontrol edilir.
Araba ve bisiklet sürmek, örgü örmek, dans etmek, yüzmek, limon görünce ağzımızın sulanması gibi hareketler de reflekstir. Bu hareketleri ise tekrarlayarak öğreniriz. Bunları bir kez öğrendikten sonra bir daha unutmaz ve düşünmeden gerçekleştiririz.

 

Önemli NOT:

•  Yutkunmak, yanan parmağın geri çekilmesi göz kapaklarının açılıp kapanması gibi düşünmemize bile gerek kalmadan hatta isteğimiz dışında yaptığımız bazı hareketlerin Refleks dir.

•  Elimizi yanan bir muma yaklaştırdığımızda derimizdeki acı hissini alan sinirler bunu omuriliğe iletir, omurilik de hemen kaslarımızı kasılarak elimizi çekmemizi sağlar.

 

İç Salgı Bezlerimiz

 

 


SALGI BEZLERİ


Vücudumuzda iki çeşit salgı bezi vardır.
1. Dış salgı bezleri : Salgılarını kendilerine ait salgı kanallarına boşaltırlar.
Örnek ankreas,karaciğer ve safra kesesi, tükürük bezleri,ter bezleri,süt bezleri
2. İç salgı bezleri : Salgılarını(hormon) doğrudan kana verirler. Kan yoluyla tüm hücrelere taşınır .
Örnek : Pankreas,hipofiz,tiroit bezi, adrenal bez,eşey bezleri

HİPOFİZ BEZİ
- Büyümeyi,gelişmeyi ve cinsel hormonların oluşmasını sağlar.
- Büyüme döneminde az salgılanırsa cücelik,çok salgılanırsa devlik oluşur.
- Erkeklerde sperm,kadınlarda yumurta oluşumunda etkilidir.
- Vücudun su dengesini ve kan basıncını ayarlar.kemik oluşumunu sağlar.

TİROİT BEZİ
- Hücrelerde oksijen kullanımını düzenler.
-Büyüme sırasında kemikleşme sürecini hızlandırır.
- Vücuda yetersiz iyot alınırsa,çok çalışır,büyür ve tiroit hastalığı oluşur.
-Paratiroit bezleri kandaki kalsiyum ve fosfat dengesini düzenler.

BÖBREK ÜSTÜ BEZİ(=ADRENAL BEZ)
- Adrenalin salgısı;
- Korktuğumuzda ve heyecanlandığımızda çok salgılanır.
- Kalp atışlarını hızlandırır,kan basıncını artırır.
- Göz bebeğinin büyütüp küçülmesini sağlar
- Diğer salgılarıyla vücut sıvısında mineral dengesini düzenler.

PANKREAS
- Hem sindirim enzimi hem de hormon salgılar.(Karma bezdir)
- Kanda şeker az olursa GLUKOGEN salgılayarak şeker dengesini sağlar.
- Kanda şeker çok olursa İNSULİN salgılayarak şeker dengesini sağlar.

YUMURTALIK
- Salgıladığı hormonlarla dişi bireyin fiziksel özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlar.
- Ergenlik döneminden itibaren yumurta hücresinin üretilmesini sağlar.

TESTİS
- Salgıladığı hormonlarla erkeğe ait fiziksel özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar.
- Ergenlik döneminden itibaren sperm üretilmesini sağlar
 

 

Vücudumuzun doku ve organları arasındaki işleyişi denetlemek ve düzenlemek sadece sinir sistemimizin görevi değildir. Organ ve sistemlerimizin çalışmasının denetlenmesi ve düzenlemesi genellikle sinir sistemimiz ile iç salgı bezlerimizin birlikte çalışması sonucunda gerçekleşir.
iç salgı bezlerimiz, denetleme ve düzenleme görevlerini hormon adı verilen özel salgıları üreterek yerine getirir. iç salgı bezlerinin ürettiği hormonlar görevini düzenleyecekleri organlara, kan yoluyla, taşınır.  iç salgı bezlerimiz, denetleyici ve düzenleyici görevlerini yavaş, uzun sürede ve sürekli gerçekleştirirken sinir sistemimiz, çok hızlı ve kısa süreli bir şekilde çalışır. Her bir hormon, farklı organlar tarafından üretilir ve farklı etkilere sahiptir. Aşağıdaki tabloda, bazı iç salgı bezlerimiz ile bunların salgıladıkları hormonlar ve bu hormonların görevleri belirtilmiştir.

Tabloyu ve iç salgı bezlerimizi gösteren insan modelini inceleyelim.

 

 

 

Önemli NOT:

 

* Hormon: Vücudun belli bölgelerinden salgılanıp  başka bölgelerindeki hücreler üzerine etki eden kan yolu ile taşınan bileşiklerdir.

* Sinir sistemi canlılar içinde sadece hayvanlarda bulunur.

* Pavlov : Zil sesi ile bir köpeğe eş zamanlı yemek Koşullu ( Şartlı ) Refleks kazandıran bilim adamı

•  İç salgı bezlerinin görevlerini hormon adı verilen özel salgılar üreterek yerine getirir. Hipofiz ve diğer iç salgı bezlerinin  hormonları kan damarlarına verirler.

•  Menenjit, kuduz ve çocuk felci mikrobik sinir sistemi hastalıklarıdır. Sinir sistemimizi bu hastalıklardan korumak için aşılar kullanılmaktadır. Sinir hücreleri kendilerini yenileyemedikleri için darbe ve çarpmalar sonucunda sinir sisteminde kalıcı sorunlar ortaya çıkabilir. İç salgı bezlerimiz birbirinden bağımsız çalışmaz. Herhangi bir salgı bezinde meydana gelen aksaklık vücudumuzda pek çok yapıyı olumsuz etkiler.

Örneğin; hipofiz bezinin fazla hormon salgılaması devlik, az hormon salgılaması ise cücelik, tiroit bezinin salgıladığı tiroksin hormonunun az salgılanması veya iyot eksikliği guatr, pankreasın insülin hormonu salgılayamaması ise şeker hastalığına sebep olur.

Denetleyici ve düzenleyici sistemimizin sağlığının korunması için dengeli ve düzenli beslenilmesi gerekir. Alkol, sigara ve uyuşturucu özellikle sinir sistemi için çok zararlı maddeler olduğundan bunlardan kaçınılmalı, sinir sistemine zarar verebilecek ağır sporlardan, ani hareketlerden, çarpma ve darbelerden kaçınılmalıdır.


Soru ve Cevaplar İle Duyu Organlarımız

88.Gözümüzü koruyan yapılar nelerdir?
Kaşlar,göz kapakları ve kirpiklerdir

89.Gözümüzün sürekli nemli kalmasını sağlayan ve toz gibi zararlı etkilere karşı gözümüzü hangi yapı korur?
Gözyaşı bezleri.


90.Gözün bölümleri nelerdir?
Sert tabaka,damar tabaka ve ağ tabaka(retina) dır.

91.Sert tabaka hakkında bilgi verin.
*gözün dışında bulunan beyaz renkli kısımdır.
*gözü dış etkilerden korur.
*sert tabaka gözün yuvarlağının ön kısmında farklılaşarak saydam tabakayı yani korneayı oluşturur.

92.Damar tabaka hakkında bilgi verin.
*sert tabakanın hemen altında yer alır.
*gözün beslenmesini sağlayan damarlardan oluşur.
*damar tabaka irisi oluşturur.
*iris gözün renkli kısmıdır.
*irisin ortasında bulunan kısma göz bebeği denir.
*iris gözümüze gelen ışık şiddeti fazla olduğunda göz bebeğini daraltır.
*iris az ışıklı ortamlarda göz bebeğinin büyümesini sağlar.
*irisin arkasında göz merceği bulunur.

93.Ağ tabaka hakkında bilgi verin.
*ışığa karşı duyu almaçlarının bulunduğu kısımdır.
*ağ tabakadaki sinirler birleşerek göz yuvarlağının arka tarafından çıkıp beyne gider.
*sinirlerin göz yuvarlağından dışarı çıktığı yere kör nokta denir. Kör nokta ışığa duyarlı değildir ve burada görüntü oluşmaz.
*kör noktanın üst kısmında ve göz bebeğinin hizasında bulunan çukur bölgeye sarı leke denir.

94.Nasıl görürüz?
Görme olayı dört aşamada gerçekleşir.
1.Cisimlerden yansıyan ışık ışınları saydam tabakaya gelir ve burada kırılır. Kırılan ışın ardından göz bebeğine gelir.
2.Göz bebeğinden gelen ışınlar göz merceğinde tekrar kırılarak ağ tabaka üzerine düşer.
3.Ağ tabakada sarı leke üzerinde ters bir görüntü olur. Oluşan görüntü duyu almaçları tarafından algılanır.
4.Algılanan görüntü,görme sinirleri vasıtasıyla beyindeki görme merkezine iletilir. Ters görüntü,beyindeki görme merkezinde düz olarak algılanır. Böylece görme gerçekleşir.

95.Göz kusurları hem doğuştan getirilebilir hem de sonradan olabilir mi?
Evet.

96.Renk körlüğü(daltonizim) hakkında bilgi verin.
Genellikle kırmızı ve yeşil renklerin birbirinden ayırt edilemediği göz kusurudur. Tedavisi yoktur.

97.Şaşılık hakkında bilgi verin.
Gözü hareket ettiren kasların uyumsuzluğu sonucunda oluşur. Ameliyatla düzeltilir.

98.Miyopluk hakkında bilgi verin.
Görüntü sarı lekenin önünde oluşur. Yakını iyi görür. Uzağı göremez. Mercekle düzeltilir.

99.Hipermetropluk hakkında bilgi verin.
Görüntü sarı lekenin arkasında oluşur. Uzağı iyi görür,yakını göremez. Mercekle düzeltilir.

100.Astigmatizm hakkında bilgi verin.
Göz merceği yüzeyinin pürüzlü bir hal alması ya da korneanın kavislenmesi sonucunda görüntü sar lekeye bozuk düşer. Mercekle düzeltilir.

101.Katarakt hakkında bilgi verin.
Göz merceği içindeki sıvının ya da göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi sonucunda görüntü sarı lekeye düşmez. Ameliyatla düzeltilir.

102.Bazı göz kusurlarının tedavisinde hangi teknolojik aletlerden yararlanılır?
Gözlük ve kontak lensler.

103.Konea nakli hakkında bilgi verin.
Saydam tabakadaki saydamlığın bozulduğu,yok olduğu yada bu tabakanın şeklinin değiştiği durumlarda kornea nakli yapılır. Bozuk kornea sağlamıyla değiştirilir.

104.Kulağın bölümleri nelerdir?
Dış kulak,orta kulak ve iç kulaktır.

105.Dış kulak nelerden oluşur?
Kulak kepçesi ve kulak yolundan oluşur.

106.Kulak yolunun sonunda hangi yapı bulunur?
Kulak zarı bulunur.

107.Kulak yolunun özellikleri nelerdir?
Kulak yolu yapısındaki kıllar yardımıyla kulağa giren toz v.b maddelerin kulak zarına ulaşmasını engelleyen bir sıvı salgılar.

108.Orta kulakta hangi yapılar bulunur?
Çekiç,örs,üzengi kemikleri,östaki borusu ve oval pencere bulunur.

109.Çekiç kemiği hangi yapıya temas eder?
Kulak zarına temas eder.

110.Üzengi kemiği hangi yapıya temas eder?
Üzengi kemiği iç kulaktaki oval pencereye temas eder.

111.Kulak kemiklerinin görevi nedir?
Kulak kemikleri,kulak zarını iç kulağa bağlar.

112.Östaki borusunun görevi nedir?
Östaki borusu orta kulaktan yutağa açılır. Orta kulak ile dış ortam arasındaki basınç farkını dengeleyerek kulak zarının yırtılmasını önler.

113.İç kulakta hangi yapılar bulunur?
Dalız,salyangoz ve yarım daire kanalları.

114.Dalızın görevi nedir?
Dalız,oval pencereden gelen ses dalgalarını salyangoza iletir.

115.Salyangozun görevi nedir?
Salyangoz gelen ses dalgalarını işitme sinirleri ile beyne iletir.

116.Nasıl işitiriz?
İşitme dört aşamada gerçekleşir.
1.Kulak kepçesi ile toplanan ses dalgaları,kulak yolu ile iletilerek kulak zarını titreştirir.
2.Çekiç,örs ve üzengi kemikleri bu titreşimi oval pencereye iletir.
3.Oval pencereden dalıza iletilen titreşimler buradan da salyangoza geçer.
4.Ses,salyangozdaki işitme almaçları tarafından algılanır ve işitme sinirleri aracılığıyla beyindeki işitme merkezine iletilir. Böylece işitme olayı gerçekleşmiş olur.

117.En büyük duyu organımız nedir?
Derimizdir.

118.Derinin görevleri nelerdir?
*Vücut ısımızı ayarlar.
*solunum ve boşaltıma yardımcı olur.
*vücudumuzu dış etkilerden korur.

119.Derinin üzerinde hangi duyu almaçları vardır?
Derinin üzerinde dokunmayı,basıncı,ağrıyı,sıcağı,soğuğu vb duyu almaçları vardır.

120.Derinin bölümleri nelerdir?
İki kısımdan meydana gelir. Üst deri ve alt deri olmak üzere.

121.Üst derinin özellikleri nelerdir?
*derinin alt bölümlerini korur.
*bu tabakada kan damarları ve sinirler bulunmaz.
*deriyi zararlı ışıklardan korur.
*üst deride derinin rengini belirleyen hücreler vardır.

122.Alt derinin özellikleri nelerdir?
*kan damarları,kıl kasları,sinirler,ter bezleri,yağ bezleri,kıl kökleri ve duyu almaçları burada bulunur.
*alt derinin en altında yağ tabakası bulunur.
*yağ tabakası vücudumuzu çarpmalara karşı korur. Ayrıca vücudumuzun ısı kaybını önler.
*alt deride bulunan ter bezleri,terleme ile boşaltıma yardımcı olur.

123.Derimizle nasıl hissederiz?
Alt derideki duyu almaçları sıcak,soğuk,basınç,sertlik,yumuşaklık gibi duyuları algılar. Duyu almaçları ile alınan duyular,sinirler yoluyla beyne iletilir ve burada değerlendirilip algılanır.

124.Koku ve tat alma arasındaki ilişki nasıldır?
Koku ve tat alma organlarımız birbiriyle uyumlu olarak çalışır. Dilimiz bir besinin tadını,burnumuzda kokusunu algılar. Besinlerin tadının tam olarak alınabilmesi için burnumuzun ve dilimizin birlikte görev yapması gerekir.

125.Burun hakkında bilgi verin.
*Burun,kemik ve kıkırdakla desteklenen organımızdır.
*burun boşluğunun duvarları burnun nemli kalmasını sağlayan mukus salgısını üreten mukoza tabakasıyla kaplıdır.
*burun boşluğunun üst tarafında koku almaçlarının yoğunlaştığı sarı bölge bulunur.

126.Nasıl koku alırız?
1.kokulu cisimlerden buharlaşarak ayrılan ve havaya karışan tanecikler,sarı bölgedeki mukus sıvısında çözünerek koku almaçları uyarılır.
2.uyartılar beynin koklama merkezine iletilir. Böylece koku algılanmış olur.

127.Dilin görevleri nelerdir?
 Tat  alma,çiğneme,yutma ve konuşmaya yardımcı olur.

128.Maddelerin tadının alınabilmesi için gereken şart nedir?
Maddelerin tadının alınabilmesi için tükürükte çözünmesi gerekir.

129.Nasıl tat alırız?
1.Tükürükte çözünen maddeler,tat tomurcuklarındaki almaçları uyarır.
2.Almaçlar,aldıkları uyarıları tat alma sinirlerine iletir.
3.Tat alma sinirleri beyindeki tat alma merkezini uyarır ve tat duyusu algılanır.

130.Dilin hangi kısımları bazı tatları diğer bölümlerine göre daha iyi algılar.
*Dilin uç kısmı tatlıyı
*dilin arka kısmı acıyı
*dilin uç kısmının biraz yukarısı tuzluyu
*tuzludan sonraki kısım ise ekşiyi daha iyi algılar.

 




Duyu Organlarımız (Konu Anlatımı)

 

 

Çevremizi algılamamızda görevli olan göz, kulak, burun, dil ve deri duyu organlarımızdır.

Duyu organlarımız birlikte çalıştığında çevremizi algılamamız daha kolay ve doğrudur.Çevremizdeki cisimlerin sesini, rengini, kokusunu, sertliğini, yumuşaklığını, sıcaklığını vb. özelliklerini duyu organlarımız sayesinde hissederiz. Uyarıları dış ortamdan alarak sinirlere aktaran, duyu organlarının yapısında bulunan özel hücrelere duyu almaçları adı verilir. Farklı duyu organlarımız için farklı almaçlar vardır. Uyarı, ilgili almaç tarafından alındığı zaman uyartıya dönüşür. Uyartılar, duyu almaçları sayesinde, duyu-sinir yolu ile beyindeki duyu merkezlerine iletilir.  Bu merkezler, kendilerine ulaşan uyartı mesajını değerlendirir, mesajın gerektirdiği cevabı vücudun ilgili bölümlerine gönderir ve bu bölümlerin cevabı yerine getirmesini kontrol eder. Bu sayede dış ortamdan gelen uyarıları algılarız.

 

Önemli NOT:

* Duyu organlarımızın beraber çalışması durumunda algılamamızın daha kolay ve doğru olur.

* Çevremizdeki cisimlerin sesini, rengini, kokusunu, sertliğini vb. duyu organlarımız sayesinde hissederiz.

* Dış ortamdan duyu organlarımız ile aldığımız uyarıları sinirlere aktaran özel hücrelere “duyu almaçları” adı verilir. Duyu almaçlarının, duyu organlarının yapısında bulunur.

* Farklı duyu organlarımız için farklı almaçlar vardır. Duyu almaçları sayesinde uyartıların, duyu-sinir yolu ile beyindeki duyu merkezlerine iletilir. Beyindeki ilgili merkezin kendisine ulaşan uyartı mesajını değerlendirip mesajın gerektirdiği komutları vücudun ilgili bölümlerine verir ve bu bölümlerin verilen komutları yerine getirmesini kontrol eder. Böylece dış ortamdan gelen uyarıların algılanması sağlanmış olur.

