Bilimden Bir Dilim
 
BİLİMDEN BİR DİLİM
Bilimden Bir Dilim  
  Ana Sayfa
  Okulumuzun Tarihçesi
  Atatürk ve Fen
  GÜNCEL BİLİM HABERLERİ
  Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar
  Domuz Gribi
  Ülkemizde Nesli Tükenen Hayvanlar
  Doğru Bildiğimiz Yanlışlar
  Aileler İçin İnternet Kullanım Önerileri
  Hayata Dair
  Geri Dönüşüm
  Karikatürler
  Fıkralar
  Sizden Gelenler
  Anketler
  Bilmeceler
  Bunları Biliyor Musunuz?İLGİNÇ BİLGİLER-HABERLER
  Ziyaretçi Defteri
  Rehberlik
  Genom Projesi
  SBS Deneme ve Konu Anlatımı
  ÖĞRENCİLERİN YAPTIĞI ETKİNLİKLER
  İletişim
  FORUM
  4. sınıf :fen ve teknoloji
  5.sınıf:fen ve teknoloji
  6.sınıf fen ve teknoloji
  7. sınıf:fen ve teknoloji
  konular8. sınıf -fen ve teknoloji
  TESTLER
  denemeler 5.sınıf
  denemeler-1
  BİR HIKAYE (Akyuvar meydan muhaberesi)
  Sayaç
  Ödüllü Bulmaca
  BU BENİM ESERİM PROJESİ
  RENK KÖRLÜĞÜ
Bu site Cumhuriyet Mahallesi Ahmet Haşhaş İlköğretim Okulu Bilim, Fen ve Teknoloji Kulubü adına Hatice Akbay tarafından hazırlanmıştır.
BİR HIKAYE (Akyuvar meydan muhaberesi)
                  VÜCUDUN MİKROPLARLA SAVAŞI (AKYUVAR MEYDAN MUHAREBESİ)
 
Genç adamın vücuduna yabancılar girmiş ve çatışmalar başlamıştı. Askerlik görevi akyuvarlara aitti. Hepsi her zaman savaşa hazırdı. Her an uyanık duruyorlardı. Nasıl bir savaş taktiği uygulayacaklarına yine hafızası güçlü akyuvarlar karar verecekti. Genç adam çocukken aşı yaptırmış ve vücudu aynı düşmanın zayıflatılmış hâli ile o zaman tanışmıştı. Onlar da bu düşmanı hiç unutmamışlardı. O gün nasıl savaştılar ise ona karşı hangi eğitilmiş savaşçıları ve malzemeleri kullandılarsa bu defa da aynılarını kullanacaklardı. Hazırlıklıydılar. Onu nasıl mağlup edeceklerini biliyorlardı. Düşman vücuda daha evvel de girmiş ise; arşiv görevlileri onun hakkında bilgi verir ilk defa giriyorsa ona göre bir taktik geliştirilirdi.
Genç alyuvar bu ani hareketliliğin farkındaydı. Olağandışı bir durum vardı. Herkes görevinin başına geçmiş çalışmasına işine daha bir dikkat eder olmuştu. Özellikle akyuvarlar. Hemen silahlarının bakımını yapmışlar zırhlarını kuşanmışlardı. Bir yandan da yeni yeni askerler göreve çağırılıyor kemik iliği; akyuvar üretimini artırıyordu. Herkes görevini biliyordu. Sanki hepsi şuurlu hepsi akıllı hepsi askerî eğitimden geçmişti.

Her akyuvar ait olduğu taburda toplanıyor hizaya giriyor "marş!" emrini bekliyordu. Haber geldiği anda emredilen yere doğru hücuma geçecekler saldırıya uğrayan arkadaşlarını yalnız bırakmayacaklar ilk şoku çabuk atlatmaya çalışacaklardı. Aslında vücudun hiçbir noktasını hiçbir köşe başını boş bırakmamışlardı. Bir damla kanda binlerce idiler.