 

 

 

 

Görme Organımız Göz


Aşağıdaki fotoğrafı inceleyerek gözümüzü koruyan ve görme işinde görevli olan yapıların neler olduğunu söyleyebilir misiniz? Göz, çevremizden aldığı ışık sayesinde görmemizi sağlayan duyu organımızdır. Gözümüzü koruyan yapılar kaşlar, göz kapakları, kirpiklerdir.Gözümüzde ayrıca gözyaşı bezleri ile göz yuvarlığını göz çukuruna bağlayan ve bunların hareketini sağlayan kaslar bulunur. Aşağıda şekli inceleyerek gözün görmesini sağlayan bölümler hakkında bilgi edinelim.

 

Göz sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka (retina) olmak üzere üç bölümden
oluşur.
Gözün Bölümleri
a) Sert Tabaka: Gözün dışında bulunan beyaz renkli kısımdır ve gözü dış etkilerden korur. Işığı kıran bu tabakaya saydam tabaka (kornea) adı verilir.
b) Damar Tabaka: Sert tabakanın altında yer alır ve gözün beslenmesini sağlayan damarlardan oluşur. Damar tabaka, gözün ön kısmındaki irisi oluşturur. iris gözün renkli kısmıdır. irisin ortasında bulunan kısma göz bebeği adı verilir. iris, gözümüze gelen ışığın şiddeti fazla olduğunda göz bebeğini daraltır, az ışıklı ortamlarda ise göz bebeğinin büyümesini sağlar.
c) Ağ Tabaka (Retina): Işığa karşı duyarlı almaçların bulunduğu kısımdır. Ağ tabakadaki sinirler birleşerek göz yuvarlağının arka tarafından çıkıp beyne gider. Sinirlerin göz yuvarlağından dışarı çıktığı yere kör nokta adı verilir. Kör nokta ışığa karşı duyarlı değildir ve burada görüntü oluşmaz. Kör noktanın üst kısmında ve göz bebeğinin hizasında bulunan çukur bölgeye sarı leke denir. Görüntü sarı lekede meydana gelir. Ağ tabakanın ön kısmında göz merceği bulunur.

 

Nasıl Görürüz?

 

1. Cisimlerden yansıyan ışık ışınları, önce saydam tabakaya gelir ve burada kırılır. Kırılan ışın ardından göz bebeğine gelir.
2. Göz bebeğinden gelen ışınlar, göz merceğinde tekrar kırılarak ağ tabaka üzerine düşer.
3. Ağ tabakada yer alan sarı leke üzerinde ters bir görüntü oluşur. Oluşan görüntü buradaki görme almaçları tarafından algılanır.
4. Algılanan görüntü, görme sinirleri vasıtasıyla beyindeki görme merkezine iletilir. Ters görüntü, beyindeki görme merkezinde düz olarak algılanır. Böylece görme gerçekleşir.

 

Göz Kusurları ve Bu Kusurların Tedavi Yolları
Göz kusurları doğuştan olabileceği gibi sonradan da oluşabilir. Doğuştan olan bazı göz kusurları şunlardır:

Renk körlüğü (Daltonizm): Kırmızı ve yeşil renklerin birbirinden ayırt edilemediği bir göz kusurudur. Tedavisi yoktur. Yandaki resim renk körlüğünün belirlenmesinde kullanılır.

 

 


Şaşılık: Gözü hareket ettiren kasların uyumsuzluğu sonucunda oluşur, ameliyatla giderilebilir.
Aşağıdaki çizelgede sonradan oluşan bazı göz kusurları, bu kusurlara sahip kişilerin nasıl gördükleri ve bunların tedavi yolları verilmiştir.

 

 

Gözlük ve kontak lensler, bazı göz kusurlarının tedavisinden kullanılan teknolojik araçlardandır. Saydam tabakadaki saydamlığın bozulduğu veya yok olduğu ya da bu tabakanın şeklinin değiştiği durumlarda hastalara kornea nakli yapılır. Kornea nakli, gözün bozuk olan korneasının sağlam bir kornea ile değiştirilmesi işlemidir.

 

Önemli NOT:

 

Göz görmemizi sağlayan duyu organımızdır.

Göz kaşlar, göz kapakları, kirpikler ve gözyaşı bezleri ile göz yuvarlığını göz çukuruna bağlayan ve bunların hareketini sağlayan kaslardan oluşmuştur.

Gözün görmeyi sağlayan bölümlerinin sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabakadır.

İris gözümüze gelen ışığın şiddeti fazla olduğu zaman göz bebeğini daralttır, az ışıklı ortamlarda ise göz bebeğinin büyümesine sebep olur.

 

İşitme Organımız Kulak


Kulaklarımız işitmemizi ve dengemizi sağlayan duyu organımızdır. Suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi havada da ses dalgaları mevcuttur. Bu ses dalgaları kulağımızdaki duyu almaçları ile algılanır. Aşağıdaki şekli inceleyerek kulağın bölümleri hakkında bilgi edinelim.

 

 

 

Kulak dış, orta ve iç kulak olmak üzere üç bölümden oluşur.
Kulağın Bölümleri
a) Dış Kulak: Kulak kepçesinden ve kulak yolundan oluşur. Kulak yolunun sonunda kulak zarı bulunur. Kulak kepçesi kıkırdak bir yapıya sahiptir. Kulak yolu, kulak kepçesini orta kulağa bağlayan bir kanaldır. Kulağımız kulak kiri olarak adlandırılan bir sıvı salgılar. Bu sıvı, kulak yolundaki kıllar ile birlikte kulağa giren toz vb. maddelerin kulak zarına ulaşmasını engeller.
b) Orta Kulak: Orta kulakta çekiç, örs, üzengi kemikleri, östaki borusu ve oval pencere bulunur. Üzengi kemiği vücudumuzun en küçük kemiğidir. Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiği ise iç kulaktaki oval pencereye temas eder. Bu özellikleri ile kulak kemikleri, kulak zarını iç kulağa bağlayan bir köprü oluşturur. Östaki borusu orta kulaktan yutağa açılır. Böylece orta kulak ile vücudun dışı arasındaki basınç farkını dengeleyerek kulak zarının yırtılmasını engellemiş olur.
c) iç kulak: Dalız, salyangoz ve yarım daire kanallarından oluşur. Dalız, oval pencereden gelen ses dalgalarını salyangoza iletir. Salyangozda işitme sinirleri vardır ve gelen ses dalgaları işitme sinirleri ile beyne iletilir. Vücudumuzun dengesinin bozulup bozulmadığını beyinciğe bildirme işini salyangozun üst kısmındaki yarım daire kanalları yapar.

 

Önemli NOT:

 

İç kulakta yarım daire kanalları vücudun dengesini sağlanmasında önemli rol oynar. Vücudun durumu değiştiğinde buradan beyne giden mesajlar sonucu beyin vücudun konumunu değiştirip denge sağlar

 

Nasıl işitiriz?

 


1. Kulak kepçesi ile toplanan ses dalgaları kulak yolu ile kulak zarına gelir ve zarı titreştirir.
2. Kulak zarının titreşmesiyle birlikte çekiç, örs ve üzengi kemikleri de titreşir ve bu titreşim oval pencereye iletilir.
3. Üzengi kemiği, ses titreşimlerinin oval pencereden iç kulakta bulunan dalıza iletmesini sağlar. Dalız, oval pencereden gelen ses dalgalarını salyangozdaki yarım daire kanallarına gönderir.
4. Ses, yarım daire kanallarındaki işitme almaçları tarafından algılanır ve işitme sinirleri aracılığı ile beyindeki işitme merkezine iletilir. Böylece işitme olayı gerçekleşmiş olur.

işitme Bozukluları ve Bunların Tedavi Yolları
Çevrenizde işitme bozukluğu olan kimseler var mı? işitme bozukluklarının sebebi ne olabilir? işitme bozukluklarının birçok sebebi vardır. Bunların bazıları işitme kaybına, bazıları da sağırlığa yani hiç duymamaya yol açabilir. işitme bozuklukları doğuştan olabileceği gibi sonradan da oluşabilir.  Kulak zarı sertleşmesi, orta kulakta kemik kaynaması ve iç kulaktaki zedelenmeler doğuştan olabilir. Bazen bir hastalık ya da yüksek şiddette sesler kulağa zarar verip işitme kaybına sebep olabilir. işitme kaybı oluşursa işitme cihazı kullanılması gerekir.
işitme Cihazları: Dışarıdan gelen seslerin şiddetini yükselterek onları kulağın duyabileceği seviyeye getiren küçük elektronik aletlerdir. Genellikle iç kulakla ilgili işitme kayıplarında kullanılır ancak bazen orta kulak rahatsızlıkları için de kullanılabilmektedir. işitme cihazı sesi yükseltir ama işitme kaybını düzeltmez. Mikrofon, pil ve kulaklık gibi bazı temel parçalardan oluşur. işitme cihazları duyma bozukluğu olan her yaştaki insan tarafından kullanılabilir.
Wireless Teknolojisi: Duymayan kulaktan duyan ya da az işitme kaybı olan kulağa kablosuz iletim sağlayan yeni bir teknolojidir. Hasta bu cihazla, sesleri daha iyi duyar.

 

Dokunma Organımız Deri
 Deri, en büyük duyu organımızdır ve vücudumuzun dışını tamamen kaplar. Ayrıca vücut ısısını ayarlar, solunum ve boşaltıma yardımcı olur ve vücudu dış etkilerden korur. Derinin üzerinde dokunmayı, basıncı, ağrıyı, sıcağı, soğuğu vb. duyuları algılayan almaçlar vardır.
Aşağıdaki şekli inceleyerek derinin bölümleri hakkında bilgi edinelim.

 

 

Deri, üst deri ve alt deri olmak üzere iki tabakadan oluşur.
Derinin bölümleri
a) Üst deri: Derinin alt bölümlerini koruyan tabakadır. Bu tabakada kan damarları ve sinirler bulunmaz. Üst derinin en dış bölümü ölü hücrelerden meydana gelmiştir. Bu bölümün altında canlı hücrelerden oluşan bir tabaka bulunur. Bu tabaka, deriyi güneşten gelen zararlı ışınlardan korur. Üst deride ayrıca derinin rengini belirleyen hücreler de vardır.
b) Alt deri: Üst deriye göre daha kalın olan alt deri, canlı hücrelerden oluşur. Alt deride kan damarları, kıl kasları, sinirler, ter bezleri, yağ bezleri, kıl kökleri ve duyu almaçları yer alır. Bu bölümün en altında ise yağ tabakası bulunur. Yağ tabakası vücudu çarpmalara ve vurmalara karşı korur ve vücudun ısı kaybını önler. Burada yer alan ter bezleri, terleme ile boşaltıma yardımcı olur.


Derimizle nasıl hissederiz?

Alt derideki duyu  almaçları sıcak, soğuk, basınç, sertlik, yumuşaklık gibi duyuları algılar. Duyu almaçları ile alınan duyular, sinirler yoluyla beyne iletilir ve burada değerlendirilip algılanır. Derinin her yerinde aynı oranda duyu almacı yoktur. Bu yüzden de algılama duyusu derimizin her bölgesinde aynı değildir. Parmak uçları, dudaklar gibi bölgelerde algılama daha fazladır.

 

Deri Hastalıkları ve Bu Hastalıkların Tedavi Yolları
Deri hastalıkları fiziki sebeplerle (kesici, ezici vb. cisimler ile kimyasal maddeler gibi) oluşabildiği gibi parazitler sebebiyle de ortaya çıkabilmektedir. Bunlardan bazıları mantar hastalıkları ile pire ve kene gibi parazitlerin ısırmalarından meydana gelen deri bozukluklarıdır. Deri iltihaplanmalarına yol açan bazı mikroorganizmalar da derideki herhangi bir yaranın üzerine kolayca yerleşebilir. Alerjik deri hastalıkları arasında ise kurdeşen ve egzama sayılabilir. Bazı deri hastalıklarının teşhisinde dermatoskop adı verilen cihaz kullanılır.
Dermatoskop:
Açık tene sahip ve vücudunda çok sayıda ben bulunan kimselerle, daha önce aile üyelerinden biri deri kanserine yakalanmış kişilerin vücutlarındaki güneş lekeleri ve benler dermatoskop ile incelenir. Dermatoskop ile yapılan inceleme sonucunda risk altında olduğu belirlenen kişilere ya ilaç tedavisi uygulanır ya da cerrahi müdahalede bulunulur.

 

Önemli NOT:

Derinin vücudun dışını tamamen kaplayan en büyük duyu organımızdır.

Derinin görevi vücut ısısını ayarlamak, solunuma ve boşaltıma yardımcı olmak, vücudu dış etkilerden korumaktır.

Derinin üzerinde dokunmayı, basıncı, ağrıyı, sıcağı vb. duyuları algılayan almaçların verdır.

 

Koku ve Tat Alma Arasında Bir İlişki Olabilir mi?

 

Koku ve tat alma organlarımız birbiriyle uyumlu olarak çalışır. Dilimiz bir besinin tadını, burnumuz da kokusunu algılar. Kokusu iyi alınamayan besinlerin tadı da iyi alınamaz.

Örneğin nezle olduğumuzda kokuları tam olarak alamadığımız için besinlerin tadını da tam olarak alamayız. Besinlerin tadını tam olarak alabilmek için burun ve dilin birlikte görev yapması gerekir.

 

Koklama Organımız Burun
 Burun, koku alma ve solunum organımızdır. Bu organ, alınan havanın temizlenmesini, ısıtılmasını, nemlendirilmesini ve kokusunun algılanmasını sağlar. Bir süre aynı koku alınacak olursa bu koku bir müddet sonra hissedilmez. Ancak ortama değişik bir koku geldiğinde bu yeni koku fark edilir. Burnun yapısını, bölümlerini ve çevresinde yer alan sinüsleri aşağıdaki şekil üzerinde inceleyelim.

 

 

Burun, kemik ve kıkırdakla desteklenen bir organımızdır. Burun boşluğunun duvarı, mukus salgısı üreten hücrelerle kaplıdır. Mukus salgısı üreten bu tabaka mukoza olarak adlandırılır. Mukoza burnun içinin nemli kalmasını sağlar. Burun boşluğunun üst tarafında koku almaçları bulunur. Koku almaçlarının yoğunlaştığı bölgeye sarı bölge denir.
Kokuyu Nasıl Algılarız?
1. Kokulu cisimlerden buharlaşarak ayrılan ve havaya karışan tanecikler, sarı bölgedeki mukus sıvısında çözünerek koku almaçlarını uyarır.
2. Uyartılar beynin koklama merkezine iletilir. Böylece koku algılanmış olur.
Bazı Burun Hastalıkları
Sinüzit: Sinüslerin iltihaplanmasına sinüzit denir. Doktorun tavsiye edeceği ilaçlarla tedavi edilebilir.
Saman nezlesi: Saman nezlesi bir alerjidir. ilkbahar ve yaz aylarında polenler rüzgârlara kapılarak geniş alanlara yayılır. Aldığımız nefesle burnumuza yerleşen polenler şiddetli hapşırıklar eşliğinde burnun suya benzer bir akıntı salgılamasına neden olur. ilaçlarla ya da aşı yapılarak tedavi edilebilir.
Burun akıntısı: Burun akıntısı; nezle, saman nezlesi, sinüzit, alerjik burun iltihabı veya burna herhangi bir şey kaçmış olması nedeniyle oluşabilir. Ayrıca kızamık başlangıcında da burun akıntısı görülür.
Burun kanaması: Büyümeye bağlı olarak ergenlik döneminde burun kanamaları görülebilir. Orta yaşlarda ise tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan burun kanamaları görülebilir. Burun kanamalarını durdurmak için yapılacak ilk yardım hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip, burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.

 

Önemli NOT:

Koku alma ve solunum organı olan burnumuz alınan havanın temizlenmesinde, ısıtılmasında, nemlendirilmesinde ve kokusunun algılanmasında rol oynar.

 

Tatma Organımız Dil

Yiyeceklerin bazılarının tadını severken, bazılarını ise sevmeyiz. Biberin acı, limonun ekşi, çikolatanın ise tatlı olduğunu nasıl ayırt ettiğimizi biliyor musunuz? Bu farklı tatları almamızda görevli olan dilimizin acaba başka görevleri de olabilir mi? Dilimizin tat alma, çiğneme, yutma ve konuşmaya yardımcı olma gibi görevleri vardır. Maddelerin tadının alınabilmesi için bu maddelerin tükürükte çözünmesi gerekir. Dilin yapısını ve tat alma bölgelerini aşağıdaki şekil üzerinde inceleyelim.

 

 

 

 

Dilin ucunda, yanlarında ve arkasında tat alma tomurcukları yer alır. Tat alma tomurcuklarında tatları algılamaya yarayan almaçlar bulunmaktadır. Dilimizin her bölgesi her tadı alabilir. Ama bazı tatları alan tat tomurcukları dilimizin bazı bölgelerinde daha fazladır. Dilimizin ucu tatlı, arkası acı, ön yanları tuzlu ve arka yanları da ekşi tatları daha fazla alır.
Nasıl Tat Alırız?
1. Tükürükte çözünen maddeler, tat tomurcuklarındaki almaçları uyarır.
2. Almaçlar, aldıkları uyarıları tat alma sinirlerine iletir.
3. Tat alma sinirleri beyindeki tat alma merkezini uyarır ve tat duyusu algılanır.
Bazı Dil Hastalıkları
Tat Körlüğü: insanların bir kısmı bazı maddelerin tatlarını alamazlar. Kalıtsal olan bu duruma tat körlüğü denir.
Dil iltihabı: Çürük dişler, diş eti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık hâline getirmiş kimselerde görülebilen bir tür hastalıktır.
Dil Yaraları: Dilin etrafında görülen kızarıklık ve içi su dolu küçük kabarcıklar dil yaralarının belirtileridir. Bu hastalık hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir.

 

işitme engelliler çevreleriyle iletişim kurmak için işaret dilini kullanırlar.
Bu işaret dili harfleri veya kelimeleri anlatmak için sadece ellerin kullanıldığı sembolik işaretlere dayanmaktadır. Bu dil, işitme ve konuşmanın yerini tam olarak almasa da işitme engellilerin iletişim sorununu büyük oranda çözmektedir.
Görme engelliler için kullanılan Braille (Breyıl) Alfabesi’nde, kabartma noktalardan oluşan karakterler kullanılmaktadır. Görme engelliler parmaklarının uçlarını kullanarak bu alfabeyle yazılmış yazıları okuyabilmektedir.

 

Önemli NOT:

Dil tat alma, yutma ve konuşmaya yardımcı olur.

Maddelerin tadının alınabilmesi için bu maddelerin tükürükte çözünmesi gerekir.

Dilin ucunda, yanlarında ve arkasında tatları algılamaya yarayan tat alma tomurcuklarının bulunur.

Tat alma tomurcuklarında tatları algılamaya yarayan almaçların yer alır.

Metabolizma: Canlılarda gerçekleşen yapım ve yıkım olaylarının tamamıdır.

 

Duyu Organlarımızın Sağlığı

 

Duyu organlarımızın sağlıklı kalabilmeleri için onları düzenli olarak kontrol ettirmeliyiz.


Göz sağlığımız için;
• Gözlerimizi temiz tutmalıyız. Başkalarına ait havlu ve gözlükleri kullanmamalıyız.
• Televizyonu uzun süre ve yakından izlememeliyiz.

• Okuma sırasında gözlerimiz ile kitap arasındaki uzaklığın
20–35 cm olmasına dikkat etmeliyiz.
• Gözlerimizi aşırı ışıktan korumalıyız.
• Gözlerimizin görme yeteneğini artırmak için A vitamini içeren besinler yemeliyiz.


Kulak sağlığımız için;
• Kulaklarımızı temiz tutmalıyız.
• Kulaklarımızı soğuktan korumalıyız.
• Kulaklarımızı sert cisimlerle karıştırmamalıyız.
• Kulaklarımızı dış darbelerden korumalıyız.
• Yüksek sesli ortamlarda bulunmamalıyız.
• Patlama sesi gibi şiddetli seslerin olduğu ortamlarda, oluşan basıncın kulak zarımıza zarar vermesini engellemek için ağzımızı açmalıyız.


Burun sağlığımız için;
• Burun kıllarını koparmamalıyız.
• Burnumuzu karıştırmamalıyız.
• Sigara içmemeliyiz.
• Ne olduğunu bilmediğimiz ya da kokusu keskin olan maddeleri koklamamalıyız.

 

Deri sağlığımız için;
• Derimizi ezilme, kesilme ve yanmalardan korumalıyız.
• Vücudumuzu temiz tutarak deri üzerinde mikropların üremesine engel olmalıyız. Bunun için derimizin üstündeki kirleri ve ölü hücreleri, sık sık yıkanarak vücudumuzdan uzaklaştırmalıyız.


Dil sağlığımız için;
• Ağız temizliğine önem vermeliyiz.
• Çok sıcak ya da çok soğuk yiyecek ve içeceklerden kaçınmalıyız.
• Alkol ve sigara kullanmamalı ve dilimize zarar verebilecek bazı kimyasal maddelerden uzak durmalıyız.



Vücudumuzdaki Sistemlerin Sağlığı ve Organ Bağışı (Konu Anlatımı)

 

 

Vücudumuzda gerçekleşen her olay ve yaptığımız her iş, vücudumuzdaki sistemlerin birlikte ve uyumlu bir şekilde çalışması ile gerçekleşmektedir. Vücudumuzun; üreme, destek ve hareket, dolaşım, solunum, sindirim, boşaltım, denetleyici ve düzenleyici sistem ile duyu organlarından oluştuğunu biliyoruz. Sistemlerimizden birinin çalışmasında herhangi bir aksaklık olursa, bu durumdan diğer sistemlerimiz de etkilenir. Örneğin denetleyici ve düzenleyici sistemindeki bir aksaklık kasları ve dolayısıyla hareket sistemini etkilemektedir.

Sigara ve alkol gibi bağımlılık yapan maddelerin sindirim bozuklukları, bağırsak, böbrek, karaciğer, kalp ve damar hastalıkları, gırtlak ve akciğer kanseri gibi birçok hastalığa sebep olduğu araştırmalarla belirlenmiştir. Ayrıca bu alışkanlıklar görme bozukluğu ve dikkat dağınıklığına sebep olduğundan, çeşitli kazaların ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Bu tür alışkanlıklar merak, özenti ve arkadaşlar tarafından kabul görülebilme duyguları ile başlamaktadır. Hepimiz arkadaşlarımız olsun ve bizi sevsinler isteriz. Onların ilgisini çekmek için zaman zaman kendimizi olduğumuzdan farklı gösterme yanlışlığına da düşebiliriz. Bu yanlışlığa düşmemek için kendimize güvenmeyi ve bize zarar verecek konularda “hayır” demeyi öğrenmemiz gerekir. Neyi yapmamamız gerektiğini ve neyin bize zarar vereceğini bilirsek
bu tip konularda daha az güçlük çekeriz.

Önemli NOT:

• Şeker hastalığı: Pankreasın gereğinden az veya hiç insilün salgılamaması sonucu meydana gelir. Hasta bireyin kanında olmaması gereken glikoza rastlanır. Şeker hastalığı belirtileri çok su içme , sık tuvalete çıkma ve çok yemek yeme sıralanabilir.

 

Organ Bağışının Önemi

 

İhtiyacı olan insanların yeniden hayata dönmesini sağlayan organ bağışı ile ilgili bazı soruların cevaplarını aşağıdaki bölümü okuyarak bulabiliriz.
Organ Bağışı Nedir?

Kişinin hayatta iken kendi iradesi ile ölümünden sonra doku ve organlarının başka bir insanın tedavisi için kullanılmasına izin vermenizdir. Organ bağışı görmeyen bir insanın görmesini ya da hayatını diyaliz cihazına bağlı olarak sürdüren bir böbrek hastasının hayata dönmesini sağlar.


Hangi Organlar Bağışlanabilir?

Sağlıklı her organ bağışlanabilir. Ülkemizde: kalp, akciğer, böbrek, karaciğer ve pankreas gibi organlar; kalp kapağı, gözün kornea tabakası, kas ve kemik iliği gibi dokular başarıyla nakledilebilmektedirler. Organlarını bağışlayan bir kişi birçok insana yaşama şansı verebilir.


Organ Bağışını Kimler Yapabilir?Organ bağışı ile ilgili yasa gereği: organ bağışı yapılabilmek için 18 yaşını doldurmuş olmak gerekir. Bu isteğin tanıklar huzurunda sözlü ve yazılı olarak yapılması ve ayrıca bunun bir doktor tarafından onaylanması gerekir. Organ bağışında bulunmak isteyen kişi ”Doku ve Organ Bağış Belge”sini doldurur ve bu belgeyi bir kimlik gibi sürekli yanında bulundurur.

 

Organ Nakli Nedir? Görev yapmayacak durumda olan ve ya hastalık sonucu bedenimize zararlı hale gelen bir organın yerine sağlam bir organın nakledilmesi işlemine organ nakli denilir. Organ nakli canlı veya beyin ölümü gerçeklemiş kişilerden alınan organlarla yapılır. Canlı kişilerden organ nakli, organ veren kişinin yaşamını riske sokmayacak çift organların birini almak ile mümkündür (böbrek, parça olarak karaciğer ve pankreas gibi).

 

Organ Nakli Nerede Gerçekleştirilir? Organ nakli Sağlık Bakanlığı ve Üniversite  hastanelerinin “Organ Nakil Merkezleri”nde gerçekleştirilir





Soru ve Cevaplar İle Yayları Tanıyalım

1.Esnek madde nedir?
Üzerine uygulanan kuvvet ortadan kaldırıldığında tekrar eski haline dönen maddelere esnek madde denir. Örneğin yay,lastik top v.b

2.Yaylar hakkında bilgi verin.
Yay esnek bir maddedir. Gererek ya da sıkıştırarak şekillerini değiştirebiliriz. Bu etkileri üzerlerine kuvvet uygulayarak yaparız.

3.Bir yaya belli bir ağırlığa sahip bir cisim asıldığında ne olur?
Tabi ki yay cismin ağırlık kuvvetinin etkisiyle aşağıya doğru uzar. Yaydaki uzama miktarı yaya asılan ağırlıkla doğru orantılıdır. Ağırlık kuvveti arttıkça yayın uzama miktarı da artar.

4.Bir cismin ağırlığı ne ile ölçülür?
Yayların esneklik özelliğinden yararlanılarak yapılmış dinamometreler sayesinde ağırlık ölçülür. Dinamometrenin diğer adı yaylı kantardır.

5.Bir yay esneklik özelliğini kaybedebilir mi?
Evet. Yaya gereğinden fazla kuvvet uygulanırsa yay esnekliği kaybeder ve eski haline dönemez.

6.kuvvetin birimi nedir?
Newton(nıvtın) dur.

7.Ağırlığın birimi nedir?
Ağırlıkta bir kuvvet olduğundan,ağırlığın birimi de newtondur.

8.Kütlesi 1000 gr olan bir cismin ağırlığı kaç newtondur?
10 N dur.

9.Günlük hayattaki iş kavramıyla fen bilimlerindeki iş kavramı aynı şey midir?
Hayır.

10.Fen bilimleri anlamında iş tanımı nedir?
Bir kuvvet,bir cismi uygulandığı yönde hareket ettirebiliyorsa iş yapılmış demektir. Örneğin sıramıza bir kuvvet uygulayıp onu sürükleyebilir bu sayede iş yapmış oluruz.

11.İşin formülü nedir?
İş=cisme uygulanan kuvvet.kuvvet doğrultusunda alınan yol

12.İşin birimi nedir?
Kuvvet birimi Newton,yol birimi metre olarak alınırsa Newton.metre=Joule olarak bulunur.


13.Enerji nedir?
İş yapabilme yeteneğine enerji denir.

14.Kinetik enerji nedir?
Hareket enerjisi de denilebilir. Bir cismin kinetik enerjisinin olup olmadığını anlamak çok kolaydır. Eğer cisim hareket ediyorsa o cismin kinetik enerjisi vardır demektir. Cisim duruyorsa kinetik enerjisi sıfırdır.

15.Kinetik enerji nelere bağlıdır?
İki faktöre bağlıdır. Cismin sürati ve kütlesi. Cismin sürati veya kütlesi artarsa kinetik enerjisi de artar.

16.Potansiyel enerji nedir?
Cisimlerin konumlarından dolayı sahip oldukları enerji çeşididir.

17.Potansiyel enerji çeşitleri nelerdir?
Çekim potansiyel enerjisi ve esneklik potansiyel enerjisi olmak üzere.

18.Çekim potansiyel enerjisi nedir?
Cisimlerin yerden yüksekliklerinden dolayı sahip oldukları enerji çeşididir. Örneğin çatıda duran kiremit yerden belli bir yüksekliğe sahiptir. Bu yüzden çekim potansiyel enerjisine sahiptir.

19.Esneklik potansiyel enerjisi nedir?
Esnek cisimlerin sıkışması ve gerilmesi sonucunda sahip oldukları enerjiye esneklik potansiyel denir. Örneğin gerilmiş bir yay esneklik potansiyel enerjine sahiptir.

20.Potansiyel ve kinetik enerjiden başka hangi enerji türleri vardır?
Elektrik enerjisi,ses enerjisi,ısı enerjisi,ışık enerjisi,rüzgar enerjisi vb

21.Enerji türleri birbirine dönüşebilir mi?
Evet dönüşebilir. Örneğin elektrik enerjisi ampullerde ısı ve ışık enerjisine dönüşür. Yine çatıdan düşen bir kiremidin potansiyel enerjisi kinetik enerjiye dönüşür.

 




Esnek yaya 'itme veya çekme’ uygulandığında şekli değişir




Yayları Tanıyalım (Konu Anlatımı)

Yayları Tanıyalım


Kuvvet uygulandığında bazı cisimlerin şekillerinde değişiklikler olduğunu, uygulanan kuvvet ortadan kalktığında ise bu cisimlerin ilk şekillerine döndüklerini fark ettiniz mi? Bu tür cisimlere, esnek cisimler dendiğini biliyor musunuz?
Örneğin, giydiğimiz bazı tişört ve çoraplar esnektir. Onları, giyebilmek için gereriz. Çıkardığımızda ise bu giysiler, ilk şekillerine döner. Oyun hamuru ve cam macunu gibi maddeler esnek değildir. Onlara kuvvet uyguladığımızda şekillerini değiştirebiliriz. Fakat uyguladığımız kuvvet ortadan kalktığında bu maddeler eski hâllerine dönmezler.
Yay gibi cisimler esnektir. Gererek ya da sıkıştırarak  onların şekillerini değiştirebiliriz. Uyguladığımız kuvveti ortadan kaldırdığımızda ise yay eski hâline döner.




Yayın Oluşturduğu Kuvvet


Bir yaya uygulanan kuvvetin büyüklüğü, yayın gerilmesini veya sıkışmasını nasıl etkiler? Yandaki şekle baktığınızda iki kat büyük kuvvetin yayın iki kat, üç kat
büyük kuvvetin de yayın üç kat uzamasını sağladığını fark ettiniz mi?
Bir cismi, yayın ucuna astığımızda cismin ağırlığından dolayı yay uzar. Fakat yay da asılı olduğu cisme yukarı doğru bir kuvvet uygular. Bu yüzden cisim asıldıktan sonra, yayın ucu bir müddet aşağı ve yukarı hareket eder ve bir süre sonra durur. Bu durumda cismin ağırlığı ile yayda oluşan kuvvet dengede olur. Yandaki şekilde görüldüğü gibi, cismi yaydan ayırdığımızda yayın ucu yukarı doğru hareket eder. Eğer yayın ucundan ayırdığımız cisim daha ağır olursa yay yukarı doğru daha hızlı hareket eder. Bu durum yayın, kendisini geren cisme, eşit büyüklükte ve zıt yönde bir kuvvet uyguladığını gösterir. Acaba, bir yaya çok büyük bir kuvvet uygularsak
ne olur?  Yaya gereğinden fazla kuvvet uygulandığında yay, esneklik özelliğini kaybeder ve eski hâline dönemez. Yapımında yay kullanılan aletler tasarlanırken yay ile
bu yaya uygulanacak kuvvetin uygun özellikte olmasına dikkat edilir. Bir cismin ağırlığını ölçmek için dinamometre (yaylı el kantarı) kullanıldığını öğrenmiştik. Yandaki fotoğrafta görüldüğü gibi bir elmayı dinamometreye astığımızda elmanın ağırlığı dinamometrenin içindeki yayı uzatır. Eğer aynı dinamometreye bir paket elma asarsak yay bu kez daha fazla uzar. Çünkü bir paket elmanın ağırlığı daha fazladır. Kuvvet biriminin Newton (Nivton) olduğunu ve “N” ile gösterildiğini biliyoruz. Newton biriminin kullanılışını şu şekilde örneklendirebiliriz:

 

 

 

Söz gelişi 100 g’lık bir çikolatanın ağırlığı yaklaşık 1N iken 1 kg’lık şeker paketinin ağırlığı yaklaşık 10N’dur. Aşağıdaki resimde de görüldüğü gibi ağırlık ölçmek için kullanılan dinamometreler farklı şekillerde tasarlanır. Yaylarının inceliğinden ya da kalınlığından bu dinamometrelerin farklı ağırlıktaki cisimleri ölçmek için yapıldıklarını anlayabiliriz. Örneğin, ince yaydan yapılan bir dinamometre 0 – 1 N arasında ölçüm yaparken kalın yaydan yapılanı 0 – 10 N arasında ölçüm yapabilir. Aşağıdaki resimlerden de anlaşılacağı gibi, yaylar birçok alette kullanılır. Yayların bu aletlerde hangi amaçlarla kullanılmış olduklarını açıklayalım. Yapımında yay kullanılan aletlere çevremizden başka örnekler verelim.

Fen bilimleriyle uğraşan bilim insanları için ölçme çok önemlidir. Bilim insanları yaptıkları gözlem ve araştırmalarını, uygun ölçme araçlarını kullanarak anlamlı hâle
getirirler. Örneğin, bir mühendis metre ve gönye gibi araçları kullanırken bir doktor da hastasının ateşini ölçmek için termometreden yararlanır. Gözlem ve ölçümlerin sonucunda elde edilen veriler, yorumlanarak değişkenler arasındaki muhtemel ilişkiler belirlenir. Elde edilen veriler tablo, grafik, resim, çizim ve yazılı metin gibi çeşitli yöntemlerle kaydedilir. fiimdi bir lastiğe ya da yaya farklı büyüklükteki ağırlıkları asarak bir dinamometre yapmaya ne dersiniz?


Lastikteki uzama miktarı uygulanan kuvvet ile doğru orantılıdır. Yani bir lastik ya da yaya uygulanan kuvvet ne kadar artırılırsa uzama miktarı da aynı oranda artar. Günlük hayatta kullandığımız el kantarı, baskül gibi tartı araçları yayların bu özelliğine göre ölçüm yapar. Ancak uygulanan kuvvetin artırılması sonucunda lastiğin kopabileceğini veya yayın esnekliğini yitirebileceğini ve uzamanın kalıcı hâle gelebileceğini dikkate almak gerekir.

 

Önemli Not:

 

*Esneklik potansiyel enerjisi sıkıştırma veya gerilme miktarına ve maddenin esneklik özelliğine bağlıdır.

*Her yayın esneklik potansiyel enerjisi farklıdır. Bu enerji yayın esnekliği , sertliği , yapıldığı maddenin cinsine ve yayın helozon sayısına bağlıdır.

*Esnekliğini kaybeden bir yay eski haline dönemez.