Bu küçücük canlılardan kurulu büyük bir ordu idi. Talimleri savaş taktikleri harikaydı. Hiç kimse vazifesini şaşırmıyor görevini karıştırmıyor "bana ne?" demiyor tembellik göstermiyordu. Kimse kendini düşünmüyor mesele yapmıyordu. Önemli olan vücudun sıhhati idi. Biliyorlardı ki o vücudun her hücresi her organı bütün vücut için yani birbirleri için çalışıyordu. Her hücre kendisini feda etmeye baştan razı idi. Vücudun bir yerinde bir rahatsızlık olduğunda kimse "elimde önemli işlerim var" demez kendi işini de aksatmadan arkadaşlarının kardeşlerinin yardımına koşar onların ihtiyacına göre çalışmasına yön verirdi.

Genç alyuvarın daha hayatının ilk günleri idi. Milyonlarca arkadaşının kardeşinin abisinin olduğu bir ekipte çalışmaktan oldukça memnundu. Kendini onlarla birlikte daha güçlü hissediyordu.

Onlar taşıyıcı idi. Görevleri vücuttaki diğer hücre kardeşlerine oksijen taşımaktı. Genç adam nefes alıyor havadaki milyarlarca oksijen taneciği akciğerlere borulara torbacıklara doluyor oradan kana geçiyor ve bu düzenekte görev sırası gelince alyuvarlar denilen "beyaz yuvarlak taşıyıcı tanecikler" rollerini oynuyordu.

Genç alyuvar daha işe başlamamıştı. Gelişmeleri takip ediyor hayata daha önce başlamış olan abileri tarafından eğitiliyor gelişip palazlanıyordu. Göreve başlayacağı günü büyük bir sabırsızlıkla ve istekle bekliyordu. Akyuvar denilen "küçük savaşçı hücreler" de oksijeni onlara götürüyordu. Ne güzel şeydi... Bir hücrenin bir akyuvarın imdadına koşmak ihtiyaç duyduğu oksijeni vermek ve âdeta hayatını kurtarmak ölmemesi için yardımcı olmak... Sırası gelince "başla!" denilince var gücü ile koşacak ve ondan sonra artık hiç durmayacaktı. O küçük hücrecik bir vazifesi olduğuna önemli bir işte çalıştığına seviniyordu. Çok huzurlu idi. Bu ona verilen önemi gösteriyordu.

Akyuvarların hareketliliği sürekli artıyordu. Birinci bölükte çatışmanın çıktığı yere ilk müdahaleyi yapan akyuvarlar piyadeler toplanmıştı. Güçlü güçsüz her düşmana onlar müdahale ederdi. İkinci bölükte özel eğitimden geçmiş tim bulunuyordu. Onlarla birlikte istihbaratçı akyuvarlar da vardı. Zırhlı birlikler ve komandolar üçüncü bölükteydi. Dördüncü bölük ise mekanik kuvvetlerden oluşuyordu. Merkezî kumandada da istihbaratçı hafıza hücreleri vardı. Savaşın seyrindeki merhaleleri onlar takip edecekti.

Genç alyuvar tecrübeli bir akyuvarın yanına yaklaştı. Kıyafeti ve rütbesi önemli birisi olduğunu gösteriyordu. Kendisi için gerekli olan oksijeni yine bir alyuvardan alıyordu. Selâm verdi.

- Nasılsınız? dedi.

Tecrübeli akyuvar ciddi bir askerdi. Alyuvara sevgiyle baktı.

- Teşekkür ederim dedi ya sen?

- Vazifeye çağrılacağım günü bekliyorum.

- Merak etme burada kimse unutulmaz. Hazır olana görevi verilir. Sen de ihmal edilmezsin.

- Sizin göreviniz ne?

- İstihbarat subayıyım.

- Ne iş yaparsınız?

- Vücuda giren mikrobun yani düşmanın özelliklerini tespit eder eski bilgileri ana kumandaya bildirir savaş taktiğinin belirlenmesinde yardımcı olurum.

- Mühim bir vazife.