İŞ VE ENERJİ

İŞVE ENERJİ
1- İş
2- Enerji

B- İŞ VE ENERJİ :

1- İŞ :
Bir cisme uygulanan kuvvetin cisme kendi doğrultusunda yol aldırmasına iş denir. Bir kuvvet cisme uygulandığında cismi kendi doğrultusunda hareket ettirebiliyorsa o kuvvet iş yapmış demektir.
Bir kuvvetin iş yapabilmesi için;
1- Cisme uygulanması gerekir.
2- Cisme yol aldırması gerekir.
3- Cisme aldırdığı yolun kendi (uygulanma) doğrultusuyla aynı yani paralel olması gerekir.
Bir cisme F kuvveti uygulandığında, cisim kuvvet doğrultusunda ve yönünde x kadar yol alıyorsa (yer değiştiriyorsa), yapılan iş, (net) kuvvet ile cismin aldığı yolun (yaptığı yer değiştirmenin) çarpımına eşit olur.
İş, W ile gösterilir ve skaler bir büyüklüktür.





W → İş
F → Hareket doğrultusundaki kuvvet veya kuvvetlerin bileşkesi (Net Kuvvet)
x → Kuvvet (net kuvvet) doğrultusunda cismin aldığı yol (yer değiştirme).

Örnek : Kitap okuyan, ağzında lokma çiğneyen, duvarı iten, ders çalışan, elindeki çantayı
sallamadan yürüyen, halteri havada tutan kişi enerji harcar fakat iş yapmaz.

a) İş Birimleri :
 

Sembol  Birim (SI) Birim (CGS)  Birim (MKSA)
Kuvvet→ F N dyn kg-f
Yol → x m cm m
İş → W N . m (Joule) dyn . cm (erg) kg-f . m







b) İş İle İlgili Kanunlar (Örnekler=İş Kanunları) :

1- Kuvvetin iş yapabilmesi için, kuvvetin doğrultusu ile cismin hareket doğrultusunun aynı yani paralel olması gerekir. Hareket doğrultusuna dik olan kuvvetler iş yapamaz.

2- Bir cisme yatayla belli bir açı yapan bir kuvvet etki ediyor ve cisim de yatay doğrultuda hareket ediyorsa, bu kuvvetin yatay bileşeni iş yapar, düşey (dikey) bileşeni iş yapmaz.


3- Bir cisme kuvvet uygulandığında cisim hareket edemiyora kuvvet iş yapamamıştır.

4- Bir cismi bulunduğu yerden belli bir h yüksekliğine çıkarmak için cisme yukarı yönde ve en az ağırlığı kadar kuvvet uygulanması gerekir. Cismi belli bir yüksekliğe çıkarmak için yerçekimi kuvvetine karşı iş yapılır.

5- Bir cisim belli bir h yüksekliğinden serbest bırakılırsa yerçekimi kuvveti yani cismin kendi ağırlığı iş yapar.


6- Bir cisme birden fazla kuvvet etki ediyorsa yapılan işi net (bileşke) kuvvet yapmış olur. Yani yapılan iş her bir kuvvetin yaptığı işin toplamına veya net kuvvetin yaptığı işe eşit olur.

a) Aynı Yönlü Kuvvetlerin Yaptığı İş (Kuvvetler Aynı Yönlü İse) :
Yapılan iş, her bir kuvvetin yaptığı işlerin toplamına veya net (bileşke) kuvvetin yaptığı işe eşittir.

b) Zıt Yönlü Kuvvetlerin Yaptığı İş (Kuvvetler Zıt Yönlü İse) :
Yapılan iş, her bir kuvvetin yaptığı işlerin toplamına veya net (bileşke) kuvvetin yaptığı işe eşittir. (Yapılan iş, her bir kuvvetin yaptığı işin farkına eşittir).

7- Hareket halindeki bir cisme sürtünme kuvveti etki ediyorsa, sürtünme kuvveti zıt yönde iş yapar. Yapılan işi yine net kuvvet yapmıştır.
 


8- Bir cismi farklı yollardan aynı yüksekliğe çıkarmakla yapılan iş değişmez. Yapılan iş yoldan bağımsızdır ve cismi yerçekimi kuvvetine karşı belli bir h yüksekliğine çıkarma işidir. (Cismin ağırlığı ve cismin çıkarıldığı h yüksekliği değişmediği için yapılan işte değişmez).


9- Düz yolda elindeki çantayı sallamadan yürüyen çocuk iş yapmaz. Çünkü çantayı tutmak için uyguladığı kuvvet yukarı yönde (düşey doğrultuda), çantanın hareket doğrultusu ise yatay yöndedir (Yatay doğrultudadır). Cisme uygulan kuvvet ile cismin hareket doğrultusu paralel olmadığı için iş yapılmamıştır.
Çocuk sadece çantayı yerden kaldırırken iş yapmıştır. Çantayı yerden kaldırırken uyguladığı kuvvet çantanın ağırlığına eşittir.



 


10- Bir halterci halteri kaldırırken en az halterin ağırlığı kadar yukarı yönde kuvvet uygular ve halteri belli bir h yüksekliğine kaldırınca da iş yapmış olur. Fakat halterci halteri tutarken veya halterle birlikte yürürken enerji harcar fakat iş yapmaz. Çünkü halteri tutarken yukarı yönde kuvvet uygular fakat halter hareket etmediği için iş yapmaz. Halterle birlikte yürürken ise halteri tutmak için uyguladığı yukarı yöndeki kuvvetin doğrultusu ile halterin yatay hareket doğrultusu birbirine paralel olmadığı için iş yapmaz.

11- Bir cisme etki eden sabit kuvvet ile cismin aldığı yol arasında çizilen grafikte çizilen doğrunun altında kalan alan yapılan işi verir.
F (N)


12- Bir cisme etki eden kuvvetin yaptığı iş, cismin aldığı yol ile doğru orantılıdır. İş ve cismin aldığı yol arasında çizilen grafikte doğrunun eğimi kuvveti verir.



13- Sarmal yaya uygulanan kuvvet etkisiyle yay X kadar sıkışıyorsa ya da X kadar çekiliyorsa kuvvet iş yapıyordur.








14- Günlük hayatta kullanılan iş yapmak ifadesi, enerji harcamak ve yorulmak ifadesi ile birlikte eş anlamlı gibi kullanılır. Fen anlamında iş yapılabilmesi için cisme kuvvet uygulanması ve cismin uygulanan kuvvet doğrultusunda hareket ettirilmesi gerekir.

a) İş Yapılmayan Durumlar :
• Ayakta duran kişi.
• Elindeki çantayı sallamadan tutan çocuk.
• Elindeki çantayı sallamadan yürüyen çocuk.
• Halteri tutan halterci.
• Yazı yazan öğrenci.
• Duvarı iten kişi.
• Kamyonu iten ama hareket ettiremeyen kişi.
• Uyuyan kişi.
• Kitap okuyan kişi.
• Ders çalışan kişi.
• Konuşan kişi.
• Problem çözen öğrenci.
• İtilen kapının açılmaması.
• Kitabı alıp rafa koyan öğrenci.

b) İş Yapılan Durumlar :
• Merdivenlerden tuğla taşıyan işçi.
• Merdivenlerden elindeki çantasıyla çıkan kişi.
• Halteri kaldıran halterci.
• Taksiyi iten ve hareket ettirebilen kişi.
• Çantasını yerden kaldıran öğrenci.
• Küçük kağıt parçasını üfleyerek hareket ettiren kişi.
• Karda kızağın çekilmesi.
• Ağaçtan meyvelerin toplanması.
• Bisiklet sürülmesi.
• Çekilen kapının açılması.
• Kitapları elinde taşıyarak yürüyen öğrenci.
• Belirli yükseklikten bırakılan cismin yere düşmesi.

SORU : 1- Öğretmen ders anlatırken iş yapar mı?
2- Beyin gücüyle çalışmak ta ağır iş sayılır mı?
3- Oyun oynamak ve spor yapmak iş sayılır mı?
4- Hangi durumlarda iş yapılmış olur?


4. Etkinlik : Hangi Durumda İş Yaparız? (Ders Kitabı – 73)
Amaç : Okul çantasını çeşitli şekillerde hareket ettiren öğrencinin hangi durumlarda
iş yapmış olduğunun kavratılmasının sağlanması.
Yapılacaklar : • Sınıftan bir öğrenci seçilir.
• Tahtanın önünde boş okul çantası sıranın arkasına kadar taşınır.
• Çanta kitaplar ile doldurularak yerden kaldırılır ve öğretmen masasının üzerine bırakılır.
• Kitap dolu çanta tahtanın önünden sıranın arkasına kadar taşınır.
• Sınıfın duvarı itilir.
• İş yapılabilmesi için, cismin kuvvetin uygulandığı doğrultuda hareket etmesi gerekir.
• Sonuca Varalım Kısmında;
– Çanta kaldırılırken iş yapılır.
– Çantanın taşınması, duvarın itilmesi durumlarında iş yapılmamıştır.
– Kitap okunduğunda iş yapılmamıştır.

8. Etkinlik : İş Var mı? (Çalışma Kitabı – 45)
Amaç : Verilen resimlerden hangilerinde iş yapıldığının bulunarak bilimsel
anlamdaki iş tanımıyla günlük hayatta kullanılan iş kelimesinin birbirinden ayırt edilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Verilen resimler incelenir.
– Durakta duran çocuk iş yapmaz.
– Kitap okuyan çocuk iş yapmaz.
– Çanta merdivenden çıkartılırken, yukarı yönde uygulanan kuvvet, çantayı kendi doğrultusunda hareket ettirdiği için iş yapılır.
– Sırtındaki çantayı dağın yukarısına taşıyan dağcı, yukarı yönde uygulanan kuvvetle, çantayı kuvvet doğrultusunda hareket ettirdiği için iş yapılır.

9. Etkinlik : Hangi Halterci İş Yapıyor? (Çalışma Kitabı – 46)
Amaç : Farklı pozisyonlardaki fotoğrafları verilen haltercilerden hangisinin fen
anlamında iş yaptığının kavratılması.
Yapılacaklar : • Verilen resimler incelenir.
– Birinci halterci iş yapar. Çünkü kuvvet ve halterin doğrultuları aynıdır.
– İkinci halterci iş yapmaz. Çünkü kuvvet uygulandığı halde halter hareket etmiyor.






2- ENERJİ :

Bir cismin ya da bir sistemin iş yapabilme yeteneğine enerji denir. Enerji E ile gösterilir ve skaler büyüklüktür. Enerji bir madde değildir. Bir cisme ait olan özelliktir.
• İş ve enerji daima birbirine eşittir.
• İş ve enerji birimleri birbiri ile aynıdır.
• Bir cismin ya da sistemin iş yapabilmesi için enerji gereklidir.
• İş yapabilen her cismin ya da sistemin enerjisi vardır.
• İş yapan cisimler ya da sistemler enerji kazanır, işi yaparken de enerji harcar.


İş = Enerji W = E İş Birimleri = Enerji Birimleri


Doğada farklı enerji türleri vardır. Bunlar;
• Mekanik Enerji
• Nükleer Enerji
• Isı Enerjisi
• Ses Enerjisi
• Işık Enerjisi
• Rüzgar Enerjisi
• Elektrik Enerjisi
• Su Enerjisi
• Güneş Enerjisi
• Jeotermal Enerji
• Kimyasal Enerji
• Elektro magnetik Enerji

Mekanik enerji, kinetik enerji ve potansiyel enerji olarak iki çeşittir.

ÖRNEKLER :

1- Halteri kaldıran sporcu, yürüyen kişi, hareket eden otomobil iş yapar, iş yaparken enerji harcar ve yaptığı iş sonucu tekrar enerji kazanır.
2- Ellerin birbirine sürtünmesi sonucu hareket enerjisi ısı enerjisine dönüşür.
3- Maddelerin kimyasal bağlarında depolanan enerji kimyasal enerjidir.
• Odun, kömür, fuel–oil gibi fosil yakıtlar yandığında kimyasal enerji ısı ve ışık enerjisine dönüşür.
• Besinlerdeki kimyasal enerji besinlerin solunumu sonucu açığa çıkar ve çeşitli enerjilere (ısı, hareket gibi) dönüşür.
4- Hareket halindeki elektrik yüklerinin sahip olduğu enerji elektro magnetik enerjidir. Bu enerji ısı ve ışık enerjisine dönüşür.
5- Atom çekirdeğinde depolanan enerji nükleer enerjidir. Çekirdek parçalandığında bu enerji ısı ve ışık enerjisine dönüşür.
6- Barajda toplanan suda, sıkıştırılmış yayda, gerilen ve sıkıştırılan ok, yay veya lastikte, depolanmış su buharında, belli bir yüksekliğe çıkarılan cisimde, aküde, petrolde, doğal gazda, besinlerde depolanan enerji potansiyel enerjidir.
7- Eğimli yolda arabanın itilerek yukarı çıkarılması için enerji harcanır ve iş yapılır. Araba yukarı çıkınca farklı türden enerji kazanır. Araba buradan tekrar serbest bırakılırsa sahip olduğu enerji ile iş yapar ve farklı türden enerji kazanır.




a) Kinetik Enerji (Hareket Enerjisi) :
Hareket halindeki bir cismin hızından yani hareketinden dolayı sahip olduğu enerjiye kinetik enerji denir. Kinetik enerji Ek veya K.E. ile gösterilir.
Bir cismin sahip olduğu kinetik enerji cismin kütlesine ve hızına (hızının karesine) bağlı olup bunlarla doğru orantılıdır. Yani cismin hızı ve kütlesi arttıkça kinetik enerji artar, cismin hızı ve kütlesi azaldıkça kinetik enerji azalır.
• Duran cismin hızı sıfır olduğu için kinetik enerjisi de sıfırdır.
• Hareket halindeki cisim hızlandıkça kinetik enerjisi artar.
• Hareket halindeki cisim yavaşladıkça kinetik enerjisi azalır.






1- İş – Kinetik Enerji Dönüşümü :
Yatay düzlem üzerinde durmakta olan bir cisme kuvvet uygulandığında cisim hızlanıyor ve belli bir yol alıyorsa, kuvvet iş yapmış, cisimde belli bir hıza sahip olduğu için kinetik enerji kazanmıştır.
Cismin kazandığı kinetik enerji, kuvvetin yaptığı işe eşittir.




2- Kinetik Enerji Değişimi :

Bir cismin sahip olduğu kinetik enerji, cismin kütlesine ve hızına (hızının karesine) bağlıdır ve bunlarla doğru orantılıdır. Hareket halindeki bir cismin hızı değişirse kinetik enerjisi de değişir.
Bir cismin kinetik enerjisindeki değişme bulunurken, cismin son kinetik enerjisinden ilk kinetik enerjisi çıkartılır. Kinetik enerji değişimi ∆Ek ile gösterilir.
••• Bir cismin hızını arttırmak ya da azaltmak için yani hızını değiştirmek için gerekli olan enerji kinetik enerji değişimine eşittir.
• Kinetik enerji değişimi sıfır ise cismin hızı değişmiyordur. Yani cisim, düzgün doğrusal hareket yapıyordur.
• Kinetik enerji değişimi sıfırdan büyük yani pozitif (+) ise (∆Ek > 0) cisim hızlanıyordur. Yani cisim, düzgün hızlanan doğrusal hareket yapıyordur.
• Kinetik enerji değişimi sıfırdan küçük yani negatif (–) ise (∆Ek < 0) cisim yavaşlıyordur. Yani cisim, düzgün yavaşlayan doğrusal hareket yapıyordur.

3- İş – Kinetik Enerji Değişimi (Dönüşümü) :
Hareket halindeki bir cismin kinetik enerjisinin değişmesi için hızının değişmesi, hızının değişmesi için de kuvvet uygulanması gerekir. Cismin hızı kuvvet sayesinde değişir ve cisim bu sırada belli bir yol alır. Cisme uygulanan kuvvetin yaptığı iş, cismin kinetik enerji değişimine eşittir.


SORU : 1- Etrafta kinetik enerjiye sahip hangi varlıklar bulunmaktadır?
2- Bir cismin kinetik enerjisi nelere bağlıdır?
3- Süratli giden bir otomobilin kinetik enerjisi, yavaş giden bir kamyona göre daha mı fazladır?
4- Aynı süratteki kamyon ve otomobilin kinetik enerjileri aynı mıdır?


10. Etkinlik : Hayatımızdaki Enerji (Çalışma Kitabı – 46)
Amaç : Verilen resimlerden faydalanarak enerji türleri ve kaynakları hakkında
çıkarımda bulunulmasının ve enerjinin hayatımız için ne kadar önemli olduğunun sezilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Verilen resimler incelenir.
• Enerji türleri belirtilir.
– Mekanik enerji, nükleer enerji, ısı enerjisi, ses enerjisi, ışık enerjisi, rüzgar enerjisi, elektrik enerjisi, su enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji, kimyasal enerji, elektro magnetik enerji.
• Enerji kaynakları belirtilir.
– Rüzgar, su, kömür, petrol, doğal gaz, atom, güneş, sıcak su kaynakları.
• Eskiden kullanılan enerji kaynakları belirtilir.
• Günümüzde kullanılan enerji kaynakları belirtilir.


5. Etkinlik : Sürat, Kütle ve Kinetik Enerji (Ders Kitabı – 76)
Amaç : Kinetik enerjinin sürat ve kütle ile olan ilişkisin keşfedilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Tahta ve iki kitap kullanılarak bir eğik düzlem oluşturulur.
• Oluşturulan eğik düzlemin önüne tahta takoz konur ve yeri işaretlenir.
• Oyuncak araba serbest bırakılır ve eğik düzlemin önündeki takoza çarpması gözlenir.
• Çarpmadan sonra takozun ne kadar sürüklendiği cetvelle ölçülerek tespit edilir.
• Aynı işlemler tahtanın altına dört kitap konarak tekrarlanır ve takozun ne kadar sürüklendiği cetvelle ölçülerek tespit edilir.
• Dört kitapla oluşturulan eğik düzlemdeki oyuncak arabanın üstüne taş konur ve takozun sürüklenme mesafesi ölçülür.
• Sonuca Varalım Kısmında;
– Eğimin artması arabanın süratini arttırır.
– Eğim artınca takozun sürüklenme miktarı artar.
– Sürat ile kinetik enerji doğru orantılıdır.
– Oyuncak arabaya yüklenen taş takozun sürüklenme mesafesini arttırır.
– Kütle ile kinetik enerji doğru orantılıdır.

2.Alternatif Etkinlik : Hangi Aracın Kinetik Enerjisi Büyük? (Öğretmen Kitabı – 76)
Amaç : Sürati büyük olan aracın kinetik enerjisinin her zaman büyük
olmayacağının kavratılmasının sağlanması.
Yapılacaklar : • Fotoğraf çiftleri karşılaştırılarak hangisinin diğerine göre daha büyük
kinetik enerjiye sahip olduğu tahmin edilir ve resmin altındaki kutucuğa (X) işareti konur.
• Oluşturulan eğik düzlemin önüne tahta takoz konur ve yeri işaretlenir.
• Oyuncak araba serbest bırakılır ve eğik düzlemin önündeki takoza çarpması gözlenir.
• Çarpmadan sonra takozun ne kadar sürüklendiği cetvelle ölçülerek tespit edilir.


b) Potansiyel Enerji (Durum Enerjisi) :
Bir cismin konumundan ya da durumundan dolayı sahip olduğu (depolanmış) enerjiye potansiyel enerji denir. Potansiyel enerji Ep veya P.E. ile gösterilir.
Potansiyel enerji, çekim potansiyel enerjisi ve esneklik potansiyel enerjisi olarak iki çeşittir.

c) Çekim Potansiyel Enerjisi :
Bir cismin konumundan yani bulunduğu yükseklikten dolayı sahip olduğu potansiyel enerjiye çekim potansiyel enerjisi denir.
Bir cismin sahip olduğu çekim potansiyel enerjisi kütlesine, yer çekim ivmesine (yani cismin ağırlığına) ve cismin bulunduğu yüksekliğe bağlı olup bunlarla doğru orantılıdır. Yani cismin kütlesi ve yerden yüksekliği arttıkça çekim potansiyel enerjisi artar, cismin kütlesi ve yerden yüksekliği azaldıkça çekim potansiyel enerjisi azalır.
Kütlesi m olan cisim yerden h yüksekliğine çıkarılırsa çekim potansiyel enerjisi kazanır.
Bir cismin yerden belli bir yüksekliğe çıkartılması için cisme en az ağırlığı kadar yukarı yönde kuvvet uygulanır ve iş yapılır. Yapılan iş sayesinde cisim çekim potansiyel enerjisi kazanır.



1- Çekim Potansiyel Enerjisi Değişimi :
Bir cismin sahip olduğu çekim potansiyel enerjisi, cismin kütlesine, yer çekim ivmesine ve cismin bulunduğu yüksekliğe bağlıdır ve bunlarla doğru orantılıdır. Cismin bulunduğu yükseklik değişirse çekim potansiyel enerjisi de değişir.
Bir cismin potansiyel enerjisindeki değişme bulunurken, büyük enerjiden küçük enerji çıkartılır. Potansiyel enerji değişimi ∆Ep ile gösterilir.


SORU : 1- Enerji sadece hareketli varlıklarda mı bulunur?
2- Çekim potansiyel enerjisi nelere bağlıdır?
3-

11. Etkinlik : Potansiyel Enerji ve Akrobatlar (Çalışma Kitabı – 47)
Amaç : Belli bir yükseklikte bulunan cisimlerin çekim potansiyel enerjisine sahip
olduğunu ve bu enerjinin iş yapabilmeyi sağladığının sezdirilmesi.
Yapılacaklar : • A cismi çekim potansiyel enerjisine sahiptir ve bu cisim tahterevallinin
üzerine düşerek B cisminin fırlamasına sebep olarak bir iş yapar.
• B cisminin yükselebilmesi için A cisminin potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüşmesi gerekir.
• B cisminin daha fazla yükselebilmesi için A cisminin potansiyel enerjisinin artması yani A cisminin daha yükseğe çıkartılması gerekir.

6. Etkinlik : Çekim Potansiyel Enerjisi Nelere Bağlıdır? (Ders Kitabı – 78)
Amaç : Çekim potansiyel enerjisi ile yükseklik ve ağırlık arasındaki ilişkinin fark
edilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • 5–10 cm yüksekliğinde kum zemin oluşturulur.
• Basketbol topu önce 50 cm, sonra da 1,5 m yükseklikten kum zemine bırakılır ve oluşturduğu etki gözlenir.
• Kumun yüzeyi düzeltilerek 50 cm yükseklikten plastik top ve basketbol topunun oluşturduğu etki gözlenir.
• Sonuca Varalım Kısmında;
– Yükseklik arttığında kumda oluşan etki artar.
– Ağırlık arttığında kumda oluşan etki artar.
– Yükseklik ve ağırlıkla çekim potansiyel enerjisi doğru orantılıdır.

12. Etkinlik : Uçak İle Kamyonun Enerjilerini Karşılaştıralım (Çalışma Kitabı – 48)
Amaç : Kinetik enerji ve potansiyel enerji kavramları ile bunların birbirinden farkı
hakkındaki bilgilerin pekiştirilmesi.
Yapılacaklar : • Verilen resimlerdeki aynı süratteki uçak ve kamyonun enerjilerinin
karşılaştırılması yapılır.
• Kamyon ve uçağın süratleri aynı olduğu için kinetik enerjileri aynıdır. Uçağın hem kinetik hem de çekim potansiyel enerjisi vardır. Fakat kamyonun sadece kinetik enerjisi vardır. Bu nedenle uçağın toplam enerjisi, kamyonunkinden daha fazladır.

13. Etkinlik : Hangi Enerji? (Çalışma Kitabı – 48)
Amaç : Verilen resimlerdeki varlıkların hangi enerjiye sahip olduklarının bulunarak
kinetik ve potansiyel enerjinin ayırt edilebilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Verilen resimlerdeki durumlar için cisimlerin hangi enerjilere sahip
oldukları belirlenir.
• 1. soruda; 5, 6
• 2. soruda; 2, 4
• 3. soruda; 1, 3



d) Kinetik Enerji, Çekim Potansiyel Enerjisi Dönüşümü :
(Enerjinin Korunumu = Dönüşümü)

Enerji yoktan var edilemez, var olan enerji de yok edilemez. Enerji sadece bir türden diğerine dönüşür. Fakat bir cismin sahip olduğu toplam enerji hiçbir zaman değişmez. Buna enerjinin korunumu denir.
Enerjinin korunumuna göre;
• Bir cismin sahip olduğu kinetik ve potansiyel enerjilerin toplamı sabittir.
• Bir cismin kinetik enerjisi artarken potansiyel enerjisi azalır. Bir cismin kinetik enerjisi ne kadar artıyorsa, potansiyel enerjisi de o kadar azalır. (Bir cismin potansiyel enerjisi ne kadar azalıyorsa kinetik enerjisi de o kadar artar).
• Bir cismin kinetik enerjisi azalırken potansiyel enerjisi artar. Bir cismin kinetik enerjisi ne kadar azalıyorsa, potansiyel enerjisi de o kadar artar. (Bir cismin kinetik enerjisi ne kadar azalıyorsa potansiyel enerjisi de o kadar artar).
• Bir cismin potansiyel enerjisi en büyükken (max), kinetik enerjisi sıfırdır. Bir cismin potansiyel enerjisi, çıkabileceği en üst noktada iken en büyük (max) olur.
• Bir cismin kinetik enerjisi en büyükken (max), potansiyel enerjisi sıfırdır. Bir cismin kinetik enerjisi, yere düştüğü anda ya da yukarı fırlatıldığı anda en büyük (max) olur.


ET = Ek + Ep


Belli Bir Yükseklikten Serbest Bırakılan Cisim İçin Enerji Korunumu (Dönüşümü):



• Yerden belli bir yükseklikte iken serbest bırakılan cismin yerden yüksekliği azaldığı için potansiyel enerjisi azalır, hızı arttığı için kinetik enerjisi artar.

• Cismin toplam enerjisi hiçbir zaman değişmez. Toplam enerji Ek ve Ep toplamına eşit olur.

ET = Ek + Ep



SONUÇLAR :


1- Bir cisim, çıkabileceği en üst noktada iken potansiyel enerjisi max, kinetik enerjisi sıfır olur.
2- Bir cisim yere düştüğü anda kinetik enerjisi max, potansiyel enerjisi sıfır olur.
3- Bir cismin sahip olduğu toplam enerji sabittir. Bu nedenle çıkabileceği en üst noktadaki potansiyel enerji, yere düştüğü anda kinetik enerjiye eşittir.
4- Belli bir yükseklikten serbest bırakılan cisim, sürtünmesiz bir yörüngede hareket ediyorsa bırakıldığı yüksekliğe tekrar çıkabilir.
5- Belli bir yükseklikten serbest bırakılan cisim, sürtünmeli bir yörüngede hareket ediyorsa bırakıldığı yüksekliğe tekrar çıkamaz.
6- Belli bir yükseklikten serbest bırakılan cisim, sürtünmesiz bir yörüngede hareket ederken cismin aynı yüksekliklerdeki enerjileri birbirine eşit olur.
7- Beli bir yükseklikten serbest bırakılan cisim, sürtünmeli bir yörüngede hareket ediyorsa cismin kaybettiği potansiyel enerji sürtünme için harcanmıştır.


ÖRNEKLER :

1- Kömürdeki kimyasal (potansiyel) enerji ısı ve ışık enerjisine dönüşür.
2- Pil ve akümülatördeki kimyasal enerji elektrik enerjisine dönüşür.
3- Hücrelerdeki kimyasal enerji yaşamsal faaliyetlerde kullanılır.
4- Kas hücrelerindeki kimyasal (potansiyel) enerji yürürken hareket enerjisine dönüşür.
5- Ellerdeki sürtünme nedeniyle hareket enerjisi ısı enerjisine dönüşür.
6- Okun yayı gerilince potansiyel enerji birikir, yay serbest bırakılınca bu enerji kinetik enerjiye dönüşür.
7- Barajlarda biriktirilen suyun potansiyel enerjisi vardır. Su serbest bırakılınca bu enerji kinetik enerjiye dönüşür ve jeneratörlerin türbinlerini döndürür. Türbinler dönerken kinetik enerji elektrik enerjisine dönüşür. Elektrik enerjisi de ısı, ışık, ses ve hareket enerjisine dönüşür.

DENEYLER :

1- U şeklindeki yolda, üst kısımdan bırakılan aracın farklı noktalardaki enerjileri karşılaştırılır.
2- Bir ipin ucuna bağlanan cisim sallanırken, cismin bulunduğu farklı noktalardaki enerjileri karşılaştırılır.





14. Etkinlik : Çığdaki Enerji (Çalışma Kitabı – 49)
Amaç : Dağların zirvelerindeki kar ya da buzların konumlarından dolayı çekim
potansiyel enerjisine sahip olduklarının ve kar ya da buz kütlesinin bir etki sonucu kopmasıyla bu enerjinin kinetik enerjiye dönüşerek yıkımlara yol açtığının kavratılmasının sağlanması.
Yapılacaklar : • Verilen metin okutulur.
• 1. soruda; Kar ya da buz kütlelerinin çekim potansiyel enerjileri olduğu için.
• 2. soruda; Kar ya da buzun ağırlığını ve yüksekliğini hesaplayarak.
• 3. soruda; Deprem, sarsıntı, patlama, yüksek şiddetteki ses.
• 4. soruda; Ses, kar ya da buz kütlelerinin tutunduğu yerden kopmasına neden olabilir.





e) Esneklik Potansiyel Enerjisi :
Esnek cisimlerin sıkıştırılması veya gerilmesi sonucu sahip oldukları potansiyel enerjiye esneklik potansiyel enerjisi denir.
Esnek bir cismin sahip olduğu esneklik potansiyel enerjisi, esnek cismin (yayın) sahip olduğu esneklik katsayısına (yay sabitine) ve esnek cisimdeki sıkışma veya gerilme miktarına bağlı olup bunlarla doğru orantılıdır. Yani esneklik katsayısı (yay sabiti) ve sıkışma veya gerilme miktarı arttıkça esneklik potansiyel enerjisi artar, esneklik katsayısı (yay sabiti) ve sıkışma veya gerilme miktarı azaldıkça esneklik potansiyel enerjisi azalır.











k → Esnek cismin (yayın) yapıldığı maddeye bağlı olan esneklik katsayısı (yay
sabiti)
x → Esnek cisimdeki (yaydaki) gerilme veya sıkışma miktarı

• k yay sabiti ile yayın esnekliği ve hassaslığı doğru orantılıdır.
• Yaydaki uzama veya sıkışma miktarı, yaya uygulanan germe veya çekme kuvveti ile doğru orantılıdır.


f) Esneklik Potansiyel Enerjisi Değişimi :
Bir cismin sahip olduğu esneklik potansiyel enerjisi, esnek cismin (yayın) sahip olduğu esneklik katsayısına (yay sabitine) ve esnek cisimdeki sıkışma veya gerilme miktarına bağlı olup bunlarla doğru orantılıdır. Esnek cisimdeki sıkışma veya gerilme miktarı değişirse cismin sahip olduğu esneklik potansiyel enerjisi de değişir.
Bir cismin potansiyel enerjisindeki değişme bulunurken, büyük enerjiden küçük enerji çıkartılır. Potansiyel enerji değişimi ∆Ep ile gösterilir.

• Ep1 → İlk Potansiyel Enerji
• Ep2 → Son Potansiyel Enerji
• ∆Ep → Potansiyel Enerji Değişimi


∆Ep = Ep1 – Ep2


g) Kinetik Enerji, Esneklik Potansiyel Enerjisi Dönüşümü :


(Enerjinin Korunumu = Dönüşümü)
Enerji yoktan var edilemez, var olan enerji de yok edilemez. Enerji sadece bir türden diğerine dönüşür. Fakat bir cismin sahip olduğu toplam enerji hiçbir zaman değişmez. Buna enerjinin korunumu denir.
Enerjinin korunumuna göre;
• Bir cismin sahip olduğu kinetik ve potansiyel enerjilerin toplamı sabittir.
• Bir yay gerildiğinde veya sıkıştırıldığında yaya potansiyel enerji kazandırılır. Yay serbest bırakıldığında yayın sahip olduğu potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşür ve bu kinetik enerji sayesinde yayın ucuna takılan cisim hareket eder.
• Bir cismin potansiyel enerjisi en büyükken (max), kinetik enerjisi sıfırdır. Yay gerildiğinde veya sıkıştırıldığında en büyük potansiyel enerjiye sahiptir.
• Bir cismin kinetik enerjisi en büyükken (max), potansiyel enerjisi sıfırdır. Bir cismin kinetik enerjisi, yay denge durumundan geçerken en büyük (max) olur.
• Bir cismin kinetik enerjisi artarken potansiyel enerjisi azalır.
• Bir cismin kinetik enerjisi azalırken potansiyel enerjisi artar.


7. Etkinlik : Esneklik Potansiyel Enerjisi Nelere Bağlıdır? (Ders Kitabı – 80)
Amaç : Esneklik potansiyel enerjisinin yayın esneklik özelliğine ve yayın sıkışma veya
gerilme miktarına bağlı olduğunun keşfedilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Kağıt parçası katlanarak kalınlaştırılır.
• İnce paket lastiği işaret ve başparmaklar ile gerilir.
• Kağıt parçası lastiğe tutturularak lastik 10 cm kadar gerilir ve serbest bırakılır.
• Kağıt parçasının düştüğü yer gözlenir.
• Kağıt parçası lastiğe tutturularak lastik 15 cm kadar gerilir ve serbest bırakılır.
• Kağıt parçasının düştüğü yer gözlenir.
• Aynı işlemler kalın paket lastiği için tekrarlanır.
• Sonuca Varalım Kısmında;
– Lastik gerilince potansiyel enerjisi artar ve bu enerji kinetik enerjiye dönüşür.
– Kağıt parçası, ince lastikte daha fazla uzağa fırladı.

15. Etkinlik : Tramplenden Atlama (Çalışma Kitabı – 50)
Amaç : Esneklik potansiyel enerjisi, çekim potansiyel enerjisi ve kinetik enerji
dönüşümlerinin fark edilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Verilen resme göre sorular cevaplandırılır.
• 1. soruda; 3. konumdaki potansiyel enerji daha büyüktür.
• 2. soruda; 5. konumdaki kinetik enerji daha büyüktür.
• 3. soruda; 4. konumda iken potansiyel enerji azalır, kinetik enerji artar.
• 4. soruda; 1. konumda tramplenin esneklik potansiyel enerjisi vardır.

16. Etkinlik : Kahraman Fare (Çalışma Kitabı – 51)
Amaç : Esneklik potansiyel enerjisi ve kinetik enerji dönüşümlerinin fark edilmesinin
sağlanması.
Yapılacaklar : • Verilen resme esneklik potansiyel enerjisi ile kinetik enerji
dönüşümünün karikatürize edilmesi için çizim yaptırılır.




17. Etkinlik : Enerji Dönüşümü (Çalışma Kitabı – 51)
Amaç : Hidroelektrik santralinde meydana gelen enerji dönüşümlerinin fark
edilmesinin sağlanması.
Yapılacaklar : • Suyun hareket enerjisinden elektrik enerjisinin üretilmesi açıklanır.
• Nehirlerin üzerine kurulan barajlar akarsuları tutar ve suya potansiyel enerji kazandırılır.
• Potansiyel enerji kazandırılan su yüksekten bırakılır ve suyun potansiyel enerjisi hareket enerjisine dönüşür.
• Akan su, kinetik enerjisi sayesinde jeneratörlerin pervanelerine çarparak onları dönderir ve jeneratörlerin pervaneleri kinetik enerji kazanır.
• Jeneratörler, kinetik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürür.

Kendimizi Değerlendirelim : (Ders Kitabı – 81)

1- Otomobilin kütlesi daha büyük olduğu için kinetik enerjisi de daha büyüktür.

2- Topun yükseklikten dolayı çekim potansiyel enerjisi vardır ve bu enerji kinetik enerjiye dönüşür. Kinetik enerjisi sayesinde top, yayı sıkıştırır ve yaya esneklik potansiyel enerjisi kazandırır.

 




İş ve Enerji (Konu Anlatımı)


iş kelimesi hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Hangi durumlarda iş yapılmış olur?
Buzdolabına kuvvet uygulayarak onun yerini değiştirdiğimizde bir iş yapmış oluruz. Ancak aynı dolaba kuvvet uyguladığımız hâlde onun yerini değiştiremiyorsak yorulduğumuz hâlde bir iş yapmış sayılmayız.