- Bu vücuttaki her hücrenin görevi önemlidir. Bak derideki bir hücre olmazsa kesilse yaralansa düşmanlar oradan içimize sızar. Duvar görevi yapan bir deri hücresi bile nöbet bekleyen bir asker gibi önemlidir. Hem bu vücutta her hücre yapabileceği en fazla işi yapar. Bir çoğumuzun birden çok vazifesi vardır. Deri hücresinin de... Bu vücut hepimizden oluşuyor delikanlı. Kimsenin tek başına bir kıymeti yok.

- Çok haklısınız.

- Seninle sohbet etmek çok güzel. Ama benim önemli işlerim var. Müsaade eder misin?

- Tabiî ki buyurun. Yalnız şey...

- Ne oldu?

- Bir sorum daha var ama işinizden alıkoymaktan korkuyorum.

- Sor bakalım.

- Savaş çıkmış diyorlar doğru mu?

- Evet.

- Halkın arasında durumun kötü olduğu söyleniyor. İşin uzmanı sizsiniz sizce nasıl?

-Hiç merak etmeyin. Evet bu kez düşman çok güçlü. Ama tanımadığımız bir düşman değil. Biz onu alt edecek güçteyiz. Sahibimiz de bizi yalnız bırakmayacak bize düşmana karşı gerekli takviyeleri gönderecek en uygun silâhı verecektir. Hepimiz işimizin başındayız.

- Teşekkür ederim beni rahatlattınız.

-Senin eğitimini tamamlarken bir görevin de halka moral vermek olsun. Git bunları arkadaşlarına anlat. Zira böyle günlerde herkesin morale ihtiyacı var. Haydi hoşçakal.

-Hoşçakalın.

Düşman hücreler genç adama solunum yolu ile bulaşmıştı. Hasta bir adam gencin yanında öksürmüş mikroplar havaya yayılmıştı.

Adı "Mycobacterium tüberculosis"ti. Çok iyi eğitilmiş özel zırhlarla donatılmış bir mikroptu. Tam donanımlı bir gerillayı andırıyordu. Onunla kolay kolay başa çıkılmazdı. Alt etmek oldukça zordu.

Adam o mikroplu havadan bir nefes çekince hemen içeriye hücum ettiler. Nihayet uzun süredir kolladıkları bekledikleri şeyi başarmışlardı. Kahkaha ile gülüyor birbirlerine kaş-göz işaretleri yapıyor çığlıklar atıyorlardı. Adamın işini bitireceklerine söz veriyor bunu değişik hareketlerle de ifade ediyorlardı.

-Akciğeri çok severim dedi birisi.

-Ben de dedi bir diğeri. Bu organa bayılıyorum.

-İlk taarruzu etkili yapmalıyız dedi başlarındaki bakteri... Tutunmak zannettiğiniz kadar da kolay değil. Her şey olmuş bitmiş gibi kendinizi salmayın.

-Ayıp ettin dedi genç ve cüsseli bakteri... Bu güne kadar verdiğin hiçbir işte gevşeklik gösterdik mi?

-Bize güven.

Komutanları olan bakteri sırtlarını sıvazladı. Başlarını okşadı. Pırıltılı gözlerle baktı.

Size çok güveniyorum dedi. Hep birlikte "çin çin çin" kahkahalar attılar.

Nefes boşluğundaki yolculukları bitmek üzereydi küçük bir kesecikten içeri gireceklerdi. Komutan sert ve kesin bir ifade ile emrini verdi.

-Hücum!


Çığlıklar atarak saldırdılar. İlk saldırı anı hiç de zor olmamış fazla zayiat vermemişlerdi. Önlerine çıkanı dağıtmış öldürmüşlerdi. Acımaları yoktu. Akılları hep ölmekte öldürmekteydi. Adları belki de onun için mikrop olmuştu.