Buna göre yandaki resimlerden hangisinde bir iş yapıldığını söyleyebiliriz?

İş yapmış olabilmemiz için uyguladığımız kuvvetin yönü ile cismin aynı yönde yer değiştirmiş olması lazımdır. Buna göre kapı hareket ederken iş yapmış oluruz. 2. durumda kapı kuvvet sonucu yer değiştirme olmayınca iş yapmış olmayız.

 

 

Yapılan işin büyüklüğü, cisme uygulanan kuvvetin büyüklüğüne ve cismin yer değiştirme mesafesine bağlıdır.
inşaat ustası, aşağıda görülen birinci resimde yerden aldığı bir tuğlayı; ikinci resimde ise iki tuğlayı duvarın üstüne koymaktadır. Tuğlalar her iki resimde de aynı yüksekliğe konulmaktadır. iki tuğla, bir tuğladan iki kat daha ağırdır. Dolayısıyla iki tuğlayı kaldırmak için uygulanan kuvvet, bir tuğlaya kaldırmak için uygulanan kuvvetin iki katıdır. Bu sebeple yapılan iş de iki kat fazladır. Kuvvet biriminin Newton (Nivton), yol biriminin de metre olduğunu ve Newton’un kısaca “N” ile metrenin de “m “ ile gösterildiğini biliyoruz. işin birimi ise N.m dir. N.m ye özel olarak joule (jul) denir. Bir N’luk bir kuvvet, bir cismi, 1 m’lik bir yolda ve kuvvet
yönünde hareket ettirirse 1 J’lük iş yapmış olur.
2 N’luk bir kuvvet, bir cismi, 3 metre hareket ettirirse 6 J iş yapmış olur.

 


Kuvvet, yer değiştirme ve iş arasındaki ilişkiyi anlayabildik mi?
Kitapları alıp rafa yerleştiren erkek öğrencinin fen anlamında bir iş yapmış olduğunu söyleyebiliriz. Oysaki kız  öğrenci kitapları omzuna koyarak başka bir noktaya taşıdığında yer çekimi kuvvetine karşı bir iş yapmış olmaz. Çünkü taşıma sırasında kitaplara uygulanan kuvvetin yönü düşey, gerçekleşen hareketin yönü ise
yataydır.

 

Demek ki iş yapılabilmesi için cisme uygulanan kuvvetin hareketle aynı doğrultuda olması gerekir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki cisme, hareket doğrultusuna, dik olarak etki eden kuvvet, bilimsel anlamda bir iş yapmış olmaz. Buna göre yüksekten bırakılan bir cismin yere düşmesiyle iş yapılmış olur mu? Cevabımız “Evet” ise bu işin hangi kuvvet tarafından yapıldığını söyleyelim? Yandaki fotoğraşarda da görüldüğü gibi
yerden aldığımız bir kitabı, kitaplığımızın ikinci rafına mı yoksa daha yüksekteki dördüncü rafına mı yerleştirdiğimizde daha çok iş yapmış oluruz?

 

Önemli Not:

 

*İş kuvvet ile cismin yer değiştirme doğrultusunun aynı olması durumunda kuvvet ile cismin yer değiştirme mesafesi çarpımına eşittir.

*Cisim Uygulanan kuvvet ile aynı yönde yer değiştirmiyorsa yer değiştirme 0 alınır dolayısı ile iş yapılmamış olup iş 0 dır.

* işin birimi ise N.m dir. N.m ye özel olarak joule (jul) denir.

*Enerji iş yapabilme yeteneğidir. E ile gösterilir. Enerji birimi işin birimi ile aynıdır , yani joule dir.

*İş net kuvvet ve alınan yol ile doğru orantılıdır.

*Bir kitap raftan aşağı doğru düşerken iş yapmış olur. Kitabı hareket ettiren kuvvet olan yerçekimi ile aynı yönlü hareket eder.

*Yağmur damlalarına etki eden yerçekimi de ş yapmış olur.

*Halterini kaldıran haltercide iş yapış olur.


Enerji Nedir?


Günlük konuşmalarımızda “enerji” kavramını sıkça kullanırız. “Enerjimiz yetersiz.” “Enerji fiyatları gittikçe artıyor.” “Enerji tasarrufu yapmalıyız.” vb. sözlerin hiç de yabancısı değiliz. Enerji denilince aklımıza ilk gelen “elektrik, ışık, benzin, doğal gaz, kömür, ateş, Güneş, pil belki de baraj ve rüzgâr”dır. Enerji, evrenin sahip olduğu en büyük zenginliktir. Bir iş yapabilmek için enerjiye ihtiyaç duyarız. Şehirlerimiz enerji sayesinde aydınlanır, trenler, arabalar, uçaklar ve roketler enerji sayesinde hareket eder. Evlerimizi ısıtmak, yemek pişirmek, radyoda müzik dinlemek, televizyonda görüntü oluşturmak için de enerji gereklidir. Bunların yanı sıra tarlaları süren traktörler ve fabrikalardaki makineler de enerji sayesinde iş görür

Güneş’ten gelen enerji gün boyunca etrafımızı aydınlatır ve ısıtırken bitkilerin büyümesini sağlar. Hayvanlar, ihtiyaç duydukları enerjiyi yedikleri besinlerde depolanmış olan enerjiden sağlar. Kısacası enerji olmadan hayat da olmaz. Bütün bu açıklamalardan sonra “enerji” deyince ne anlıyorsunuz? Bilim insanları enerjiyi “iş yapabilme yeteneği” olarak tanımlarlar. Enerji bir madde değil, bir cisme ait özelliktir. Örneğin, benzinin sahip olduğu enerji doğrudan kullanılmaz. Ancak motorda yandığında
enerjiye dönüşür. Peki, hangi enerji türlerini biliyoruz?

Kinetik Enerji

Bir varlığın kinetik enerjiye sahip olduğunu anlamak çok kolaydır. Eğer bir varlık, hareket ediyorsa kinetik enerjiye sahip demektir. Örneğin, hareket hâlinde olan bir kamyon, koşan bir köpek, hareketli dönme dolap, akan bir nehir ve rüzgâr kinetik enerjiye sahiptir.
Peki, “Bir varlığın süratinin artması, o varlığın kinetik enerjisini de artırır.” diyebilir miyiz? Bir varlığın sürati artıkça kinetik enerjisinin de arttığını biliyoruz. Peki, yandaki fotoğrafta görülen kamyon ve otomobil aynı süratle hareket ettiklerine göre kinetik enerjileri aynı mıdır?

 

Önemli Not:

*Bir cismin sürati arttıkça kinetik enerjisi de artar.

*Kinetik enerji cismin kütlesine ve süratine bağlıdır.

 


Aynı süratle hareket eden varlıklardan kütlesi büyük olanın kinetik enerjisi, kütlesi küçük olandan fazladır. Yandaki resimde görülen ve aynı süratle hareket eden kamyonun kütlesi otomobilden daha büyüktür. Öyleyse bu kamyonun kinetik enerjisi de aynı süratle hareket eden otomobile göre daha fazladır diyebilir miyiz?
 

Enerji, sadece hareketli varlıklarda mı söz konusudur? Bazı maddeler hareketli olmadıkları hâlde iş yapabilme yeteneğine sahiptir. Acaba bu maddeler iş yaparken hangi tür enerjiyi kullanır? Cisimlerin, konumlarından dolayı sahip oldukları bir çeşit enerji vardır. Bu enerjiye potansiyel enerji adı verilir.
Aşağıdaki resmi dikkatle inceleyelim. iki işçi, bir piyanoyu makara yardımıyla üçüncü kata çıkarıyorlar. işçiler, yedikleri gıdalardan sağladıkları enerji sayesinde bu piyanoyu kaldırabilirler. Yukarı kaldırıldığında piyanoda bir çeşit enerji depolanmış olur. Depolanan bu enerji çekim potansiyel enerjisi olarak adlandırılır. işçilerden biri makaranın ipini elinden bırakırsa diğer işçinin uyguladığı çekme kuvveti piyanoyu yukarıda tutmak için yeterli olmayabilir. Bu durumda piyano düşerek çekim potansiyel enerjisini kaybeder. Düşen piyano işçiyi yukarı çekerek bir iş yapmış olur. Acaba, çekim potansiyel enerjisini etkileyen değişkenler nelerdir?


 

Cisimlerin potansiyel enerjileri sadece onları yükseğe çıkardığımızda mı artar? Kurmalı bir oyuncağın da potansiyel enerjiye sahip olabileceğini biliyor muydunuz?
 

Bir cismi yukarı kaldırdığımızda cisme etkiyen yer çekimi kuvvetini (ağırlığı) yenmek için cisme kuvvet uygulamış ve bir iş yapmış oluruz. Yaptığımız bu iş kaldırdığımız cisimde çekim potansiyel enerjisi olarak depolanır. Bir cismin ağırlığı ve yerden yüksekliği arttıkça çekim potansiyel enerjisi de artar. Bu yüzden basketbol topunu daha yüksekten bıraktığımızda kum üzerinde daha derin bir iz bırakır. Kinetik ve potansiyel enerjinin birbirine dönüşebildiğini biliyor musunuz? Bir ipin ucuna cisim bağlayarak oluşturduğumuz basit bir sarkaçta bu durumu rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

 

Önemli Not:

 

 

 

 

 

 

 

 

*Potansiyel enerji hem ağırlık hem de yükseklikle doğru orantılıdır. Potansiyel enerji=ağırlık X yüksekliktir.

 


Yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi bazı kurmalı oyuncakların içinde bir yay bulunur. Bu yay kurularak oyuncağın hareket etme yeteneği kazanması sağlanır.
Yani yayda potansiyel enerji depolanır. Yay boşalırken oyuncak hareket eder. Böylece yaydaki potansiyel enerji kinetik enerjiye dönüşmüş olur. Yayların (ya da
daha genel olarak esnek cisimlerin) enerji depolama özelliğinden birçok alanda yararlanıldığını fark ettiniz mi?



Esneklik potansiyel enerjisi, lastiğin cinsine ve gerilme miktarına göre değişmektedir. Bu durum sadece lastik için değil bütün esnek maddeler için de geçerlidir.
 

Önemli Not:

 

*Esneklik potansiyel enerjisi sıkıştırma veya gerilme miktarına ve maddenin esneklik özelliğine bağlıdır.

*Her yayın esneklik potansiyel enerjisi farklıdır. Bu enerji yayın esnekliği , sertliği , yapıldığı maddenin cinsine ve yayın helozon sayısına bağlıdır.

*Esnekliğini kaybeden bir yay eski haline dönemez.


Yüksek atlama yapan bir sporcuyu düşünelim. Bu sporcu sırık ile koşarken kinetik enerji söz konusudur. Yüksek atlama sırasında sırık esner ve sporcunun kinetik enerjisi sırıkta, esneklik potansiyel enerjisine dönüşür. Sırık ile yükselen sporcu potansiyel enerji kazanır. Mindere düşerken ise bu sporcunun potansiyel enerjisi azalırken kinetik enerjisi artar. Kinetik enerji ile mindere çarpan sporcu minderin şeklini değiştirir hatta minderin bir miktar ısınmasını da sağlar. ilk aşamadan son aşamaya varıncaya kadar sporcunun sahip olduğu enerji türü değişmiş fakat toplam enerji miktarı aynı kalmıştır. Buna enerjinin korunumu denir. Enerjinin korunumuna göre enerji bir türden başka bir türe dönüşebilir ancak hiçbir zaman artmaz veya azalmaz.


 


Enerji Dönüşümleri


işlerimizi yaparken kullandığımız birçok enerji türü vardır. Bunlar kimyasal enerji, kinetik enerji, potansiyel enerji, ısı enerjisi ve elektrik enerjisi şeklinde sıralanabilir. Kinetik ve potansiyel enerji, mekanik enerji olarak da adlandırılır. Yukarıda sıralanan enerji türleri çeşitli araçlar yardımıyla birbirine dönüştürülebilir. Enerjinin yok olmadan başka enerjilere dönüşmesi insan hayatında çok farklı amaçlara hizmet eder. Bu dönüşümler olmasaydı insanoğlu şu anda yapabildiği birçok şeyi yapamazdı. Örneğin, aydınlatma amacıyla kullandığımız ampul, aslında elektrik enerjisini ışık enerjisine dönüştürmektedir. Peki, ışık elde etmek için anahtarın düğmesine bastığımızda ampul sadece ışık mı üretmektedir? Elektrik enerjisi, farklı araç-gereçlerin yardımıyla diğer enerji türlerine dönüştürülebilir. Örneğin, serinlemek amacıyla kullandığımız vantilatörde hareket, radyoda ise ses enerjisine dönüştürülmektedir. Akü ve pillerde depolanan kimyasal enerji, kullanım aşamasında elektrik enerjisine dönüşür. Kömürde depolanan kimyasal enerji de yanma sırasında ısı enerjisine dönüşmektedir.

Önemli Not:

 

*Enerji vardan yok , yoktan var edilemez. Ancak farklı enerjilere dönüşerek korunur. 




Soru ve Cevaplar İle Hayatımızı Kolaylaştıran Makineler

22.Basit makine nedir?
Çok az parçadan oluşan ve yalnızca tek bir kuvvet çeşidini kullanan makinelere basit makine denir. İş yapma kolaylığı sağlarlar.

23.Basit makineler iş yapma kolaylığını nasıl sağlarlar?
Basit makineler işi,uygulanan kuvvetin büyüklüğünü ve yönünü değiştirerek kolaylaştırırlar.

24.Basit makinelerde işten ve kuvvetten kazanç var mıdır?
Hayır. Basit makinler işten ve kuvvetten kazanç sağlamaz sadece iş yapma kolaylığı sağlar.


25.Kaldıraç nedir?
Sabit bir destek noktası üzerinde hareket edebilen çubuklara kaldıraç denir.

26.kaldıraca günlük hayatta verebileceğimiz en güzel örnek nedir?
Tahterevallidir.

27.Kaldıraçlardaki yük kolu nedir?
Destek noktasıyla yük arasındaki uzaklığa yük kolu denir.

28.Kaldıraçlardaki kuvvet kolu nedir?
Destek noktasıyla uygulanan kuvvet arasındaki uzaklığa kuvvet kolu denir.

29.Kaldıraçlarda kuvvet kolu mu yoksa yük kolu mu uzun olduğunda kuvvetten kazanç sağlarız?
Kaldıraçlarda kuvvet kolu ne kadar uzarsa kuvvetten kazançta o denli büyük olur.

30.Kaldıraçlara vücudumuzdan verebileceğimiz örnekler nelerdir?
Kollarımız ve bacaklarımız.

31.Kaç çeşit kaldıraç vardır?
Üç çeşit kaldıraç vardır.
1.desteğin ortada,yükün bir uçta kuvvetin de öteki uçta olduğu kaldıraçlardır. Bu tip kaldıraçlara şu örnekler verilebilir.
2.yükün ortada,desteğin bir uçta kuvvetin de öteki uçta olduğu kaldıraç. Bu tip kaldıraçlara fındık kıracağı,el arabası ve menteşeli kapılar örnek olarak verilebilir.
3.kuvvetin ortada,desteğin bir uçta yükünde öteki uçta olduğu kaldıraçlardır. Tenis raketi,cımbız,kürek gibi araçlar örnek olarak verilebilir.

32.Makaralar kaça ayrılır?
İkiye ayrılır. Sabit makara ve hareketli makara olmak üzere.

33.Sabit makara nedir?
Sabit bir noktaya asılan ve dönerek cisimlerin hareket etmelerini kolaylaştıran makaraya sabit makara denir.

34.Sabit makaranın şekli nasıldır?
 


35.Sabit makarada kuvvetten kazanç var mıdır?
Hayır. Kuvvetten kazanç yoktur. Bu yüzden yoldan da kayıp yoktur.

36.Hareketli makara nedir?
Yükle birlikte hareket eden makaralara hareketli makara denir.

37.Hareketli makarada yoldan mı kazanç vardır yoksa kuvvetten mi?
Kuvvetten iki kat kazanç vardır. bu yüzden yoldan da iki kat kayıp vardır.

38.Sabit makaranın kullanıldığı yere örnek verin.
Bayrak direklerinde,inşaatlarda tuğla,kum ve harç taşımak için sabit makaralar kullanılır.

39.Hareketli makaraların kullanıldıkları yere örnek verin.
Vinç gibi ağır yükleri kaldırmada kullanılır.

40.Eğik düzlem nedir?
Bir levha,kalas vb. bir maddenin yükün çıkarılacağı yere dayandırılmasıyla elde edilen bir basit makinedir.

41.Eğik düzlemde neden kazanç sağlanır?
Kuvvetten kazanç vardır. aynı oranda yoldan kayıp vardır.

42.Vida nedir?
Silindirin etrafına sarılı eğik bir düzlemdir. Sarmal bir merdivenle düz bir merdiven arasındaki benzerlik,vida ile eğik düzlem arasındaki benzerliğin aynısıdır.

43.Dişliler nedir?
Dişli çarklara kısaca dişliler denir.

44.Dişliler nerelerde kullanılır?
El matkabında, mekanik saatler vb yerlerde kullanılır.

45.Bu sayılan basit makinler dışında başka örnek verebileceğimiz basit makine  var mıdır?
Sümerler tarafından icat edilmiş tekerlek örnek olarak verilebilir.

46.El arabası kaç çeşit basit makineden oluşmuştur?
Üç tane. Eğik düzlem,kaldıraç ve tekerlek olmak üzere.



Hayatımızı Kolaylaştıran Basit Makineler ve Özellikleri

1.Kuvvetten kazanç varsa ayni oranda yoldan kayıp olur.

2.Yoldan kazanç varsa, ayni oranda kuvvetten kayıp olur.

3.Basit makineler iş veya enerjiden asla kazanç sağlamaz.


Başlıca basit makineler şunlardır;
*kaldıraçlar, *makaralar, palangalar, *eğik düzlem, *dişli çarklar
*çıkrık, *vida, *kama, *ve tekerleklerdir.


NOT:
Basit makineler kendi kendine enerji üretmez, aksine sürtünmeden dolayı enerji kaybına yol açarlar.
Yani iş yapabilmeleri için dışarıdan enerji desteğine ihtiyacı vardır.
Bir çiviyi kendimiz de söksek, keser ile de söksek AYNI İŞİ yapmış oluruz.

a-)Kuvvetin Büyüklüğünü arttıran makineler:
Cımbız, pense, tornavida, gazoz açacağı
b-)Kuvvetin yönünü değiştiren basit makineler:
Tahterevalli, sabit makara, kapı kolu
c-)Sürat değiştiren makineler
El mikseri, El matkabı




BASİT MAKİNELER (Konu Anlatımı)
BASİT MAKİNELER
Fıkra: Bir fizikçi, bir kimyacı ve bir matematikçi ıssız bir çölde mahsur kalırlar. Günler geçtikçe yiyecekleri hızla azalır ve bir müddet sonra üçünün de bir teneke konserve kutusunda son yiyecekleri kalır. Fakat kutunun kapağını açmaları gerekmektedir ki, bu da elle olacak bir şey değildir. Fizikçi nasıl açsam diye düşünürken aklına basit makineler gelir ve çantasından çıkardığı bir takım aletlerle konservenin kapağını açar, karnını doyurur. Kimyacı da fizikçinin verdiği ilhamla çantasından asit çıkararak tenekenin kapağına döker, kapak açılır ve kimyacı karnını doyurur. Matematikçiye sıra gelir. Kapağı nasıl açsam diye düşünürken, teoremleri ispatlarken kullandığı bir yöntem aklına gelir; " kabul edelim ki açık olsun" der, kutuyu ağzına atar.
·                   Günlük hayatta işimizi kolaylaştıran aletlere basit makineler denir. Bu basit makineler kuvvetin doğrultusunu, yönünü ve değerini değiştirerek günlük hayatta iş yapmamızı kolaylaştırır.
·                   Kuvvet, yol, hız veya zamandan kazanç sağlamak için kullanırız. Fakat hepsinden ayni miktarda kazanç sağlanmaz. Birinden kazanç varsa, diğerlerinden aynı oranda kayıp vardır. Mesela kuvvetten kazanç sağlanmışsa yoldan, zamandan ve hızdan kayıp vardır.
·                   Basit makineler de iş veya enerjiden kesinlikle kazanç sağlanamaz. Sadece iş kolaylığı sağlar.
·                  
·                   Kuvvet kazancı, yükün kuvvete oranı olarak ifade edilir
·                  
 
1.      KALDIRAÇLAR
Bir destek noktası etrafında dönebilen sağlam yapılı çubuktan oluşan düzeneğe kaldıraç denir. Kaldıraçta, kuvvetin destek noktasına olan uzaklığına kuvvet kolu, yükün destek noktasına olan uzaklığına da yük kolu denir. Bir kaldıraçta kuvvetten kazanmak için kuvvet kolunun, yük kolundan büyük olması gerekir böylelikle cisimler ağırlığından daha küçük kuvvetlerle dengede tutulabilirler.
 
 
 
a. Çift taraflı kaldıraçlar: Destek noktası ortada kuvvet ve yükün farklı uçlarda olduğu kaldıraç tipidir. Örnek olarak; tahterevalli, makas, eşit kollu terazi, keser, pense, kriko, karga burnu, yan keski, kerpeten. Kuvvet x Kuvvet kolu = Yük x Yük kolu
 
 
 
b. Tek taraflı kaldıraçlar: Destek noktasının bir uçta olduğu kaldıraç tipidir.
 
1)      Yükün; kuvvet ile destek arasında olduğu kaldıraçlar;
F.x = P.y
 
Örnek: el arabası, ceviz kıracağı, kürek
 
2)      Kuvvet; yük ile destek arasında olan kaldıraçlar :
 F.x = P.y
Örnek: cımbız, maşa, tel zımba
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
2. MAKARALAR
Makaralar da iş yaparken bir takım kolaylıklar sağlayan basit makinelerdendir. Günlük yaşamda en fazla gördüğümüz şekliyle inşaatlarda harç, tuğla ve diğer yapı malzemelerini taşımak için kullanılmaktadır.
 
a.      Sabit Makara
 
 
b.      Hareketli Makara:
 
 
 
 
c.       Palangalar:
 
3. EĞİK DÜZLEM
 
 
 
 
 
 
 
 
4. VİDA
 
Not: Girme miktarı(h) N ile a’ya bağlıdır. F, P veya r ye bağlı değildir.
 
5. ÇIKRIK
 
Kuyu düzeneği, et kıyma makinesi, el matkabı, araba direksiyonu , kapı anahtarı gibi araçlar çıkrığa örnektir.
Silindirler çakışık, dönme sayısı ve yönü aynıdır.
 
 
6. DİŞLİ ÇARKLAR
Hareketin hızını yönünü ve yerini değiştirmek için kullanılan düzeneklerdir.
Dişlilerde çap ile diş sayısı doğru orantılıdır.
 
a.       Çakışık Eksenli: dönme yönü ve sayısı aynıdır.
b.      Farklı Eksenli : Dönme yönleri ve sayıları farklıdır.
 
 
7. KASNAKLAR
 
 
 
 
 
 
 
 
NOT:
 



Soru ve Cevaplar İle Sürtünme Kuvveti

47.Sürtünme kuvveti nedir?
Birbirine temas eden yüzeyler arasında oluşan kuvvettir.

48.Sürtünme kuvveti sonunda genellikle hangi enerji açığa çıkar?
Isı enerjisi açığa çıkar.

49.Sürtünme kuvveti yararlı mı yoksa zararlı mıdır?
Sürtünme kuvveti olmasaydı deftere yazı yazamaz,yürüyemezdik hayatımız durma noktasına gelirdi. Bu yüzden sürtünme kuvveti önemlidir. Fakat sürtünmenin istenmediği yerlerde vardır. örneğin arabadaki motor parçaları arasında sürtünmenin olması istenmez. Çünkü parçalarda aşınma olur. Yani sürtünme kuvveti bazen faydalı bazen de zararlıdır.

 



Enerji Çeşitleri Ve Enerjilerden Yararlanma

 Besinlerden Enerji Sağlanması


 

Canlılığın devamı, büyüme, gelişme, çoğalma, hareket için besin gereklidir.
İnsanın iş yapabilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır.
Bu enerjiyi besin maddelerinden alırız.
İş yapabilme yeteneğine ‘enerji’ denir.

Herkesin alması gereken enerji yaptığı işe göre değişir.


 

Rüzgar Enerjisinden Yararlanma

 

Yel değirmenlerini döndürür.
Elektrik enerjisi sağlar.


Yelkenlileri hareket ettirir.

 


Su Enerjisinden Yararlanma

Su un değirmenlerinde,
Hidroelektrik santrallerde elektrik üretiminde,
Nehirlerde nakliye işinde ,
Gel-git olayından yararlanıp elektrik üretiminde yararlanılır.
Yakıt harcamaz, ekonomiktir, çevreyi kirletmez.
Katı, Sıvı,Gaz Yakacaklardan yararlanma

Bütün maddelerde yanabilen esas madde karbondur.


Katı Yakacaklardan yararlanma


Doğal katı yakacaklar:
Odun,
Linyit,
Taşkömürü ,
Antrasit,
Tezek...
Suni katı yakacaklar:
Odunkömürü,
Kok kömürü,
Briket


Sıvı Yakıtlar


Petrolün damıtılması ile elde edilir.
Benzin.
Mazot.
Gazyağı.
Fuel-oil.


Gaz yakacaklar

Havagazı
Doğalgaz
Petrol gazları
Biyogaz


Güneş Enerjisinden Yararlanma


Güneş ısı ve ışık enerjisi kaynağıdır. Dünyadaki diğer enerjilerin ana kaynağıdır.
Yeşil bitkilerin fotosentez yoluyla besin yapmaları, büyümeleri.

Güneş enerjisiyle olur.


Yeryüzü sularının buharlaşıp havaya karışmasını , havadaki su buharının soğuk bir tabakaya rastlayıp

Yağmur,
Dolu,
Kar.
Şekline dönüşmesini sağlar.

Güneş Enerjisi
Isınmada kullanılır.
Akdeniz ve Ege bölgelerinde birçok binada güneş kolektörleri ile sıcak su elde etmek için kullanılır.
Güneş pilleri yapılır.
Bu piller

Saatlerde,
Hesap makinelerinde kullanılır.


Yenilenebilir Enerji
Kullanıldığında tükenmeyen ve yeniden oluşan enerjiye ‘yenilenebilir enerji’ denir. Yenilenebilir enerji kaynakları;

Güneş enerjisi
Hidroelektrik enerjisi
Rüzgar enerjisi
Dalga enerjisi
Jeotermal enerji
Biyoenerji
 



 


Sayfayı Yazdır

SÜRTÜNME KUVVETİ

 


Bir cismi farklı yüzeylerde hareket ettirmenin, cismin hareketinde değişiklikler yaptığını günlük yaşantımızdan bilmekteyiz. Pürüzlü, kaygan veya cilalı yüzeylerde aynı cismin hareketi farklı farklı olmaktadır. Cam üzerinde bir cisim daha kolay hareket ederken tahta üzerinde hareket etmesi daha zordur.


Cismin hareket ettiği yüzeyin pürüzlü olması, cismin harekete geçmesini zorlaştırırken, düz veya pürüzsüz yüzeylerde aynı cisim daha kolay harekete geçer. Bu nedenle halı, tahta, taşlı zemin gibi yüzeylerde cismi harekete geçirmek için gerekli olan kuvvet; cam, asfalt, yağlı zemin gibi yüzeylerdeki aynı cismi hareket ettirmek için gerekli olan kuvvetten daha büyüktür. Yani cismin temas ettiği yüzeyin pürüzlüğü arttıkça, cismin harekete geçmesi için gerekli olan kuvvete artmaktadır.



Şekilde olduğu gibi iki traktör yolda gitmektedirler. Bu traktörlerden bir tanesi asfalt yolda giderken diğer taşlı bir yolda gitmektedir. Taşlı yolda giden traktörle düz yolda giden traktörün aynı hızda gitmeleri için taşlı yoldaki traktörün daha fazla kuvvet kullanması gerekmektedir.
Bir zemin üzerinde bulunan bir cismi harekete geçirmek için, yüzeyin cisme uygulanan hareketin zıt yönünde oluşan sürtünme kuvvetinden daha büyük bir kuvvete gereksinim vardır. Aksi taktirde uygulanan kuvvet cismin sürtünme kuvvetinden daha küçük veya eşitse cisim harekete geçmez.
Sabit hızla hareket eden bir cisme etkiyen sürtünme kuvveti ile harekete geçirici kuvvetin bileşkesi sıfırdır. Çünkü cismi harekete geçirici kuvvet ile sürtünme kuvveti ters yöndedir.
Bu bilgilerden hareketle; cisimler hareket ederken temas ettikleri yüzeylerin sürtünmesinden kaynaklanan ve yer değiştirmeye zıt yönde ortaya çıkan kuvvete sürtünme kuvveti denir.


Sürtünme Kuvvetinin Bağlı Olduğu Etkenler


a) Yüzeyin pürüzlü olması
Cismin hareket edeceği yüzeyin pürüzlü olması cismin hareketinde önemlidir. Pürüzlü yüzeylerde cisimlerin hareket etmesi için daha büyük kuvvete ihtiyaç vardır.
Bütün yüzeylerde mutlaka pürüz vardır. Cisimler birbiri üzerinde hareket ederken, yüzeylerindeki girinti ve çıkıntılar birbirinin içerisine girerek cismin hareket etmesini güçleştirirler. Cilalı yüzeylerde bu girinti-çıkıntılar daha az olduğundan sürtünme kuvveti de o oranda azdır. Bu nedenle pürüzlü yüzeylerin yağlanması ile bu girintiler azaltılarak daha az sürtünme kuvveti uygulaması sağlanabilir.
b) Cismin ağırlığı
Bir cismin ağırlığı arttığında cismin ve yüzeyin girinti-çıkıntıları daha fazla birbiri içine gireceğinden sürtünme de artar. Yani cismin hareketini engelleyen kuvvetin büyüklüğü de artar. Cismin hareket etmesini engelleyen bu kuvveti yenmek için, bu kuvvetten daha büyük bir kuvveti cisme uygulamak gerekir.


Sürtünme Kuvvetinin Etkileri


Sürtünme kuvveti, cisimlerin yüzeyde tutunmasına yardım eden bir etkendir. Eğer sürtünme kuvveti var olmasaydı birçok yaşamsal faaliyet mümkün olmazdı. Yolda yürüyemez, bir yerde oturamaz, yemek yiyemez, yazı yazamaz, araç kullanamazdık. Örneklerde de görüldüğü gibi her türlü hayati olayın gerçekleşmesinde sürtünme kuvvetinin etkisi vardır. Araba örneğini biraz açacak olursak, yolda hareketine başlayan bir aracın durması sürtünme kuvvetinin etkisi ile oluşmaktadır. Bu kuvvet olmasaydı frenler tutmayacağı için araba sürekli hareket ederdi.
Buzun sürtünme kuvvetinin toprak veya asfalta göre daha düşük bir sürtünme kuvveti olduğu bilinmektedir. Kışın buzlu yollarda araçlar daha fazla kaymakta ve frenlerin etkisi daha az olmaktadır. Bu nedenle kışın meydana gelen kazalar, diğer zamanlara göre daha fazla olmaktadır. Bu nedenle kışın buzun erimesi için tuz kullanılması (suyun donma sıcaklığını düşürür) veya toprak atılması bu sürtünme kuvvetini artırmak içindir.
Sürtünme kuvvetinin hayatımızı kolaylaştıran çok büyük etkilerinin yanında günlük yaşantıda işleri zorlaştırdığı da bilinmektedir. Çünkü sürtünme kuvvetini yenerek, cisimleri harekete geçirmek için daha büyük kuvvet kullanılması gerekir. Ve büyük yükleri, sürtünme kuvveti nedeni ile kas gücümüzle hareket ettiremeyiz. Bundan dolayı çeşitli makineler kullanarak bu yükleri hareket ettiririz.
Makineler çalışırken, içerisindeki parçalar birbirine sürtünürler. Sürtünen bu parçalar zamanla aşınarak kullanılmaz hale gelirler. Makinelerin yıpranmasını engellemek için sürtünme kuvvetini düşürücü önlemler almak gerekir. Yani sürtünme kuvvetinin çok büyük yararları olmakla beraber bazı zorlukları da vardır.


Sürtünme Kuvvetini Artırmak ve Azaltmanın Yolları
Sürtünme kuvvetinin, bir olayın gerçekleşmesi için yetersiz kaldığı durumlarda alınması gereken tedbirler vardır. Bunlardan bazılarını sıralayacak olursak;
a) Kışın araba lastiklerine zincir takılması,
b) Sporcuların ayakkabılarının altına dişler yapılması,
c) İş makinelerinin tekerlerinde dişlerin daha büyük yapılması,
d) Büyük kütlelerin altına tekerlek tipinde cisimlerin konulması,
e) Makinelerin yağlanması,
f) Dik yokuşlarda ulaşımı kolaylaştırmak için önlemler alınması,




HAREKET VE KUVVET
        Hareket, fizikte mekanik konusu içerisinde yer alır. mekanik ile nesnelerin hareketi ve durgun kalma özellikleri açıklanmaya çalışılır. Böylece evrendeki gezegen ve yıldızların hareketleri açıklanabilir, bina, köprü, gökdelen gibi binalar inşa edilebilir, uçak, gemi ve denizaltı gibi araçlar yapılabilir. Kısaca, dünya ve uzayda var olan veya var olması istenen birçok özellik mekanik konusu ile açıklanabilir.
    İnsanların en iyi çok ilgilendiği ve günlük yaşamında karşılaştığı fiziksel olaylardan birisi harekettir. bu nedenle fizik bilimine genellikle hareket konusu ile başlanır. 
HAREKET BİLİMİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ
        Hareket çok eski zamanlardan beri insanların ilgisini çeken bir konu olmakla beraber, sistematiğinin oluşması ancak 1600'lü yıllara denk gelmektedir. Bu çağda batı dünyasında ortaya çıkan Galileo ve Newton, hareket biliminin sistematik özelliğinin oluşmasının temelini atmışlardır. 19. yüzyılın sonlarına kadar bu bilim adamlarının ortaya attığı fikirler büyük oranda kabul görmüştür. Fakat 20. yüzyılda atom ve atom altı parçacıklar üzerinde yapılan çalışmalar ve teknolojideki hızlı gelişim bu bilim adamlarının fikirlerinde bir takım değişiklikler yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Kuantum Mekaniği ve Görelilik Teorisi yapılan bu çalışmalar sonrası, mekaniği ve hareketi daha iyi açıklamışlardır.
HAREKET VE KUVVET KONUSU İÇİN BAZI TEMEL KAVRAMLAR
Skaler ve Vektörel Büyüklükler
Sadece bir sayı ve bir birim ile belirtilen uzunluk, kütle, zaman gibi büyüklüklere skaler büyüklükler denir. 500 metre, 50 m/s, 175 cm, 3 saat gibi büyüklükler skaler büyüklüklerdir. 
Vektörel büyüklükler ise, bir sayı ve bir birim yanında yönü de olan büyüklüklerdir. A'dan B'ye 2 saate gitmek vektörel bir büyüklüğü ifade eder. 
Uzunluk ve Zaman Birimleri
Hareketi iyi anlayabilmek için ilk olarak temel uzunluk ve zaman ölçülerini bilmek gerekir. 
        Metre uzunluğun temel ölçü birimidir. Bir metre, Paris'ten geçen, kuzey kutbu ve ekvator arasındaki boyuna çizgi boyunca ölçülen uzaklığın on milyonda birisidir. Bu bir metreyi temsil eden metal çubuk Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu'nda bulunmaktadır.
        Bir metrenin uzunluğunu belirlemenin bir başka yolu ise, bilimdeki hızlı gelişmelerden birisi olan ışık hızından yararlanmaktır. Buna göre 1 metre = Işığın boşlukta 1/299,792,458 saniyede yol aldığı mesafedir.
Saniye ise = Sezyum atomunun yayınladığı belli bir dalga boyundaki ışığın, 9192631770 devir yapması için geçen zamandır.
        Kütle, enerji, zaman, hız, kuvvet ve sıcaklık gibi bir ölçme aracı ile ölçülebilen büyüklükler fiziksel niceliklerdir. Bu tür büyüklükler genel olarak iki kısımda incelenir. Bunlar:
1) Skaler Büyüklükler
2) Vektörel Büyüklüklerdir.
1) Skaler Büyüklükler
        Yalnızca sayılarla ifade edilebilen ve bir birimi olan büyüklüklere denir. Skaler büyüklükler, kütle, sıcaklık, güç, zaman, iş vb. olarak incelenebilir. Örneğin; 3 metre, 5 kilogram, 35 oC, 600 Newton, 220 Volt gibi. 
2) Vektörel Büyüklükler
        Ölçülen büyüklüklerin bazılarındaki sayısal değer ve birim bazen bu veriyi anlamak için yeterli değildir. Bu büyüklüğün yönü, şiddeti, başlangıç noktası ve doğrultusu da önem kazanır. Örneğin; "Araba Ankara'dan İstanbul'a doğru saatte 90 km/sa hızla hareket ediyor" cümlesinde aracın yönü, doğrultusu ve hızı gibi kavramlar bilinmesi gereken değerlerdir. 
        Vektörel büyüklük; şiddeti, yönü, doğrultusu ve başlangıç noktası belirlenebilen büyüklüklerdir. Yani yönlendirilmiş doğru parçalarına vetör denir. Vektörel büyüklükleri simgesi üzerine ok işareti         konularak skaler büyüklüklerden ayırt edilmektedir. 
 