Nöbetçi askerler beklemedikleri bir taarruza uğramışlardı. Aslında gafil avlandıkları söylenemezdi. Gelenler başkaları olsa onları çok rahatlıkla yakalayıp alt edebilirlerdi. Ellerinden geleni yapmışlar cansiperane savaşmışlar yakınlardaki akyuvarlar hemen yardıma koşmuş binlercesi birlikte savaşmıştı ama hayır! Bu düşmanı mağlûp etmeye vücuda almamaya güçleri yetmemişti. Binlercesi ölmüş telef olmuştu. Bir o kadar da yaralı vardı.

Mikropların komutanı zafer naraları atıyor ölü akyuvarların üzerine çizmesi ile basıyor.

- Zafer bizim! diyordu.

İstihbarat hücreleri hemen merkezi aradılar. Durum acildi. Vakit kaybetmeden harekete geçilmeliydi. Zaten sınırdan ilk bir-iki düşman askeri sızdığında merkezin haberi olmuş fakat destek kuvvetleri yetişememişti.

Savaş yeni başlıyordu.

Mikroplar da vücuda girdikten sonra ilk iş olarak etrafa gözcülerini dikmişler çevreyi ve durumlarını gözden geçirmişler savaşı idare edebilmek için bir kumanda çadırı kurmuşlardı. Onların teknikleri taktikleri hedefleri belli idi aslında... Süratle çoğalacak vücudun erzak ve cephaneliklerini ele geçirerek güçlenecek kana karışacak her yere yayılıp istilâ edecek ve organları birer birer düşüreceklerdi. Vücudun tamamını bitirene kadar savaşmaya söz vermişlerdi. Onlar için zafer ölümle gelecekti.

Vücuttaki tedbirler işte o andan sonra alınmaya başlanmıştı. Düşmanın durumuna göre kuvvetler cepheye sürülecekti. Paniğe telâşa gerek yoktu. Daha olağanüstü önlemler alınmamıştı. Düşmanın gücü tartılacak ne kadar kuvvetle alt edilip ortadan kaldırılabilecekse o kadar kuvvet ayrılacaktı. Masraflar ve meşguliyet o nisbette olacaktı. Elbette vücut bütün faaliyetlerini bırakamaz çalışmalarını ihmal edemez diğer noktaları boşaltarak başka düşmanların iştahını kabartamazdı. Durum ciddiyetle ele alınmalıydı. Hissî davranmak herkese zarar verirdi.

Mikroplar akciğere yerleştiği için dıştan bakanlar küçük gri noktalar bezeler görebilirdi. Burada bir hastalık var diye herkes söyleyebilirdi.

Hemen birinci bölük cepheye sürüldü. Zira mikroplar bir an olsun boş durmamışlar süratle yayılmaya başlamışlardı. Her geçen an mikropların lehine gelişiyordu. Binlerce piyade akyuvar bakterilerin karşısına yığınak yaptı. Onlara kimileri monositler diyordu. Canhıraş feryatlar duyuluyor başlar kopuyor gövdeler parçalanıyordu. Kan gövdeyi götürüyordu. Piyadeler ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Âdeta ölüme yürüyorlardı. Hiç kimse geriye durmuyor her akyuvar daha birkaç saniye önce ölen bir arkadaşının bulunduğu mevziye seve seve atılıyor âdeta ölümü gülerek karşılıyordu. O vücut onların vatanı idi ve uğrunda gerektiğinde ölünemeyen bir vatanı; korumak daha sonraki nesillere emanet etmek imkânsızdı.

Fakat ne yazık ki her çatışmadan her cepheden ölüm haberleri geliyordu. Merkez bu durumun farkında idi. Düşmanın ne kadar tehlikeli ve etkili olduğu elbette biliniyordu. Ama olan olmuş genç adamın vücudu böyle bir düşmanla karşılaşmıştı. Kim bilir aynı mikropla savaşan kaç vücut vardı? O vücutlardan birisi de genç adama aitti.

İşin kötüsü o günlerde genç oldukça zayıftı. Morali bozuktu. İşleri iyi gitmiyordu. İyi beslenemiyordu. Belki iyi beslendiği moralinin iyi olduğu kendisini zinde hissettiği günlerde olsaydı o mikroplar o adama hiçbir şey yapamayacak gerekli takviye anında yetişecek düşmana güçlenme fırsatı verilmeyecekti ama hayır. Adam o günlerde iyi değildi ve belki de onun o hâli mikroplar için bir davetiye olmuştu.