Potansiyel Enerji ve Kinetik Enerji (Konu Anlatımı)

ENERJİ
Bir cismin iş yapabilme yeteneğine enerji denir. Bir araç, bir yerden bir yere giderken bir kuvvet harcar ve yol alır ve bir enerji harcar. Bir silahtan çıkan mermi, önüne çıkan cisimleri tahrip eder veya deler. Bir insan bir masayı alıp başka yere taşırsa bir enerji harcamıştır. Yani iş yapabilecek durumda olan her şeyin bir enerjisi vardır. Bu enerji kullanılmadığı durumlarda potansiyel enerji iken kullanılma durumunda kinetik enerji halindedir.
İş yapabilmek için mutlaka enerjiye ihtiyaç vardır. Yapılacak işlem ile enerji işe dönüşecektir. Kuvvet uygulanarak iş yapıldığında cisim enerji kazanmaktadır. Bu nedenle enerji ile işin birimleri aynıdır yani jouledir.
Enerjinin farklı türleri vardır. Hareket enerjisi, ısı enerjisi, ışık enerjisi gibi. Ve enerjiler birbirine dönüşebilmektedir. Bir lastiği çektiğimizde iş yapmış oluruz. Yapılan iş lastiğin içinde enerji olarak depolanır. Lastiğe bir cisim tutturup bıraktığımızda cisim hareket eder. Böylece lastiğin içinde depolanan enerji hareket enerjisine dönüşür. Ağzını mantar tıpa ile kapattığımız bir cam tüpü ısıttığımızda, tüpün içindeki havanın ısınarak genleşmesi sonucunda mantar tıpa tırlar. Burada ısı enerjisi hareket enerjisine dönüşmüştür.
İki cismi birbirine sürttüğümüzde cisimleri hareket ettirmiş oluruz. Ve cisim bir süre sonra ısınmaya başlar. Burada da hareket enerjisi ısı enerjisine dönüşmüştür. İnsanlarda besinlerden aldıkları enerjiyi vücutlarında depolarlar ve bir iş yaptıklarında bu enerjiyi kullanarak iş yaparlar. Evlerimizi veya iş yerlerimizi ısıtmak için yakıtlardan faydalanırız. Yakıtlarda var olan kimyasal enerji ısı enerjisine dönüşür. Isıtma ve aydınlatma için elektrik enerjisini kullanırız. Elektrik enerjisi lambalar yardımıyla ışık enerjisine, ütü, ısıtıcı ve klima yardımıyla ise ısı enerjisine dönüşür.
Potansiyel Enerji
Cisimlerin hareket halinde olmadıkları durumlarda sahip oldukları enerjiye potansiyel enerji denir. Bir cismi yerden daha yüksek bir noktaya kaldırdığımızda yer çekimine karşı bir iş yapar. Yapılan bu iş cisimde enerji olarak depolanır ve cismin iş yapabilecek duruma gelmesine neden olur. Potansiyel enerjinin simgesi Ep ve birimi jouledir.
Yeryüzünden h yüksekliğine olan m kütlesine sahip olan bir cismin potansiyel enerjisini hesaplamak için;
Ep=m.g.h



Yukarıdaki şekilde bir arabanın farklı yüksekliklerde sahip olduğu potansiyel enerjiyi hesaplayalım;
İlk olarak aracın 2 metre yüksekliğindeki potansiyel enerjisini bulacak olursak
Ep1=m.g.h, Ep1=1100.9,8.2, Ep1=21560 jouledir.
4 metre yükseklikte arabanın potansiyel enerjisi ise
Ep2=m.g.h Ep2=1100.9,8.4 Ep2=43120 jouledir.
Yapılan işlemde de görüldüğü gibi cisim ne kadar yüksekte yer alırsa potansiyel enerji de o kadar artmaktadır.
Aşağıdaki şekilde olduğu gibi iki farklı kütleye sahip cisimlerin yükseklikleri farklı olmasına rağmen sahip oldukları potansiyel enerjilerin eşit olduğunu hesaplayarak görebilirsiniz.
 


Kinetik Enerji
Hareketli cisimler iş yapabilme yeteneğine sahiptirler yani bu cisimlerin enerjileri vardır. Bu hareketinden dolayı cisimlerin sahip oldukları enerjiye kinetik enerji denir. Akan su, hareket halindeki araba, fırlatılan bir taş, yüksekte uçmakta olan bir kuşun kinetik enerjileri vardır. Duran cisimlerin potansiyel enerjileri, cisimler hareket haline geçtiklerinde bu enerji kinetik enerjiye dönüşür. Örneğin duran bir araba potansiyel enerjiye sahiptir. Araç harekete geçtiğinde potansiyel enerji kinetik enerjiye dönüşür. Araç hızlandıkça kinetik enerji artacaktır. Kinetik enerjinin simgesi Ek ve birimi jouledir.
Farklı kütlelere sahip olan cisimlerin kinetik enerjileri de farklıdır. Aynı yol üzerinde hareket eden bir kamyon ile bir otomobilin kinetik enerjileri farklıdır. Bu nedenle bu iki aracın çarpışmasında kinetik enerjisi daha az olan otomobilin hasar oranı kamyona göre daha fazladır. Aynı şekilde daha hızlı hareket eden arabaların çarpışmasında da hasar daha fazla olmaktadır.
Bir V hızı ile hareket eden m kütleli bir cismin kinetik enerjisi;
Ek=1/2m.V2 olacaktır. m ve V2 her zaman pozitif nicelikler olduğundan kinetik enerji de pozitiftir.



Yukarıdaki arabanın kinetik enerjisini hesaplayacak olursak;
Ek=1/2m.V2 Ek=1/2.1100.802 Ek=3520000 joule.
Su akış halinde iken kinetik enerjiye sahiptir. Suyun bu enerjisinden farklı enerjiler elde edilerek yararlanılır. Hidro elektrik santrallerinde suyun türbinleri döndürmesi sağlanarak suyun bu enerjisi ilk olarak hareket enerjisine dönüşür daha sonra ise elektrik enerjisi elde edilir.


Enerjinin Korunumu
Yerden belirli bir yükseklikte bulunan bir cisim serbest bırakıldığında yere doğru düşecektir. Bu cisim düşerken hızlanır ve potansiyel enerjisi azalmaya kinetik enerjisi artmaya başlar. Yani cismin potansiyel enerjisi kinetik enerjiye dönüşür.



Yerden yukarı doğru fırlatılan bir cisim ilk atıldığında daha hızlı hareket edecek, yukarı çıktıkça hızı azalacaktır. Burada da ilk başta kinetik enerji fazla olmasına rağmen bu enerji potansiyel enerjiye dönüşür. Bu cismin hızı bir noktada durur ve bu esnada potansiyel enerjisi maksimum noktaya ulaşır. Cisim yerçekiminin etkisi ile tekrar yeryüzüne doğru hareket eder ve potansiyel enerji kinetik enerjiye dönüşür.



Bir eğik düzlemde hareket eden bir arabanın potansiyel ve kinetik enerjilerini şu şekilde gösterebiliriz:

 


 


Cisim hareket ettiğinde enerjiler birbirine dönüşebilmektedir. Bu enerji dönüşümler esnasında toplam enerji miktarı sabit kalmaktadır. Bu ilkeye enerjinin korunumu ilkesi denilmektedir.






Cisim hareket ederken ortamdaki sürtünme önemsiz ise ısı şeklinde enerji kaybı olmaz. Fakat kinetik enerji artarken potansiyel enerji azalır, potansiyel enerji artarken kinetik enerji artar. Bu iki enerjinin toplamı ise sürtünmesiz ortamda hiçbir zaman değişmez.



Yukarıdaki şekilde bir ipin ucuna asılı olan bir cisim salınıma bırakılmıştır. A noktasından harekete başladığı düşünüldüğünde cisim bu noktada potansiyel enerjisinin maksimum olduğu durumdadır. B noktasına gediğinde ise potansiyel enerji minimum, kinetik enerji maksimum düzeydedir. Tekrar C noktasına geldiğinde ise potansiyel enerji maksimum düzeye çıkmıştır. Bu hareketler esnasında toplam enerji sabit kalmaktadır.









Enerji ve Sürtünme Kuvveti (Konu Anlatımı)

Enerji ve Sürtünme Kuvveti


Sıranızın üzerine bir madenî para koyunuz ve ona parmağınızla bir itme kuvveti uygulayınız. Para, uyguladığınız itme kuvvetine bağlı olarak belli bir mesafe boyunca hareket edecek ve bir süre sonra yavaşlayarak duracaktır. Sizce, parayı hangi kuvvet durdurmuştur? Parayı aynı kuvvetle buz üzerinde itseydiniz para yine aynı noktada mı dururdu?

 

Hareket eden bir cisim kuvvetler etkisiyle yavaşlar ya da durabilir. Cisimlerin hareketini azaltan bu kuvvetlerden biri, cisimleri her zaman Dünya’nın merkezine çeken yer çekimi, diğeri de sürtünme kuvvetidir. Sürtünme kuvveti birbirine temas eden iki maddenin harekete karşı gösterdiği dirençten doğan kuvvettir.

 

Bir bisiklet kullandığımızı düşünelim. Bu bisikleti durdurmak istediğimizde yandaki şekilde görüldüğü gibi direksiyon kolundaki bir çeşit kaldıraç olan fren kolunu
sıkarız. Bunun sonucunda tekerlek her iki yandaki fren lastiklerine sürtünür. Bisiklet önce yavaşlar, sonra da durur.


Arabalarda da yavaşlamak ya da durmak için bisikletlerde olduğu gibi sürtünmeden yararlanılır. Tekerlek, bisikletlerde fren lastiğine, arabalarda ise fren balatasına sürtünerek sürtünme kuvveti denilen bir kuvvetin oluşmasına sebep olur.
Bundan 200 bin yıl önce insanoğlu doğayı anlamakla kalmamış onu kontrol etmeye başlamıştır. Tahtaları ve çakmak taşlarını birbirine sürterek ateş yakmış, buzun  kayganlığından yararlanarak kızaklarla seyahat etmişlerdi. Günümüzden 4000 yıl kadar önce ise cisimleri yağlamayı akıl ederek sürtünmeyi azaltmaya çalışmışlardı.

Peki, sürtünme kuvveti, hareketi her zaman engeller mi? Yandaki fotoğrafta görülen atlet, koşuya daha hızlı başlayabilmek için bir hızlanma bloğu kullanıyor. Yürüdüğümüzde ya da koştuğumuzda ayaklarımızla yer  arasında bir sürtünme kuvveti oluşur. Oluşan bu sürtünme kuvveti bizim ileri doğru hareket etmemizi sağlar.

 

 

Önemli Not:

 

*Meteorlar atmosfere içinde hareket ederken atmosfer ile aralarındaki sürtünme nedeni ile ısı enerjisi oluşur. Bu ısı meteorun yanmasına ve küçülmesine sebep olur.

*Sürtünme makine parçalarında ısı ve enerji kaybına yol açarken , vida ile bir cismi sabitlemek için ise gereklidir.


Hiç buzda yürüdünüz mü ya da eliniz yağlıyken bir kavanoz kapağını açmaya çalıştınız mı? Günlük hayatımızdaki birçok hareketin sürtünme kuvveti sayesinde
gerçekleştiğini fark ettiniz mi?
Günlük işlerimizde birçok makine kullanırız. Bu makineler iş yaparken enerji harcar. Örneğin, otomobil benzinle, buzdolabı elektrik enerjisiyle çalışır. Fakat bir
makine, kullandığı enerjinin hepsini işe çevirmez, bir kısmını boşa harcar. Sizce, makinelerdeki enerji kaybının sebepleri nelerdir? Avuç içlerinizi birbirine hızla sürttüğünüzde hissettiğiniz sıcaklık, bu sorunun cevabıyla ilgilidir. Sürtünen herşey ısı enerjisi üretir. Bunun yanında aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi ses ve ışık enerjilerine de dönüşebilir. Dönüşen bu enerjiler sürtünme kuvvetinin büyüklüğüne göre az veya çok hissedilir.
 


Salıncak potansiyel enerjinin kinetik enerjiye, kinetik enerjinin de potansiyel enerjiye karşılıklı olarak dönüşmesi sayesinde sallanır. Ancak bu durum sonsuza kadar devam etmez. Daha önce enerjinin yok olmayacağını öğrenmiştik. Peki, öyleyse;
• Salıncak bir müddet sonra neden durur?
• Hareketin devam etmesi için salıncağı neden itmek zorunda kalırız?
• Belli bir yükseklikten bıraktığımız lastik top, yerden zıpladıktan sonra neden her
seferinde aynı yüksekliğe çıkmaz?

Birbirine sürtünen bütün cisimler enerji kaybeder. Yani enerjilerinin bir kısmını kullanamayacakları biçime dönüştürür. Sizce cisimlerin genellikle kullanamadığı
bu enerji nedir? Sürtünme ne kadar küçük olursa enerji kaybı da o kadar az olur diyebilir miyiz? Yandaki resimde görüldüğü gibi düz yolda hareket ederken motoru duran bir otomobil, sürtünme yüzünden önce giderek yavaşlayacak, bir süre sonra da duracaktır.

 

 

 Çünkü otomobilin kinetik enerjisi, sürtünme sonucunda ısı enerjisine dönüşmüştür. Bir enerji, kullanıldığında bir ya da daha fazla biçime dönüşebilir. Bu dönüşümde başlangıçtaki toplam enerji miktarı ile dönüşümden sonraki toplam enerji miktarı birbirine daima eşittir. Bununla birlikte, enerji bir biçimden başka bir biçime dönüşürken bu enerjinin bir kısmı da sürtünme nedeniyle ısı, ışık ve ses enerjilerine dönüşür.

Belli bir yükseklikten bırakılan lastik top, yere çarptıktan sonra her defasında aynı yüksekliğe sıçramaz. Çünkü top her düşüş ve sıçrayışta hem yer hem de hava ile sürtünmekte ve enerji kaybetmektedir. Bir başka deyişle yerin ve havanın sürtünme kuvveti topun hızını kesmektedir. Yapılan hassas ölçümler topun, havanın ve yerin sürtünme kuvveti sebebiyle ısındığını göstermiştir. Topun her defasında aynı yüksekliğe sıçramamasının sebebi  enerjinin azalması değil, enerji dönüşümüdür. Su da cisimlerin hareketini zorlaştırıcı bir sürtünme kuvvetine sebep olur. Bunu azaltmak için gemilerin ön kısımları “V” şeklinde tasarlanır. Hayatımızın her alanında karşımıza çıkan “sürtünme” işlerimizi kimi zaman kolaylaştırırken kimi zaman da zorlaştırmaktadır. Ayağımız ile yer arasındaki sürtünme sayesinde rahatça
yürüyebilmekte, ağaçlara tırmanabilmekte ve engebeleri aşabilmekteyiz. Ulaşım araçlarıyla güvenli bir şekilde yolculuk yapmamız da sürtünme sayesinde gerçekleşmektedir. Tekerleklerin yolu kavraması, frene basıldığında arabanın durması da sürtünmenin faydaları arasındadır. Çevremizi dikkatle incelersek her
yerde sürtünmenin etkisini görebiliriz.


Sürtünmenin yukarıda sıraladığımız faydalarının yanı sıra işlerimizi zorlaştıran ve enerji kaybına yol açan olumsuz yönleri de vardır. Yukarıda da açıkladığımız gibi, tekerleklerin yolu kavraması ve balatalar sayesinde arabaların durdurulabilmesi sürtünmenin faydalarındandır. Ancak bu durum maddi kayıplara yol açmaktadır. Çünkü tekerlekler ve bunları durdurmaya yarayan balatalar sürtünme sebebiyle zamanla aşınır. Asfaltların, makine parçalarının, elbiselerimizin ve koltuk döşemelerinin aşınması sürtünmenin diğer olumsuzlukları olarak sıralanabilir.






































Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: hamide ümütlü, 21.03.2011 14:00:11:
teşekkürler



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
Anket  
  Daha hiç anket oluşturulmamış!


 
Reklam  
   
DUYURULAR  
 
.

*
Ziyaretçi Defterimize yazıp sitemiz hakkındaki düşüncelerinizi bize bildirin.

 
Neler Yeni?  
 
*



*Yorum özelliği eklendi. Artık bazı sayfalarla ilgili yorumlarınızı direkt o sayfaya yazabileceksiniz. /font>



*FORUM açıldı. Kayıt olup onaylandıktan sonra kullanmaya başlayabilirsiniz.

*

<>
 
İstatistikler  
  1 Şubat 2009 tarihinden beri kez ziyaret edildik.

Ziyaretçi haritamızı görmek için buraya tıklayın.
 
Bugün 2 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Bilimden Bir Dilim