Düşman orduları ilk meydan muharebesinden de zaferle çıktılar. Çok az kayıp vermişlerdi. Piyadeler bu özel eğitimli özel silâhlarla ve zırhlarla donatılmış düşmana güç yetirememişti. Artık olağanüstü hâl seferberlik ilân edilmeliydi. Merkez telâşa düşmüyor elindeki kuvvetleri bir anda kullanmıyor her şeyin sırasının gelmesini bekliyordu.

Genç adam kendisini oldukça bitkin hissediyordu. Öksürüklerinin şiddeti ve sıklığı artmış iştahı tamamen kesilmişti. Bu faaliyetlerden ötürü ateşi de bir hayli yükselmişti.

Özel savaşçıların timin devreye sokulma vakti gelmişti. Kod adları lenfositti. Zırhlarını kuşandı ve düşmana ani bir baskın yaptılar. Şiddetli bir savaş oldu aralarında.... Artık mikropların da gözü korkmuştu. İstedikleri gibi at oynatamayacaklarını istedikleri yerde dolaşamayacaklarını anlamışlardı. Durumun kendileri için de ciddi olduğunu yeni yeni hissediyorlardı.

Bu yeni takviye düşmanın gelişmesini yavaşlatsa da işini tamamen bitiremedi. Hattâ belki kısa bir süre sonra onları da alt edebilirlerdi.

Ordunun kumanda merkezi savaşı her adımda takip ediyordu. Hafıza hücrelerinden kurulu heyet ihtiyaç duyulduğu anda bir sonraki merhaleyi haber veriyor ve önceden plânlanan önlemler alınıyordu. Vücudu asla teslim etmeye niyetleri yoktu.

Fakat ne yazık ki genç adam bu konuda onlara hiç yardımcı olmuyor kendisini yoruyor iyi beslenmiyor ilâç almıyor onların direncini takviye etmediği gibi belki de kırıyordu.

Merkezî masa özel time yardımcı olsunlar onları desteklesinler diye zırhlı birliklerin komandoların devreye girmesine karar verdi. Komandolar mikropların korkulu rüyası idi. Onlara makrofaj adını takmışlardı. Piyadeler tim ve komandolar omuz omuza çarpışacaktı. Durum çok ciddiydi.

Piyadeler; düşmanın kolay aşamaması için intihar timi gibi canlarını feda ederek etten bir duvar oluşturacaklar özel tim yakın dövüş silâhları ile baskınlar yaparak mikropları sindirecek veya en azından yıpratacaktı. Komandolar ise birkaç tanesi bir araya gelerek vücutlarını birleştirecek böylece kuvvetleri birleşmiş olarak mikropları içlerine alıp eriteceklerdi. Plân adım adım yürüyecekti. Bu etten duvar düşmanın yayılmasını engelleyecekti. Herkes onu ümit ediyordu.

Genç adam kendi üzerinde kendi içerisinde olan bu faaliyetlerin hiçbirisinin farkında değildi. Bir tanesiyle bile konuşmamış hiçbirisi ile anlaşmamış onlara ne yapmaları gerektiğini ve ihtiyacını söylememişti. Bu düzenli bu sistemli bu fedakârca mücadelenin idarecisi o değildi. Bütün bu şuursuz canlılar bir maksatla iş gördüklerine göre; onları şuurlu gibi sevk eden birisi olmalıydı. Ama bunu; ne ilimsiz gözsüz kulaksız kemik iliği yapabilirdi ne toplu iğnenin binde biri kadar olmayan akyuvar... Bu büyük savaş gören bilen merhametli bir makamdan idare ediliyordu.

Şükür ki genç adam hastalığının belirtileri şiddetlendikçe hâlsizliği iştahsızlığı ateşi öksürüğü zorladıkça daha fazla ilgisiz kalamamış bir doktora gitmişti. Doktor hastalığının teşhisini hemen koymuş birkaç tahlil ve filmden sonra ona "verem" olduğunu söylemişti. Gerekli tedaviye hemen başlandı. Böylece vücudun savunma mekanizmasına takviye gelmiş oldu.

Komandolar her ne kadar mükemmel bir dayanışma örneği gösterseler hücrelerinin sınırlarını kaldırıp birleşseler verem mikrobu ile başa baş dişe diş savaşsalar da mikrobun dışındaki mumsu maddeyi aşamadıkları zırhı eritemedikleri için tamamen imha edemiyorlardı. Hattâ bazen mikrop bu birleşmiş komandoları parçalayıp içlerinden çıkıyordu. İlâç takviyesinin mikrobun cidarını zayıflatması ile savaşın seyri değişti.

Artık mekanik kuvvetlerin sırası da gelmişti. Kıyasıya mücadelenin olduğu kavganın verildiği bütün savaş meydanlarının çevresine mekanik kuvvetler yığınak yaptı. Mikropların bulunduğu yerin etrafında ölmüş akyuvarlardan oluşan bir barikat kuruldu. Mikroplar onları aşamayacak beslenip güçlenemeyecek çoğalamayacak yayılamayacaktı. Plânın son merhalesi savaş meydanlarının çevresine aşılması güç bir duvar örmekti. "Fibröz doku" denilen bir maddeden oluşan ipliklerle duvar örüldü âdeta halı gibi dokundu. Binlerce komando tim piyade kendisini feda etmiş çemberin içinde isteyerek kalmışlardı. Oldukça yıpranmış olan inatçı mikroplar artık her geçen gün biraz daha zayıflayacak başkalarını öldürmek isterken aynı akıbete kendileri uğrayacaktı.

Vücut bütün sistemleri ve organlarıyla istihbaratından piyadesine bütün askerleriyle savaşı kazanmıştı. Her yerde sevinç her yerde şenlik vardı. Genç adam artık sürekli öksürmüyordu. Kendisini oldukça güçlü ve neşeli hissediyordu. Yüreği ona sıhhati veren Yaratıcısına teşekkür hisleri ile dolu idi.

Tücrübeli akyuvar etrafı dikkatli bakışlarla süzerken arkasından birisi yaklaştı.

- Efendim dedi oksijeninizi getirdim.

Geriye döndü akyuvar. Bu sesi tanımıştı. Bu savaş başladığında görüştüğü görev bekleyen alyuvardı.

- Teşekkür ederim dedi akyuvar.

Alyuvar kumandana büyük bir hayranlıkla ve sevgi ile bakıyordu. İçinden geçenleri söylemeden edemeyecekti.

- Sizler birer kahramansınız ve size minnettarız dedi.

- Bu savaşta hepimiz görevimizi yapmaya çalıştık dedi tecrübeli akyuvar. Hepimizin minneti ve teşekkürü; bize acıyan bizi idare eden kumandanımızadır.

Tebessüm etti alyuvar... Tebessüm ederek ayrıldılar.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ŞÜKRİYE 8/C, 31.03.2010, 18:11 (UTC):
HOCAM HİKAYE ÇOK GÜZEL (bu hikayeyi yayımlayarak bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim)



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
Anket  
  Daha hiç anket oluşturulmamış!


 
Reklam  
   
DUYURULAR  
 
.

*
Ziyaretçi Defterimize yazıp sitemiz hakkındaki düşüncelerinizi bize bildirin.

 
Neler Yeni?  
 
*



*Yorum özelliği eklendi. Artık bazı sayfalarla ilgili yorumlarınızı direkt o sayfaya yazabileceksiniz. /font>



*FORUM açıldı. Kayıt olup onaylandıktan sonra kullanmaya başlayabilirsiniz.

*

<>
 
İstatistikler  
  1 Şubat 2009 tarihinden beri kez ziyaret edildik.

Ziyaretçi haritamızı görmek için buraya tıklayın.
 
Bugün 14 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Bilimden Bir Dilim